Büyüme sancıları var olmaya devam ettikçe, sinemada büyüme hikâyeleri de anlatılmaya devam edecek. Çocukların ve gençlerin karşılaştığı zorlukların onları farklı birer insana dönüştürdüğü, yetişkin olmaya biraz daha yaklaştırdığı bu tür dramalar, bize genellikle bu dönüşümü anlatmakla yetinir. Amerikan bağımsız sinemasının genç yönetmenlerinden Trey Edward Shults imzalı Waves ise sadece bu dönüşümü anlatmakla yetinmiyor, o dönüşümün sebeplerini ve sonuçlarını iki ayrı hikâye aracılığıyla önümüze koyuyor. Hareketli, dinamik, gerçekçi, genç ve çarpıcı bir şekilde… Başka bir deyişle, büyüyen bir dalganın sahile vuruşunu ve geriye çekilmesini izliyor. Yıllar sonra geri dönüp bakıldığında Waves’in Z kuşağını en iyi anlatan filmlerden biri olarak anılacağını öngörmek hiç de zor değil. Dünya prömiyerini güz başında Telluride Film Festivali ve Toronto Film Festivali gibi önemli platformlarda yapan ve şimdiden yılın en yüksek eleştirmen puanlarından birine sahip olan Waves, A24 yapımı Florida büyüme hikâyelerinin en yenisi. Kamera ve müzik kullanımıyla duyguları tetikleyen Trey Edward Shults, üst-orta sınıf bir Amerikalı ailenin iki çocuğunu merkeze aldığı bu hikâyede, kardeşlerden birinin sürüklendiği felaketin, nasıl diğerinin kurtuluşuna dönüştüğünü anlatıyor. Kısa bir süre önce Luce’da izlediğimiz Kelvin Harrison Jr. ile Taylor Russell’ın başrollerini paylaştığı Waves’de onlara Sterling K. Brown, Renée Elise Goldsberry, Lucas Hedges ve Euphoria’dan tanıdığımız Alexa Demie eşlik ediyor. Waves’in büyük bir hızla üç yüz altmış derece dönen kamerası, on sekiz yaşındaki Tyler’ın hayatından içeri sokuyor bizi açılış sekansında. Gerçek aşka ve gençlik ateşine tanık olduğumuz bir araba yolculuğu, hayatına özenmekten kendimizi alıkoyamadığımız bir yıldız öğrencinin okul koridorlarındaki, güreş sahasındaki, soyunma odasındaki rutini, evindeki, odasındaki, banyosundaki gündelik yaşamı… Sonra, bu dört dörtlük yaşamının arka planında gizli olanlar açığa çıkmaya başlıyor. Annelerini çok küçük yaşta kaybetmiş ve onları öz anneleriymiş gibi seven üvey anneleri tarafından büyütülmüş iki kardeşin büyüğü olan Tyler’ın babası, oğlunu hem fiziksel hem de psikolojik olarak sürekli olarak zorluyor, ondan hep daha fazlasını bekliyor. “Erkek olmanın” sorumluluğundan, “sporcu bir erkek olmanın” gerektirdiği disiplinden, sahip olduğu hayata “siyahi bir erkek olarak” sahip olmanın zorluğundan ve bu ayrıcalığı kaybetmemek için ne kadar çok çalışması gerektiğinden bahsedip duruyor. Büyük baskı altındaki Tyler, kolunun sakatlandığını da, kız arkadaşının hamile kaldığını da, gelecek hakkındaki kaygılarını da saklamak zorunda kalıyor. Tüm bunların yarattığı çalkantı büyüyen bir dalga gibi sahile yaklaşırken, başından beri içimizde olan o kötü bir şey olacak hissi de büyüyor. Kötü bir şey olacak ve özenmekten kendimizi koyamadığımız o genç adamın hayatı ellerinden kayıp gidecek. Ama nasıl; babasının yarattığı baskıdan kaçarak yıllarca keşfedemediği öz kimliğini keşfeden bir gencin büyüme hikâyesi mi bu, yoksa madde bağımlılığının karattığı bir hayatın hikâyesi mi? Planlanmamış bir hamileliğin genç bir çiftin önüne koyduğu zorlukları mı izleyeceğiz, yoksa dağılan bir yuvanın ilk gençlik çağındaki çocuklarını nasıl etkileyeceğini mi? Cevap hiçbiri, belki de hepsi… Nefesimizi tutup cevabı ararken, şu his bir an bile çıkmıyor aklımızdan: Kötü bir şey olacak. Waves: Büyüme Sancılarının Öncesi ve Sonrası Tyler’ın trajik bir patlama noktasına doğru sürüklenen yaşamı, Waves’in ilk yarısını oluşturuyor sadece. Her şey Tyler’ın ya da biz izleyicinin beklemediği şekilde ilerliyor - tıpkı hayat gibi - ve giderek büyüyen dalga çok sert bir şekilde vuruyor sahile. Geride kalıcı hasarlar, sönmüş ya da kökten değişmiş…

Yazar Puanı

Puan - 90%

90%

Dünya prömiyerini güz başında Telluride Film Festivali ve Toronto Film Festivali gibi önemli platformlarda yapan ve şimdiden yılın en yüksek eleştirmen puanlarından birine sahip olan Waves, A24 yapımı Florida büyüme hikâyelerinin en yenisi. Kamera ve müzik kullanımıyla duyguları tetikleyen Trey Edward Shults, üst-orta sınıf bir Amerikalı ailenin iki çocuğunu merkeze aldığı bu hikâyede, kardeşlerden birinin sürüklendiği felaketin, nasıl diğerinin kurtuluşuna dönüştüğünü anlatıyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
90

Büyüme sancıları var olmaya devam ettikçe, sinemada büyüme hikâyeleri de anlatılmaya devam edecek. Çocukların ve gençlerin karşılaştığı zorlukların onları farklı birer insana dönüştürdüğü, yetişkin olmaya biraz daha yaklaştırdığı bu tür dramalar, bize genellikle bu dönüşümü anlatmakla yetinir. Amerikan bağımsız sinemasının genç yönetmenlerinden Trey Edward Shults imzalı Waves ise sadece bu dönüşümü anlatmakla yetinmiyor, o dönüşümün sebeplerini ve sonuçlarını iki ayrı hikâye aracılığıyla önümüze koyuyor. Hareketli, dinamik, gerçekçi, genç ve çarpıcı bir şekilde… Başka bir deyişle, büyüyen bir dalganın sahile vuruşunu ve geriye çekilmesini izliyor. Yıllar sonra geri dönüp bakıldığında Wavesin Z kuşağını en iyi anlatan filmlerden biri olarak anılacağını öngörmek hiç de zor değil.

Dünya prömiyerini güz başında Telluride Film Festivali ve Toronto Film Festivali gibi önemli platformlarda yapan ve şimdiden yılın en yüksek eleştirmen puanlarından birine sahip olan Waves, A24 yapımı Florida büyüme hikâyelerinin en yenisi. Kamera ve müzik kullanımıyla duyguları tetikleyen Trey Edward Shults, üst-orta sınıf bir Amerikalı ailenin iki çocuğunu merkeze aldığı bu hikâyede, kardeşlerden birinin sürüklendiği felaketin, nasıl diğerinin kurtuluşuna dönüştüğünü anlatıyor. Kısa bir süre önce Luce’da izlediğimiz Kelvin Harrison Jr. ile Taylor Russell’ın başrollerini paylaştığı Waves’de onlara Sterling K. Brown, Renée Elise Goldsberry, Lucas Hedges ve Euphoria’dan tanıdığımız Alexa Demie eşlik ediyor.

Waves’in büyük bir hızla üç yüz altmış derece dönen kamerası, on sekiz yaşındaki Tyler’ın hayatından içeri sokuyor bizi açılış sekansında. Gerçek aşka ve gençlik ateşine tanık olduğumuz bir araba yolculuğu, hayatına özenmekten kendimizi alıkoyamadığımız bir yıldız öğrencinin okul koridorlarındaki, güreş sahasındaki, soyunma odasındaki rutini, evindeki, odasındaki, banyosundaki gündelik yaşamı… Sonra, bu dört dörtlük yaşamının arka planında gizli olanlar açığa çıkmaya başlıyor. Annelerini çok küçük yaşta kaybetmiş ve onları öz anneleriymiş gibi seven üvey anneleri tarafından büyütülmüş iki kardeşin büyüğü olan Tyler’ın babası, oğlunu hem fiziksel hem de psikolojik olarak sürekli olarak zorluyor, ondan hep daha fazlasını bekliyor. “Erkek olmanın” sorumluluğundan, “sporcu bir erkek olmanın” gerektirdiği disiplinden, sahip olduğu hayata “siyahi bir erkek olarak” sahip olmanın zorluğundan ve bu ayrıcalığı kaybetmemek için ne kadar çok çalışması gerektiğinden bahsedip duruyor. Büyük baskı altındaki Tyler, kolunun sakatlandığını da, kız arkadaşının hamile kaldığını da, gelecek hakkındaki kaygılarını da saklamak zorunda kalıyor. Tüm bunların yarattığı çalkantı büyüyen bir dalga gibi sahile yaklaşırken, başından beri içimizde olan o kötü bir şey olacak hissi de büyüyor. Kötü bir şey olacak ve özenmekten kendimizi koyamadığımız o genç adamın hayatı ellerinden kayıp gidecek. Ama nasıl; babasının yarattığı baskıdan kaçarak yıllarca keşfedemediği öz kimliğini keşfeden bir gencin büyüme hikâyesi mi bu, yoksa madde bağımlılığının karattığı bir hayatın hikâyesi mi? Planlanmamış bir hamileliğin genç bir çiftin önüne koyduğu zorlukları mı izleyeceğiz, yoksa dağılan bir yuvanın ilk gençlik çağındaki çocuklarını nasıl etkileyeceğini mi? Cevap hiçbiri, belki de hepsi… Nefesimizi tutup cevabı ararken, şu his bir an bile çıkmıyor aklımızdan: Kötü bir şey olacak.

Waves: Büyüme Sancılarının Öncesi ve Sonrası

Tyler’ın trajik bir patlama noktasına doğru sürüklenen yaşamı, Waves’in ilk yarısını oluşturuyor sadece. Her şey Tyler’ın ya da biz izleyicinin beklemediği şekilde ilerliyor – tıpkı hayat gibi – ve giderek büyüyen dalga çok sert bir şekilde vuruyor sahile. Geride kalıcı hasarlar, sönmüş ya da kökten değişmiş hayatlar bırakıyor. Filmin ikinci yarısında, sadece bir yan karakter olduğunu düşündüğümüz birini çok daha yakından tanıyoruz: Tyler’ın kardeşi Emily. Emily, abisinin yıldız bir öğrenci olarak geçirdiği lise yıllarını, onun sürüklendiği felaketin gölgesinde geçirmek zorunda kalan bir genç kadın. Ailesiyle ilişkisi de, ilk erkek arkadaşıyla ilişkisi de, sosyal yaşamı da Tyler’ın hayaleti tarafından şekillendiriliyor. Derken sahile vuran dalga yavaşça geri çekilmeye, çekildikçe Emily’nin hayatı bireyselleşmeye, özgürleşmeye başlıyor. Baskının ve sorumlulukların büyüttüğü öfkenin yol açtığı hasar, çıkarılan derslerin, kefaretin, affetmenin ve affedilmenin dinginliğindeki bir onarım olarak geri dönüyor. Tyler’ın çöküşüne neden olan dalga, Emily’nin doğuşunu müjdeliyor.

Son yıllarda sinemada, özellikle de gençlik filmlerinde aşılması gereken en büyük zorluklardan biri, gündelik yaşamın önemli bir parçası olan mesajlaşmayı, akıllı telefonların iki (ya da daha fazla) ucundaki bireyler arası iletişimi ve bu iletişimin bir sonucu olan anlık duyguları ve psikolojiyi doğru ve etkili bir şekilde izleyiciye yansıtmak oluyor. Waves’in ilk bölümünde Tyler ve kız arkadaşı arasındaki ilişkinin kilit noktasının uzun bir mesajlaşma olması da yönetmenin karşısındaki en büyük sınav belki de; Shults bu sınavı oldukça yüksek bir notla geçiyor. Filmin ilk saniyesinden itibaren bizi duygusal bir hız treninde gezdiren kamera, bu sahnede de telefon ekranı ve Tyler arasında gidip gelir, onlarla beraber odanın farklı köşelerinde gezinirken, son yıllarda mesajlaşmanın sinemadaki en etkili kullanımlarından birini sunuyor. Filmin teknik özellikleriyle duygularımızı ele geçirmesinin yolları bununla da sınırlı değil. Sterling K. Brown, Trey Edward Shults’un kendisine yolladığı senaryo dosyasında hangi an hangi şarkının duyulacağına dair işaretlerden, duygulara göre kodlanmış büyüklük ve renklerdeki metinlerden ve değişen görüntü oranlarına dair notlardan bahsediyor. Biz de Frank Ocean’dan Animal Collective’e, Kanye West’ten Tame Impala’ya, Radiohead’den Kendrick Lamar’a uzanan soundtrack listesindeki şarkıların birçoğunu filmin karakterleriyle aynı anda dinliyor, şarkıların onlar adına konuşmasına tanık oluyoruz; benzer yoğunlukta bir duygu ilişkisini en son Xavier Dolan’ın Mommy’sinde (2014) gördüğümüz görüntü oranı değişimleri aracılığıyla karakterlerle birlikte nefes alıyoruz sanki.

Amerikan bağımsız sinemasının önemli yönetmenlerinden biri olma yolunda emin adımlarla ilerleyen Trey Edward Shults’un Krisha (2015) ve It Comes at Night’ın (2017) ardından Waves (2019) ile devam ettiği yolculuğunda, teknik detaylar ve karakter ilişkisi aracılığıyla oluşturduğu sinema diline ek olarak kendine özgü ve oldukça kişisel bir sinema evreni yaratmaya başladığını görmek de sevindirici. Yönetmenin sineması için bir fetiş oyuncusu hâline gelmeye başlayan öz teyzesi Krisha Fairchild ufak bir rolde karşımıza çıkıyor. Yine Krisha’nın tamamının çekildiği ve gerçek hayatta yönetmenin annesine ait olan iki katlı ev Waves’e set oluyor, It Comes at Night’ın oyuncularından Kelvin Harrison Jr. ise filmin başrollerinden birini sırtlıyor. Diğer yandan Amerikan gençliğinin sinemadaki başarılı temsillerinden söz ederken atlamanın imkansız olduğu Harmony Korine’i filmin oyuncuları arasında görmek hem hoş bir sürpriz hem de Shults’un farklı akıntılarda sürüklenen gençlerin bu öyküsünde kimin izinden gittiğine dair önemli bir ipucu.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi