Bu yazıda inceleyeceğimiz konu, 20’li yaşlarında hayatla gerçek tanışmasını gerçekleştiren genç kadınların, toplumun belirgin ya da içselleştirilmiş baskısı altında kendi vahşi benliklerinden uzaklaşmasının ardından, bir ya da birden çok hayvan aracılığıyla kendi vahşi yanlarını yeniden hatırlamaları üzerine olacak. Konuyla ilgili incelemeyi seçtiğim iki film ise, hayvan metaforlarının özellikle belirgin olması sebebiyle Nicolette Krebitz’in üçüncü uzun metraj filmi Wild (2016) ve Joachim Trier imzalı Thelma (2017).

Kısaca filmlerin konularından bahsetmek gerekirse, Krebitz imzalı Wild filmi, ana karakteri olan Ania’nın tekdüze hayatına izleyicisini konuk eder. İşe gidip geldiği yolda bir gün bir kurtla göz göze gelen Ania, bu anın etkisinden çıkamaz ve gördüğü kurdu yakalayarak eve hapsetmeye karar verir. Ancak bu hapsetme ve ehlileştirme amacıyla gelişen süreç, kurdun evcilleşmesindense Ania’nın vahşileşmesiyle sonuçlanır.

Thelma cephesine geldiğimizde ise, üniversiteye yeni başlayan ve o zamana dek dini öğretiler çerçevesinde, aşırıya kaçmayan ve her hareketinin sınırlarını çizen bir genç kadın olarak yaşayan Thelma’nın, ilk kez bu sınırları aştığında vücudunun geçirdiği rahatsızlıkları ve bu durumun kuşlarla olan bağlantısını izleriz. Bir çeşit süpergücü olan Thelma’nın, kendisini sınırlandırdığı anları aşarak yoğun, cinsel duygular hissettiği anda etrafındaki kuşların camlara çarptığını, yere düşüp öldüğünü görürüz.

Peki vahşi yan nedir; vahşi olanı, bir kadın olarak kaybetmemek neden önemlidir? Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabının yazarı Clarissa Pinkola Estes kadının vahşi yanı ile ilgili şöyle diyor: “İster içe, ister dışadönük olun, ister kadınları seven bir kadın, ister erkekleri seven bir kadın, ister tanrıyı seven bir kadın ya da bunların hepsi birden olun, ister basit bir kalbe sahip olun, ister yarına bırakan biri, ister esprili olun, isterse de üzüntülü, soylu ya da ayaktakımı. Her durumda vahşi kadın size aittir. O tüm kadınlara aittir. Bizim için sorun basit. Biz olmadan vahşi kadın ölür. Vahşi kadın olmadan da biz ölürüz.” Vahşi yan ve hayvan metaforlarını bir arada incelememizin ya da bahsi geçen filmlerin, vahşi kadın ve hayvan temsillerini yan yana anmasının sebebi ise; id, ego, superego ayrımında ilkel yanımız olan id’in hayvani dürtülerle bağdaşması ve bu dürtülerin cinsellik ve şiddet olmak üzere iki şekilde ön plana çıkması. Aile ve toplumun baskısı altında olmadığı bir karakter olmaya zorlanarak yaşayan kadınların, hayvani içgüdüleriyle tanışarak değiştiğini ve özgürleştiğini Ania (Wild) ve Thelma üzerinden görmek mümkün.

Wild ve Vahşi Kurdun Çağrısı

Judith Butler, Bela Bedenler adlı kitabında özne, tam da öznenin süreksizliğini ve tamamlanmamışlığını kuran tanımlayıcı bir yadsımalar ve bastırmalar dizisiyle kurulduğu, hatta hiç durmadan kurulduğu için hiçbir zaman tutarlı ve kendisinin-özdeşi değildir der.  Aynaya bakmadan sürekli saklı kalan logosun aynaya baktığı ilk an ormanlık alanda kurtla göz göze gelişidir. Althusser’in çağırma mefhumunda polisin “hey sen!” dediği anın içerisinde, bireyin yasanın tehdidiyle kendini tanımlanmış hissedişini ters bir bakış açısıyla kurt üzerinden yeniden kurguladığımızda polisin seslenişindeki tehdit, kurdun Ania’yı vahşi tarafına çağrışıyla benzer bir nitelik taşır. Ania ilk kez adeta aynaya bakarak, var olmayı reddettiği toplum içerisinde bizzat kendiliğiyle dişil benliğinin tanımlandığını hisseder. Bu yüzden çağrı şekillendiricidir.

Ania'nın kurdu hapsederek evcilleştirmeye çalışması

Ania’nın kurdu hapsederek evcilleştirmeye çalışması

Ania iş yerinde ve hayatında yaşadığı sorunlardan tanıştığı kurt yanı sayesinde sıyrılır. Bu süreçte yaralar alır çünkü bu şiddet ve şehvet içeren özbenliği yeniden tanımlamak ve yüzleşmek zorlu bir yolculuktur ancak rüyalarında kurt ona cinsel haz vermektedir. Krebitz’in merdiven metaforunu kullandığı orgazm sahnesinde Ania, vahşi kurtla kurduğu iletişimin ve onu tamamen kendisinin hissettiği anın ertesinde, trabzanlardan kayarak orgazm olduğu bir an yaşar. Psikanalitik açıdan orgazm olma hâli olarak tanımlanabilecek merdivenlerden iniş, anlamsal olarak daha da ileri taşınarak Ania’nın büyük bir hazla trabzanlardan kaymasına evrilmiştir. Krebitz bu sahneyle izleyiciye çok daha uç boyutlarda bir orgazmın yani kadınlığın temsilini sunar. Ania, kendisini baskılamaya çalışan bütün mefhumlara karşı kendisini kurt yanı ile savunur. Son olarak patronunun Ania’ya yaşayacağı güzel bir ev, kurduna da bir kulübe önerdiği, Ania’nın vahşi yanını evcilleştirmeye çalıştığı sahnede kurdun erkeği parçaladığını görürüz. Bu sürecin sonunda doğada kurdu izleyen ve onun içgüdüleriyle yaşamaya çalışan Ania, kendi özüne ulaştığı anda kurt onu yalnız bırakır.

Git gide bir kurda dönüşen Ania

Git gide bir kurda dönüşen Ania

Thelma ve Kuşların Sarsıcı Gücü

Olmadığı biri gibi yaşayan ancak ne yazık ki ne olmadığını dahi bilmeyen Thelma’nın kendini keşfetme sürecinde aile sırlarını da keşfetmesi, sürekli ihtiyaç duyduğu aile tarafından onaylanma dürtüsünün ne denli temelsiz olduğunu da açığa çıkarıyor. Aile kurumunun da sorgulandığı bu anlatı yapısında, aile bağları ve bireyler arası sevginin farklı koşullarda mümkünlüğü tartışmaya açılıyor. Öte yandan travmatik durumların içerisinden geçen Thelma’nın en sonunda bu dual yapıyı çözümlediğini ve yıkıcı gücünü yapıcı bir forma dönüştürdüğünü görmek mümkün. “Günah” ve “yanlış” kavramlarıyla büyütülen ve bu sebeple neredeyse sosyalleş(e)meyen Thelma’nın üniversiteye başlaması ve şehir değiştirmesiyle birlikte üzerindeki aile hakimiyeti git gide gücünü yitirir. Bu kez güçlenen, Thelma’nın vahşi yanıdır. Anja ile karşılaştığı ilk anda bir çekim hissetmesi ve hissettiği bu çekimin gücü karşısında yıkılan sınırlar, Thelma’nın sara krizi benzeri bir kriz geçirmesine sebep olur. Thelma’nın geçirdiği krizlerle eş zamanlı olarak ölen, cama çarpan kuşlar Thelma’nın güçlü içsel çalkantısının bir etkisi olarak karşımıza çıkıyor. Burada kuşların, Wild filmindeki kurt gibi bir mentor ya da dönüştürücü görevi görmese de birebir Thelma’nın id’inin etkilerini taşıyan bir temsil olduğunu söyleyebiliriz. Thelma’nın adım adım ilerleyen özgürleşme süreci, aşka ve cinsel bir keşfe dönüşür. Thelma, vahşileştikçe kabuğunu kırar, bu dönüşüm Wild’ın Ania’sı kadar sert olmasa da pişman olarak, ağlayarak ve çokça kırılıp dökülerek gelişir.

Thelma'yı vahşi yanından ayıran buz

Thelma’yı vahşi yanından ayıran buz kütlesi

Yanı sıra, filmde ön plana çıkan kuş imgesi olsa da yılan ve balık da film boyunca anlatının önemli detaylarının altını çizen metaforlar olarak karşımıza çıkıyor. Yılanın tam olarak fallik bir nesne gibi kullanıldığı ve cinselliğin Thelma tarafından keşfinin hayaller aracılığıyla en üst düzeye çıktığı sahneye ek olarak, filmin açılış sekansında babasıyla beraber donmuş bir gölün üzerinde yürüyen Thelma’nın küçüklüğüne tanık olduğumuz sahne de filmin anlatı yapısının içinde önemli yer tutar. Joachim Trier’in kamerası henüz ilk dakikalarında yüzeyi donmuş bir gölün altında yüzen balıklara odaklanır. Gölün yüzeyi tamamen kapanmış ve korunaklı görünse de her an çatırdayıp kırılabilecek yapısı ve içerisinde saklanan balıklarıyla Thelma’nın baskılanan ama keşfedilmesi gereken iç dünyasına adeta bir metafor üretir Trier. Ardından yönetmenin hikâyeyi anlatmaya koyulmak için tercih ettiği açı ise kuş bakışıdır. Bu tercih de Thelma’nın vahşi yanını keşfinin bir hikâyesini izleyeceğimizin ilk habercisi gibidir.

Kaynak

Althusser, Louis (2015) İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları

Butler, Judith (2014) Bela Bedenler

Estes, Clarissa Pinkola (2003) Kurtlarla Koşan Kadınlar

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi