Advertisement
Tanrı Kent - Cidade de Deus (2002), Arka Bahçe - The Constant Gardener (2005), Körlük - Blindness (2008) gibi başarılı yapımlara imza atarak 2000’lerin sinema geçmişinde yönetmenliğiyle adından övgüyle söz ettiren Fernando Meirelles’in 2019 bitmeden Netflix’te seyircilerle buluşan olan son filmi The Two Popes daha yapım aşamasındayken bile oldukça merak uyandırmıştı. Netflix’in son iki ayda 2019 sinema yılında büyük bir ivme kazanması özellikle Kasım ve Aralık vizyonunda birbiri ardına büyük yapımları meydana çıkarması The Two Popes’la iyice perçinleniyordu. Bunda gerek filmin konusunun gerekse Jonathan Pryce ve Anthony Hopkins’i karşılıklı izleyecek olmamızın büyük bir etkisi vardı elbet. İki ismin Vatikan’ın merkezinde, Katolik inancında dünyanın ilgi odağı olan noktada yakın tarihten iki Papa’ya hayat verecek olmaları, nasıl performanslar izleyeceğimiz konusunda büyük bir heyecan yaratıyordu. Nihayetinde 20 Aralık’ta yayınlanan The Two Popes bu merakı giderdi. The Two Popes: Geçmiş Günah Çıkarırken Papa Francis ve Papa Benedict’in görevlerine odaklanan film, Benedict’in göreve gelme aşamasına ve sonrasına odaklanıyor. 2010’ların medyada da büyük yankı uyandıran seremonisi ve yeni Papa’nın başta Katolik cemaatine etkisi olmak üzere dini ve siyasal yönden bulunduğu konum filmin temel taşlarını oluşturuyor. Kilise’nin muhafazakâr tarafında gücünü gösteren Papa Benedict, fikren ve uygulama anlamında Papa Francis’le oldukça zıt noktalarda bulunuyorlar. Francis’in sorgulayıcı tavrı ve Katolik inancına getirdiği bakış, geçmişin, günahların, suçların ve merhametin yolunu daha çok derinleştirme derdindeyken, Benedict yenilik getirebilecek yorumlara oldukça kapalı bir tutum içinde ve iktidarda olma pozisyonunun ayrıcalığında yoluna devam etmek istiyor. Meirelles’in yönetmenliği de bu ikiliğin ortaya çıkardığı tezadı açıklama derdinde. Dini bir sorgulamaya evrilebilecek alanlar bulunduran senaryonun, yönetmen bakışıyla nasıl aksadığını da bundan sonra görmeye başlıyoruz. Öncelikle Meirelles’in anlatı dilini oluştururken hangi noktaya dikkat çekmek istediğini net bir şekilde söylemek güç. Tanrı bakışının hâkim olduğu açılış sahnelerinin ardından, bir anda belgesel dilini andıran kamera hareketleriyle, belgesel gerçekliğin içine atıyor bizleri yönetmen. Muktedir ile ölümlü olanın arasındaki alana odaklanan Tanrı bakışı, inanç sistemi ve Papa’lık seçimi esnasında -ve sonrasına- görülen hiyerarşiyle ilgili ipuçları mı sağlayacak acaba derken, Benedict ve Francis’in hikâyelerine şahit olmaya başladıktan sonra böylesine net bir gerçeklik ya da “maddi” bir dil kullanmasıyla bir zıtlığa işaret ediyor. Lâkin bu zıtlık hikâyeyi anlamlandıran bir konum yaratmıyor. Francis’in ve Benedict’in içinde bulundukları iktidar düzeni bir taraftan da inancın temelleriyle ilgili ipuçları taşırken, ikisinin bulundukları konum tam da inancın nasıl oluştuğuyla ve bu sistemin içinde beliren sorunlarla karşımıza çıkıyor çünkü. O yüzden de tarihsel süreci hazırlarken yarattığı bu anlatı karmaşası iki Papa’nın da hikâyesine bir katkı sağlayamıyor. Bununla birlikte Papa Benedict ve Papa Francis’in istifa süreci üzerine yaptıkları konuşmalar filmin asıl noktasına işaret eder hâlde. Geçmişin günahlarından sıyrılıp, herkese ulaşmayı amaç edinen Francis’in hikâyesi de burada oldukça önemli ve kritik. Kendi ülkesinin dikta rejiminde kendince bir taraf seçmiş olan Francis’in cesur davranmayarak ezilenlere sırt çevirdiği ve bunu acısını hayatı boyunca yaşadığı, iki Papa’nın görevlerini nasıl biçimlendirmeleri gerektiği yönünde bir belirleyici oluyor film ilerledikçe. Lâkin burada Papa Francis’in belirttiği ama sonrasında filmin tam tersi bir bakış sergilediği kritik bir nokta var. Francis, henüz Papa olmazdan evvel Papa Benedict’le yaptığı konuşmada kilisenin günahlarından bahsediyor. Ve bu sırada Kilise’deki çoğu papazın dâhil olduğu…

Yazar Puanı

Puan - 45%

45%

Güle oynaya, ağlaya ağlaya devir teslimlerini gerçekleştiren Papa’lar zamanında verdikleri kararların yıkıcı etkilerinin üzerine bir örtü çekerek, mutlu ve eğlenceli yarınlara ortak etmeye çalışıyorlar izleyicileri de. Peki ya tüm bu olanlar, peki ya hâlâ devam eden istismarlar, peki ya konuşulmayan usulsüzlükler? Anlaşılan yönetmenin bunlara bir cevabı yok.

Kullanıcı Puanları: 4.01 ( 9 votes)
45

Tanrı Kent – Cidade de Deus (2002), Arka Bahçe – The Constant Gardener (2005), Körlük – Blindness (2008) gibi başarılı yapımlara imza atarak 2000’lerin sinema geçmişinde yönetmenliğiyle adından övgüyle söz ettiren Fernando Meirelles’in 2019 bitmeden Netflix’te seyircilerle buluşan olan son filmi The Two Popes daha yapım aşamasındayken bile oldukça merak uyandırmıştı. Netflix’in son iki ayda 2019 sinema yılında büyük bir ivme kazanması özellikle Kasım ve Aralık vizyonunda birbiri ardına büyük yapımları meydana çıkarması The Two Popes’la iyice perçinleniyordu. Bunda gerek filmin konusunun gerekse Jonathan Pryce ve Anthony Hopkins’i karşılıklı izleyecek olmamızın büyük bir etkisi vardı elbet. İki ismin Vatikan’ın merkezinde, Katolik inancında dünyanın ilgi odağı olan noktada yakın tarihten iki Papa’ya hayat verecek olmaları, nasıl performanslar izleyeceğimiz konusunda büyük bir heyecan yaratıyordu. Nihayetinde 20 Aralık’ta yayınlanan The Two Popes bu merakı giderdi.

The Two Popes: Geçmiş Günah Çıkarırken

Papa Francis ve Papa Benedict’in görevlerine odaklanan film, Benedict’in göreve gelme aşamasına ve sonrasına odaklanıyor. 2010’ların medyada da büyük yankı uyandıran seremonisi ve yeni Papa’nın başta Katolik cemaatine etkisi olmak üzere dini ve siyasal yönden bulunduğu konum filmin temel taşlarını oluşturuyor. Kilise’nin muhafazakâr tarafında gücünü gösteren Papa Benedict, fikren ve uygulama anlamında Papa Francis’le oldukça zıt noktalarda bulunuyorlar. Francis’in sorgulayıcı tavrı ve Katolik inancına getirdiği bakış, geçmişin, günahların, suçların ve merhametin yolunu daha çok derinleştirme derdindeyken, Benedict yenilik getirebilecek yorumlara oldukça kapalı bir tutum içinde ve iktidarda olma pozisyonunun ayrıcalığında yoluna devam etmek istiyor. Meirelles’in yönetmenliği de bu ikiliğin ortaya çıkardığı tezadı açıklama derdinde. Dini bir sorgulamaya evrilebilecek alanlar bulunduran senaryonun, yönetmen bakışıyla nasıl aksadığını da bundan sonra görmeye başlıyoruz. Öncelikle Meirelles’in anlatı dilini oluştururken hangi noktaya dikkat çekmek istediğini net bir şekilde söylemek güç. Tanrı bakışının hâkim olduğu açılış sahnelerinin ardından, bir anda belgesel dilini andıran kamera hareketleriyle, belgesel gerçekliğin içine atıyor bizleri yönetmen. Muktedir ile ölümlü olanın arasındaki alana odaklanan Tanrı bakışı, inanç sistemi ve Papa’lık seçimi esnasında -ve sonrasına- görülen hiyerarşiyle ilgili ipuçları mı sağlayacak acaba derken, Benedict ve Francis’in hikâyelerine şahit olmaya başladıktan sonra böylesine net bir gerçeklik ya da “maddi” bir dil kullanmasıyla bir zıtlığa işaret ediyor. Lâkin bu zıtlık hikâyeyi anlamlandıran bir konum yaratmıyor. Francis’in ve Benedict’in içinde bulundukları iktidar düzeni bir taraftan da inancın temelleriyle ilgili ipuçları taşırken, ikisinin bulundukları konum tam da inancın nasıl oluştuğuyla ve bu sistemin içinde beliren sorunlarla karşımıza çıkıyor çünkü. O yüzden de tarihsel süreci hazırlarken yarattığı bu anlatı karmaşası iki Papa’nın da hikâyesine bir katkı sağlayamıyor. Bununla birlikte Papa Benedict ve Papa Francis’in istifa süreci üzerine yaptıkları konuşmalar filmin asıl noktasına işaret eder hâlde. Geçmişin günahlarından sıyrılıp, herkese ulaşmayı amaç edinen Francis’in hikâyesi de burada oldukça önemli ve kritik. Kendi ülkesinin dikta rejiminde kendince bir taraf seçmiş olan Francis’in cesur davranmayarak ezilenlere sırt çevirdiği ve bunu acısını hayatı boyunca yaşadığı, iki Papa’nın görevlerini nasıl biçimlendirmeleri gerektiği yönünde bir belirleyici oluyor film ilerledikçe. Lâkin burada Papa Francis’in belirttiği ama sonrasında filmin tam tersi bir bakış sergilediği kritik bir nokta var. Francis, henüz Papa olmazdan evvel Papa Benedict’le yaptığı konuşmada kilisenin günahlarından bahsediyor. Ve bu sırada Kilise’deki çoğu papazın dâhil olduğu çocuk istismarlarından söz açıyor. Hiçe saydıkları, travmalarıyla baş başa bıraktıkları çocuklara ve sadece görev yerlerini değiştirdikleri, bunun dışında hiçbir yaptırım uygulamadıkları din adamlarına nasıl yaklaştıklarını açıklarken, suçlunun günah çıkarmayla temize çekilebildiğini ama bu tramvayı yaşayanları asla düşünmediklerini söylüyor Papa Benedict’e. Bu, Kilise içinde aksayan tüm noktaların altını çizen kritik bir konuşma. Çünkü geçmişe sünger çekmek bu sistem içinde sadece tek taraflı işliyor ve bu taraf da zarar verenleri aklamaktan başka hiçbir sorumluluk almıyor. Tam da bunun karşısında tavır takınacağını anladığımız, kendisinin de bunu dile getirdiğini gördüğümüz Francis’in kendi hikâyesini dinledikten sonra filmin bakışı da birdenbire değişiyor. Geçmişteki günahlardan yine sistem içinde arınmaya göz yuman yönetmenlik, bu günahların ardından birleştirici gücü sanki hiç böyle bir iktidar mekanizmasına ait değillermiş gibi iki adamın dostluğuna çeviriyor. Güle oynaya, ağlaya ağlaya devir teslimlerini gerçekleştiren Papa’lar zamanında verdikleri kararların yıkıcı etkilerinin üzerine bir örtü çekerek, mutlu ve eğlenceli yarınlara ortak etmeye çalışıyorlar izleyicileri de. Peki ya tüm bu olanlar, peki ya hâlâ devam eden istismarlar, peki ya konuşulmayan usulsüzlükler? Anlaşılan yönetmenin bunlara bir cevabı yok.

Dünya Kupası karşısında görevlerini tamamlamanın/sürdürmenin huzuruyla dolu iki arkadaşın hikâyesiyse The Two Popes, evet umuda dair bir sonla bitiyor diyebiliriz. Ama bu iki dost, cevaplanması gereken bu kadar sorunun olduğu bir sistemin görevlileriyse, o zaman aynı cümleyi kuramıyoruz maalesef.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information