Güzel kadın tanımı: Orantılı vücut ölçüleri, İri, renkli, ışık saçan gözler, Dolgun dudaklar, Işıldayan, düzgün beyaz dişler İnce, kemikli zayıf bir beden Yuvarlak ve kalkık popo İnce bel, Berrak, duru bir ten (beyaz) Doğal, Sempatik, Albenisi olan, "Her an sahneye çıkacakmış gibi 24 saat bakımlı" olan, Asil, … Liste daha uzuyor. Bu maddeler, Yasemin İnceoğlu ve Altan Kar’ın "görünüşünden memnun olmayan" ve bu sebeple estetik operasyonlara başvuran kadınlarla yaptıkları araştırmadan* alındı. Araştırmanın örneklemini oluşturan kadınlara "güzel kadının tanımı" sorulmuş… Neredeyse doğumundan bir yetişkin olduğunu ana kadar, "bakanın gözünden" kendisini izlemeyi öğrenen (veya öğretilen) bir cinsiyetin, toplumsal değerler ve tüketim kültürünün ona dayattığı imgelerle kendine bir varlık oluşturmasına şaşırmamalıyız. Her ne kadar feminist hareket, dört bir yandan kıskaca alınmış bu cinsiyeti özgürleştirmeye çalışsa da zinciri bütünüyle koparmak o kadar kolay bir şey değil. Çünkü politikadan modaya, sanattan toplum bilimlerine kadar her bir aktif alanda onun kendini algılayışı, adeta ikiye ayrılmıştır: gözleyen ve gözlemlenen. Böyle olunca, varlığını "izlendiğini bilerek" inşa eden bir kimlik çıkar karşımıza. Genelde medya, özelde televizyon dünyası, bu inşa edilmiş kimlikleri içinde bol bol barındırır. İşte bu nedenle, Roger Ailes skandalını (bilinçli olarak bu şekilde adlandırmak istedim) anlatan bir filme, bu perspektiften bakmak zorundayız. Skandal: #MeToo'ya Sorunlu Bir Bakış Film, üç kadın karakterinin eylemleri üzerinden ilerliyor: Fox News kanalının gözde habercisi Megyn Kelly (Charlize Theron), aynı kanalda televizyon yorumcusu olan Gretchen Carlson (Nicole Kidman) ve sunucu olma hayalleriyle medya dünyasına hızlı bir giriş yapan Kayla (Margot Robbie). 2016 ABD başkanlık seçimleri döneminde, Donald Trump’la yaptığı röportajda, ona oldukça zorlayıcı sorular soran Megyn Kelly, Fox kanal yönetimi tarafından daha önce tanık olmadığı bir şekilde uyarılır. Çünkü bu programdan sonra Trump, o bilindik cinsiyetçi tweet'leriyle Kelly’e karşı bir kamuoyu oluşturmaya çalışmaktadır; bu çabası başarıya da ulaşır. Gretchen Carlson ise medyadaki bir tabuyu yıkarak; kendi programına makyajsız çıkmış ve haberlerin içindeki saldırgan üslubu eleştirmeye başlamıştır. Bu iki kadının eyleminden sonra film, kanalın CEO’su Roger Ailes’e ve perde arkasında gerçekleşen taciz olaylarına daha fazla odaklanır. Tacizi, teşhiri ve özellikle kadınının medyadaki gösterge rollerini odağına alan bir filmin sinematografisinin, etik açıdan oldukça dikkatli olması gerekir. Çünkü sinema, varlığı gereği izleme ve izlenme güdüsüne doğrudan temas eden bir sanattır. Jay Roach’un yönettiği Skandal - Bombshell'in bazı planları, filmin savunduğu görüşün tam zıddına hizmet edecek şekilde düzenlenmiş: Röntgencilik. Filmde, yüz planları dâhil olmak üzere kamera, çoğunlukla zoom in hareketiyle seyircinin görsel algısına hükmediyor. Elbette yönetmenin bu sinematografiyi tercih ederken, medyanın alışılmış görsel diline yakın bir estetik kurmak istediği çok açık. Fakat filmin en temel meselesinin ortaya çıktığı bir cinsel taciz sahnesinde, seyirciyi tacizcinin "öznel bakış açısına" koymak; taciz edilen kadının bedenine, tacizcinin gözünden "zevkle" bakmaya zorlanmak nasıl bir zorbalıktır? Hâlihazırdaki dünya medyasında da olan bu dayatmacı bakış, sadece "izleme eylemi" üzerinden hepimizi "suçlu" yapmadı mı? Lacan: "Bakılıyorum, Yani Ben Bir Resimim" Filmin temel karmaşası, seyretme ve seyredilme eylemlerine ciddiyetle yaklaşmamış olmasından kaynaklanıyor. Çünkü seyretme, en az seyredilme kadar büyük bir "eylem"dir. Bu nedenle sinema seyircileri, en az oyuncular kadar bir filmin parçası olurlar. Seyirciler, onlara sunulan göstergeleri, alarak ya da almayarak, film üzerinden doğrudan eyleme geçmiş…

Yazar Puanı

Puan - 50%

50%

Sinema, varlığı gereği izleme ve izlenme güdüsüne doğrudan temas eden bir sanattır. Jay Roach’un yönettiği Skandal'ın bazı planları, filmin savunduğu görüşün tam zıddına hizmet edecek şekilde düzenlenmiş: Röntgencilik.

Kullanıcı Puanları: 4.6 ( 2 votes)
50

Güzel kadın tanımı:

Orantılı vücut ölçüleri,
İri, renkli, ışık saçan gözler,
Dolgun dudaklar,
Işıldayan, düzgün beyaz dişler
İnce, kemikli zayıf bir beden
Yuvarlak ve kalkık popo
İnce bel,
Berrak, duru bir ten (beyaz)
Doğal,
Sempatik,
Albenisi olan,
“Her an sahneye çıkacakmış gibi 24 saat bakımlı” olan,
Asil,

Liste daha uzuyor. Bu maddeler, Yasemin İnceoğlu ve Altan Kar’ın “görünüşünden memnun olmayan” ve bu sebeple estetik operasyonlara başvuran kadınlarla yaptıkları araştırmadan* alındı. Araştırmanın örneklemini oluşturan kadınlara “güzel kadının tanımı” sorulmuş…

Neredeyse doğumundan bir yetişkin olduğunu ana kadar, “bakanın gözünden” kendisini izlemeyi öğrenen (veya öğretilen) bir cinsiyetin, toplumsal değerler ve tüketim kültürünün ona dayattığı imgelerle kendine bir varlık oluşturmasına şaşırmamalıyız. Her ne kadar feminist hareket, dört bir yandan kıskaca alınmış bu cinsiyeti özgürleştirmeye çalışsa da zinciri bütünüyle koparmak o kadar kolay bir şey değil. Çünkü politikadan modaya, sanattan toplum bilimlerine kadar her bir aktif alanda onun kendini algılayışı, adeta ikiye ayrılmıştır: gözleyen ve gözlemlenen. Böyle olunca, varlığını “izlendiğini bilerek” inşa eden bir kimlik çıkar karşımıza. Genelde medya, özelde televizyon dünyası, bu inşa edilmiş kimlikleri içinde bol bol barındırır. İşte bu nedenle, Roger Ailes skandalını (bilinçli olarak bu şekilde adlandırmak istedim) anlatan bir filme, bu perspektiften bakmak zorundayız.

Skandal: #MeToo’ya Sorunlu Bir Bakış

Film, üç kadın karakterinin eylemleri üzerinden ilerliyor: Fox News kanalının gözde habercisi Megyn Kelly (Charlize Theron), aynı kanalda televizyon yorumcusu olan Gretchen Carlson (Nicole Kidman) ve sunucu olma hayalleriyle medya dünyasına hızlı bir giriş yapan Kayla (Margot Robbie).

2016 ABD başkanlık seçimleri döneminde, Donald Trump’la yaptığı röportajda, ona oldukça zorlayıcı sorular soran Megyn Kelly, Fox kanal yönetimi tarafından daha önce tanık olmadığı bir şekilde uyarılır. Çünkü bu programdan sonra Trump, o bilindik cinsiyetçi tweet‘leriyle Kelly’e karşı bir kamuoyu oluşturmaya çalışmaktadır; bu çabası başarıya da ulaşır. Gretchen Carlson ise medyadaki bir tabuyu yıkarak; kendi programına makyajsız çıkmış ve haberlerin içindeki saldırgan üslubu eleştirmeye başlamıştır. Bu iki kadının eyleminden sonra film, kanalın CEO’su Roger Ailes’e ve perde arkasında gerçekleşen taciz olaylarına daha fazla odaklanır.

Tacizi, teşhiri ve özellikle kadınının medyadaki gösterge rollerini odağına alan bir filmin sinematografisinin, etik açıdan oldukça dikkatli olması gerekir. Çünkü sinema, varlığı gereği izleme ve izlenme güdüsüne doğrudan temas eden bir sanattır. Jay Roach’un yönettiği Skandal – Bombshell’in bazı planları, filmin savunduğu görüşün tam zıddına hizmet edecek şekilde düzenlenmiş: Röntgencilik.

Filmde, yüz planları dâhil olmak üzere kamera, çoğunlukla zoom in hareketiyle seyircinin görsel algısına hükmediyor. Elbette yönetmenin bu sinematografiyi tercih ederken, medyanın alışılmış görsel diline yakın bir estetik kurmak istediği çok açık. Fakat filmin en temel meselesinin ortaya çıktığı bir cinsel taciz sahnesinde, seyirciyi tacizcinin “öznel bakış açısına” koymak; taciz edilen kadının bedenine, tacizcinin gözünden “zevkle” bakmaya zorlanmak nasıl bir zorbalıktır? Hâlihazırdaki dünya medyasında da olan bu dayatmacı bakış, sadece “izleme eylemi” üzerinden hepimizi “suçlu” yapmadı mı?

Lacan: “Bakılıyorum, Yani Ben Bir Resimim”

Filmin temel karmaşası, seyretme ve seyredilme eylemlerine ciddiyetle yaklaşmamış olmasından kaynaklanıyor. Çünkü seyretme, en az seyredilme kadar büyük bir “eylem”dir. Bu nedenle sinema seyircileri, en az oyuncular kadar bir filmin parçası olurlar. Seyirciler, onlara sunulan göstergeleri, alarak ya da almayarak, film üzerinden doğrudan eyleme geçmiş olurlar. Kadın bedeni, işte bu seyredilme güdüsünün en çok kullanılan “nesnelerinden” biridir. Toplumun ve hatta bu filmin eleştirdiği medya sisteminin, özellikle kadınlardan istediği şey; kendi bedenini sergilemekten duyulan hazdır. İzlenenin, izleyenle kurduğu özdeşleşmeden ibaret olan bu haz sonucunda kadın, kendisini ancak izleyenin gözünden bir “resim” olarak görebilir. Böyle koşullanan kadın, zamanla özdeki varlığını kaybeder.

#MeToo hareketindeki ikircikli yapıyı eleştiren birçok yorum duyduk. Bunlardan en dikkat çekici olanı; şöhreti ve parayı yakalamış bazı oyuncuların, tacize uğradıkları dönemlerde değil de ancak yıllar sonra “#MeToo” demeleri. Fakat aslında bu çok önemli bir detay değil. Hayatı boyunca “izlenen” olarak yaşamaya kodlanmış bir kadın, fiziksel olarak tacize uğramasa bile bir ‘teşhir’ anlayışına hizmet etmeye devam eder. İşte film tam da bu nedenle, kadın bedenini görselleştirirken, onun bir haz imgesinden kurtulmasına hizmet etmeliydi. Oysa Jay Roach, görsel tercihleriyle seyirciyi bir röntgenci konumuna oturtmaktan öteye gidemiyor.

 

* Kadın ve Bedeni, Yasemin İnceoğlu,  Altan Kar – Ayrıntı Yayınları, sayfa 80

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information