Yönetmen Anıl Gelberi’nin uzun metrajlı ilk filmi olan Plaza, günlük hayattan hepimizin tanıyabileceğimiz, günümüz Türkiye’sinde her gün sokakta karşılaşabileceğimiz karakterlerin hikâyesini anlatıyor. Film, karakterini hak etmediği yerlere savuran sistemin işlemeyen yönlerini eleştirmek yerine, karakterinin muhakeme yeteneğini hafife almaya yoğunlaşıyor. Emre, coğrafya öğretmeni olmak istiyor, ama atanamadığı için mesleğini yapamıyor ve en sonunda çalıştığı güvenlik şirketinin kararıyla bir plazanın kapısına yerleştiriliyor. Hayatı başkalarının kararlarının etkisi altında yönlenen rüzgarının peşinde kontrolsüzce savrulan karakterin hikâyesi, burada bitmiyor; hatta, ana karakter Emre’nin plazada görevlendirilmesiyle yeni bir dönem başlıyor. Senaryosu da Anıl Gelberi’ye ait olan film, rutinin sıkıcılığı, yalnızlığın yarattığı çaresizlik ve insanın sosyal hayatla bütün bağlarının koptuğunda yaşadığı algısal dengesizlikler, hak edilen hayatı yaşayamamanın getirdiği adaletsizlik hissi gibi konseptlere yer verirken, aynı zamanda Emre’nin savrulma hikâyesi üzerinden izleyicisine kendi hayatları üzerinde kontrol sahibi olabilmenin kıymetini hatırlatıyor. Plaza: Tepe Noktası Olmayan Bir Hikâye Ülkemizde bilindiği üzere öğretmen adaylarının atanabilmeleri için Kamu Personeli Seçme Sınavı’na girmesi ve bu sınavdan belirli bir puanı aşmaları bekleniyor. Başrolümüz Emre (Onur Berk Arslanoğlu) de, atanma hayali kuran öğretmen adaylarından bir tanesi. Yumuşak başlı karakteri, iyi niyetli yapısı ve yaşadığı hayatın hayallerinden farklı olmasını kabul etmiş, hafif buruk hâliyle Emre, sıradan ve hayatın içerisinden bir karakter. Zaten, Plaza’nın güçlü denebilecek tek noktası, hayatın içerisinden gelen karakterleri ve bu karakterleri görüntü yönetmeni Kağan Kerimoğlu’nun soğuk renkleri eşliğinde, hikâyenin el verdiği kadar, gerçek hâlleriyle izleyiciye yansıtan oyuncuları; ki bu oyunculuklar bile, özellikle yan rollerin dâhil olduğu anlarda yapaylaşıyor. Karakterlerin doğal yapısı, Emre’nin dış sesinin samimi ve filmin tonuna katkıda bulunmayı hedefleyen anlatımı, onları bir nebze bağ kurulabilir hâle getiriyor ve böylece tüm monotonluğuna karşın okula gidemeyen kız çocuklarına yardım etmek için elinden geleni yapan, atanamayan Emre öğretmenin hikâyesini takip etmek nispeten kolaylaşıyor. Film, hikâye akışına eşlik eden dış sesi sayesinde daha samimi hâle getirdiği Emre karakteri üzerinden otorite ve karar sahibi olmaya dair önemli noktalar öneriyor ve yalnızlığa, fazla izolasyonun insan algısıyla oynayabileceği oyunlara, soyutlanmaya dair farklı bakış açıları sunuyor. Aslında, sunduğu bu ilgi çekici konseptleri işleyebilmek için oldukça elverişli bir atmosferi de var. Filmin, tekrarlardan oluşan hikâyesine bomboş, dev bir plaza ev sahipliği yapıyor. Emre, gireceği sınava çalışmak için burayı kendi isteğiyle seçtiğini söylüyor ama bu dev beton yığınının neden korunması gerektiğini bir türlü anlayamıyor. Yine de her zaman yaptığı gibi, sebebini anlayamasa da görevini yerine getiriyor ve hayatını başkalarının verdiği kararların etkisi altında yaşamaya devam ediyor. Karakterin, başkalarının kararlarının rüzgarında savruluşu bununla kalmıyor ve Emre, plazanın bir katını etkisi altında kaldığı çeşitli insanlara kiralamaya başlıyor. Yalnız, monoton ve sıkıcı başlayan plaza yaşamı, insanların etkisi altına kolaylıkla giren Emre için, git gide daha yıpratıcı bir hâl alıyor ve en sonunda asıl benliğini kaybetmesine yol açıyor. Film, ana karakterindeki bu hal değişimi üzerinden modern hayattaki rutinin insan üzerindeki baskısının da üstünden geçiyor. Emre’nin bu hali, hayatında ilk defa dış dünyanın denetiminden uzak ve yetki sahibi olunca aslında savunma mekanizmasının ve kendi kararları yönetiminde hayatta kalabilme yetisinin ne kadar zayıf olduğunu ortaya koyduğu için sosyal bir eleştiri olarak algılanıp işlendiğinde amacına ulaşabilecekken, film önerdiği önemli konseptler üzerine gerçek eleştiriler yapmaktan kaçındığı an, ana karakterini…

Yazar Puanı

Puan - 45%

45%

27 katlı dev plazanın bomboş, natamam katları arasında her gün 12 saat tek başına kalma fikri daha gergin ve derinlikli bir hikâyeyi çağrıştırırken Plaza, bir türlü kendisini farklı kılacak dönüm noktasına varamıyor. Emre’nin tekrar eden zincirleme dolandırılma tecrübelerini sürekli iyi niyetiyle sebeplendirdiği için ana karakterini basitleştiriyor ve hikâyesini önemli eleştirilerin iz bırakacak köşelerinden yoksun bırakarak anlatılıyor.

Kullanıcı Puanları: 3.91 ( 9 oy)
45

Yönetmen Anıl Gelberi’nin uzun metrajlı ilk filmi olan Plaza, günlük hayattan hepimizin tanıyabileceğimiz, günümüz Türkiye’sinde her gün sokakta karşılaşabileceğimiz karakterlerin hikâyesini anlatıyor. Film, karakterini hak etmediği yerlere savuran sistemin işlemeyen yönlerini eleştirmek yerine, karakterinin muhakeme yeteneğini hafife almaya yoğunlaşıyor.

Emre, coğrafya öğretmeni olmak istiyor, ama atanamadığı için mesleğini yapamıyor ve en sonunda çalıştığı güvenlik şirketinin kararıyla bir plazanın kapısına yerleştiriliyor. Hayatı başkalarının kararlarının etkisi altında yönlenen rüzgarının peşinde kontrolsüzce savrulan karakterin hikâyesi, burada bitmiyor; hatta, ana karakter Emre’nin plazada görevlendirilmesiyle yeni bir dönem başlıyor. Senaryosu da Anıl Gelberi’ye ait olan film, rutinin sıkıcılığı, yalnızlığın yarattığı çaresizlik ve insanın sosyal hayatla bütün bağlarının koptuğunda yaşadığı algısal dengesizlikler, hak edilen hayatı yaşayamamanın getirdiği adaletsizlik hissi gibi konseptlere yer verirken, aynı zamanda Emre’nin savrulma hikâyesi üzerinden izleyicisine kendi hayatları üzerinde kontrol sahibi olabilmenin kıymetini hatırlatıyor.

Plaza: Tepe Noktası Olmayan Bir Hikâye

Ülkemizde bilindiği üzere öğretmen adaylarının atanabilmeleri için Kamu Personeli Seçme Sınavı’na girmesi ve bu sınavdan belirli bir puanı aşmaları bekleniyor. Başrolümüz Emre (Onur Berk Arslanoğlu) de, atanma hayali kuran öğretmen adaylarından bir tanesi. Yumuşak başlı karakteri, iyi niyetli yapısı ve yaşadığı hayatın hayallerinden farklı olmasını kabul etmiş, hafif buruk hâliyle Emre, sıradan ve hayatın içerisinden bir karakter. Zaten, Plaza’nın güçlü denebilecek tek noktası, hayatın içerisinden gelen karakterleri ve bu karakterleri görüntü yönetmeni Kağan Kerimoğlu’nun soğuk renkleri eşliğinde, hikâyenin el verdiği kadar, gerçek hâlleriyle izleyiciye yansıtan oyuncuları; ki bu oyunculuklar bile, özellikle yan rollerin dâhil olduğu anlarda yapaylaşıyor. Karakterlerin doğal yapısı, Emre’nin dış sesinin samimi ve filmin tonuna katkıda bulunmayı hedefleyen anlatımı, onları bir nebze bağ kurulabilir hâle getiriyor ve böylece tüm monotonluğuna karşın okula gidemeyen kız çocuklarına yardım etmek için elinden geleni yapan, atanamayan Emre öğretmenin hikâyesini takip etmek nispeten kolaylaşıyor. Film, hikâye akışına eşlik eden dış sesi sayesinde daha samimi hâle getirdiği Emre karakteri üzerinden otorite ve karar sahibi olmaya dair önemli noktalar öneriyor ve yalnızlığa, fazla izolasyonun insan algısıyla oynayabileceği oyunlara, soyutlanmaya dair farklı bakış açıları sunuyor. Aslında, sunduğu bu ilgi çekici konseptleri işleyebilmek için oldukça elverişli bir atmosferi de var. Filmin, tekrarlardan oluşan hikâyesine bomboş, dev bir plaza ev sahipliği yapıyor. Emre, gireceği sınava çalışmak için burayı kendi isteğiyle seçtiğini söylüyor ama bu dev beton yığınının neden korunması gerektiğini bir türlü anlayamıyor. Yine de her zaman yaptığı gibi, sebebini anlayamasa da görevini yerine getiriyor ve hayatını başkalarının verdiği kararların etkisi altında yaşamaya devam ediyor. Karakterin, başkalarının kararlarının rüzgarında savruluşu bununla kalmıyor ve Emre, plazanın bir katını etkisi altında kaldığı çeşitli insanlara kiralamaya başlıyor. Yalnız, monoton ve sıkıcı başlayan plaza yaşamı, insanların etkisi altına kolaylıkla giren Emre için, git gide daha yıpratıcı bir hâl alıyor ve en sonunda asıl benliğini kaybetmesine yol açıyor. Film, ana karakterindeki bu hal değişimi üzerinden modern hayattaki rutinin insan üzerindeki baskısının da üstünden geçiyor. Emre’nin bu hali, hayatında ilk defa dış dünyanın denetiminden uzak ve yetki sahibi olunca aslında savunma mekanizmasının ve kendi kararları yönetiminde hayatta kalabilme yetisinin ne kadar zayıf olduğunu ortaya koyduğu için sosyal bir eleştiri olarak algılanıp işlendiğinde amacına ulaşabilecekken, film önerdiği önemli konseptler üzerine gerçek eleştiriler yapmaktan kaçındığı an, ana karakterini yıkma çabasına giriyor.

Hikâye, modern yaşamın yalnızlığı, yeni bir şehirde hayat kurma mücadelesi, rutinin içerisinde asıl benliği koruyabilmek, hak edilen hayatı yaşayamamanın getirdiği adaletsizlik ve kontrolü ele alabilmenin önemi gibi çeşitli konseptlerden bahsediyor ancak Plaza, düşündürerek eleştiri yapmaktan kaçınıyor ve sadece aynı hataları aynı sebeplerle ders almadan yapan Emre’nin nahifliğine, bu işe nasıl da uygun olmadığına, hayatta geldiği noktanın talihsizliğine odaklanıyor. Film, bu noktadan itibaren önerdiği tüm nitelikli konseptleri işlemeyi bir yana koyup, ana karakterini tamamen yıkma çabası içerisine giriyor. Bu yüzden felaketler zincirinden oluşan hikayesi, en başından beri belli olan sonucuna varana kadar, ana karakter zarar gördüğü için daha da yavaşlıyor ve film önemli noktalar üzerinden değerli eleştiriler yapabilme fırsatını yitiriyor. 27 katlı dev plazanın bomboş ve natamam katları arasında her gün 12 saat tek başına kalma ve bu hayatı, eğitimli bir öğretmenin yaşamak zorunda kalması fikirleri daha gergin ve derinlikli bir hikâyeyi çağrıştırırken Plaza, bir türlü kendisini farklı kılacak, akılda kalıcı yapacak o dönüm noktasına ulaşamıyor. Atmosferin heybeti ve karakterin dünyasının çapı arasındaki gözle görülür tezatlık, sürekli olarak bir kırılma noktası olacağı beklentisini yaratıyor, hikâyeden daha fazlasını istiyor; ancak 82 dakika boyunca bu beklentilerimize yaklaşan bir tepe noktası ısrarla verilmiyor. Emre’nin benzer yollarla, insani yönü sömürülerek gerçekleşen dolandırılma hikâyeleri, tahmin edilebilir dönüşlerle dolu rotasından ayrılmadan, önemli eleştirilerin iz bırakacak köşelerinden yoksun biçimde anlatılıyor. Film, sıradan bir karakter olan Emre’nin sıradan hayatında oluşan rutinleri birçok kez kırıyor, ancak her defasında bunu güvenli yollardan, Emre’nin iyi niyetinden faydalanarak yapmayı tercih ediyor. Askerlik arkadaşı Ferhat (Adnan Devran)’la tanıştığımız ilk andan itibaren zaten onun iyi işler peşinde olamayacağı açıkça belli ediliyor fakat Emre, dans grubunun yurtdışında ülkemizi temsil edeceğini duyduğu anda gözlerine perde iniyor. Bu açıklık, ne internet üzerinden tanışıp yıldırım aşkıyla tutulduğu Rahime (Deniz Altan) aniden kendisinden yüksek miktarda para istediğinde ne de diğerleri ile bozulmayınca, üstüne Emre’nin aynı yanılgıya tekrar tekrar usanmadan düşme alışkanlığı daha derinlikli olarak sebeplendirilmeyince, insanlığa olan inancı ve iyiliğe dair umudu bir yere kadar özendirici olsa da karakter, gözünün önünde açıkça olup bitenleri bir türlü göremediği için, git gide mantık çerçevesi içerisine oturtulması zor bir hâl alıyor. Karakterlerinin samimiyeti ve gerçekliği haricinde çok fazla çarpıcı özelliğe sahip olmayan hikâyenin hızı yavaşlıyor ve süresi sarkıyor. Ses konusunda hâlihazırda aksaklıkları olan filmin, hikâyesinin temposuna kıyasla abartılı derecede dramatik olan müzikleri ise tempoyu desteklemek yerine, beklentilerin bir türlü karşılanamamasının yoruculuğunu öne çıkarıyor.

Plaza, “Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşelidir” sözünü en yalın hâliyle, samimi karakterler üzerinden anlatıyor. Fakat, yalnızlık, rutinin monotonluğu ve hayatın kontrolünü elde tutabilmek gibi üzerine düşünmeye davet ettiği hayata dair konuları derinlemesine işleyip, değerli eleştiriler sunmuyor ve hikâyesinin tahmin edilebilir gidişatı, akış hızını yavaşlatırken, aynı zamanda ana karakterini de nahiflikten ziyade, mantığa sığmayacak derecede saflaştırarak anlamsızlaştırıyor.

Not: 39. İstanbul Film Festivali Ulusal Yarışma seçkisinde gösterilen Bilmemek filmin daha önce düzenlenen festivallerde kaleme aldığımız değerlendirmesine buradan, Ceviz Ağacı filminin değerlendirmesine ise buradan ulaşabilirsiniz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information