Hollywood’u etkisi altına alan tacizi önleme ve tacize uğrayanları korumak adına başlayan #MeToo hareketi bu kez, Woody Allen’ın karşısında duruyor.Allen, zaten geçmişte eski eşi Mia Farrow’un önceki evliliği sırasında evlat edindiği kızı Sun-Yi Previn’le evlenerek tartışmaların odağı haline gelmişti ancak, Woody Allen’la ilgili skandallar bununla sınırlı kalmadı. Ancak, Woody Allen’la ilgili skandallar bununla sınırlı değil. #MeToo hareketinin popülaritesi evlat edindiği kızlarından Dylan Farrow’u henüz 7 yaşındayken taciz ettiği yönündeki geçmiş suçlamaları tekrar gündeme getirdi. Hâl böyle olunca, 2016 yılında Lionsgate ile birlikte Café Society’nin, 2017’de ise Wonder Wheel’ın distribütörlüğünü tek başına üstlenen Amazon, tartışmaların hararetinin yükselmesi üzerine Allen’la gelecek için yaptığı dört filmlik anlaşmayı fesih ederek New York’ta Yağmurlu Bir Gün’ün dağıtımını süresiz olarak rafa kaldırdı. Bunun üzerine Woody Allen, Şubat ayında Amazon’a 68 milyon dolarlık bir dava açtı. İlk gösterimini Venedik Film Festivali’nde yapması beklenen film, bu konuda da beklentileri karşılayamayarak, vizyona ilk kez Polonya’da girdi. Polonya haricinde aralarında İtalya, İspanya, Fransa, Almanya, Avusturya, Çin, Japonya, Rusya’nın da olduğu 19 bölgede vizyona girecek olan film, Amerika Birleşik Devletleri’nde hâlâ vizyona girmedi. Eylül ayında Fransa’da yapılacak Deauville Film Amerikan Festivali’nde gösterilmesi beklenen filmin Timothée Chalamet, Selena Gomez, Rebecca Hall gibi kadrosunda yer alan birçok isim filmden elde ettikleri geliri Time’s Up, RAINN, the Rape gibi taciz ve cinsel tacize uğrayanları koruma amaçlı yardım kuruluşlarına bağışlayacaklarını duyurdu. New York’ta Yağmurlu Bir Gün, Yardley Üniversitesi’nde okuyan iki gencin New York’a bir hafta sonu geçirmek üzere gelmelerini ve yağmurlu geçen bu New York hafta sonunda hayatlarının yönünün değişmesini anlatıyor. Genç Gatsby Welles (Timothée Chalamet), telaşlı konuşmaları ve entelektüel zevkleriyle değişik bir karaktere sahip. Hafta sonunu okul gazetesi için ünlü yönetmen Roland Pollard (Liv Schreiber) ile yapacağı röportaj sebebiyle New York’ta geçirmesi gereken kız arkadaşı Ashleigh (Elle Fanning) ise, samimi davranışları, saf tavırlarıyla büyük şehir kültüründen uzak hareketleriyle dikkat çekiyor. Gatsby’nin, Ashleigh’nin röportajıyla geçireceği hafta sonunu bir tatile dönüştürmeyi hedefleyerek kendisine eşlik etmesi üzerine New York’a doğru yola çıkıyorlar ve yağmur altında geçirdikleri hafta sonu, bu iki genci beklemedikleri maceralara sürükleyerek hayatlarının yönünü değiştiriyor. Çeşitli tartışmaların odağında yer alan New York’ta Yağmurlu Bir Gün, caz müziğinin esintileri eşliğinde New York’a güzellemeler yapan klasik bir Woody Allen filmi. Film, güçlü bir kadroya sahip ve komik anlar yaşatmayı başarıyor ancak kadın karakterlerine karşı edindiği tutumu ve hikâyesinin yüzeyselliği yüzünden klişeleşmiş ve ortalama olmaktan öteye gidemiyor. New York’ta Yağmurlu Bir Gün: Şehrin Karmaşası Rehberlik Ediyor Gatsby New York’ta doğmuş doğuştan varlıklı bir şehirli fakat, sahip olduğu her şeyi reddetmiş gibi davranmanın ve laf aralarına sıkıştırdığı sanatsal alıntıların kendisini çok daha entelektüel gösterdiğini düşünen melankolik bir genç. Timothée Chalamet’in başarılı oyunculuğuyla canlandırdığı karakter, bütün bunların yanında bir de pokere düşkün olunca, zorlanmış eksantrik yapısıyla inandırıcılıktan uzaklaşıyor. Bütün tutkusuna rağmen poker masası başında neredeyse bir kez gördüğümüz, sanat eserleriyle çevrili anlarına da aynı şekilde bir kez şahit olduğumuz Gatsby, genellikle kız arkadaşına fazla düşkün hareketleri ve ailesine karşı gösterdiği sebepsiz sitemleri ile gösterilerek bizler için, hızlı konuşan gösterişçi ve asi bir ergenden daha fazlası olamıyor. Bu durum, samimi davranışları ve tüm sıcaklığıyla Ashleigh'yi (Elle Fanning) daha çok bağ kurulabilir kılıyor. Ancak,…

Yazar Puanı

Puan - 60%

60%

Çeşitli tartışmaların odağında yer alan New York’ta Yağmurlu Bir Gün, caz müziğinin esintileri eşliğinde New York’a güzellemeler yapan klasik bir Woody Allen filmi. Film, güçlü bir kadroya sahip ve eğlenceli anlar yaşatmayı başarıyor ancak, kadın karakterlerine karşı edindiği tutumu ve hikâyesinin yüzeyselliği yüzünden klişe ve ortalama olmaktan öteye gidemiyor.

Kullanıcı Puanları: 2.67 ( 10 votes)
60

Hollywood’u etkisi altına alan tacizi önleme ve tacize uğrayanları korumak adına başlayan #MeToo hareketi bu kez, Woody Allen’ın karşısında duruyor.Allen, zaten geçmişte eski eşi Mia Farrow’un önceki evliliği sırasında evlat edindiği kızı Sun-Yi Previn’le evlenerek tartışmaların odağı haline gelmişti ancak, Woody Allen’la ilgili skandallar bununla sınırlı kalmadı. Ancak, Woody Allen’la ilgili skandallar bununla sınırlı değil. #MeToo hareketinin popülaritesi evlat edindiği kızlarından Dylan Farrow’u henüz 7 yaşındayken taciz ettiği yönündeki geçmiş suçlamaları tekrar gündeme getirdi. Hâl böyle olunca, 2016 yılında Lionsgate ile birlikte Café Society’nin, 2017’de ise Wonder Wheel’ın distribütörlüğünü tek başına üstlenen Amazon, tartışmaların hararetinin yükselmesi üzerine Allen’la gelecek için yaptığı dört filmlik anlaşmayı fesih ederek New York’ta Yağmurlu Bir Gün’ün dağıtımını süresiz olarak rafa kaldırdı.

Bunun üzerine Woody Allen, Şubat ayında Amazon’a 68 milyon dolarlık bir dava açtı. İlk gösterimini Venedik Film Festivali’nde yapması beklenen film, bu konuda da beklentileri karşılayamayarak, vizyona ilk kez Polonya’da girdi. Polonya haricinde aralarında İtalya, İspanya, Fransa, Almanya, Avusturya, Çin, Japonya, Rusya’nın da olduğu 19 bölgede vizyona girecek olan film, Amerika Birleşik Devletleri’nde hâlâ vizyona girmedi. Eylül ayında Fransa’da yapılacak Deauville Film Amerikan Festivali’nde gösterilmesi beklenen filmin Timothée Chalamet, Selena Gomez, Rebecca Hall gibi kadrosunda yer alan birçok isim filmden elde ettikleri geliri Time’s Up, RAINN, the Rape gibi taciz ve cinsel tacize uğrayanları koruma amaçlı yardım kuruluşlarına bağışlayacaklarını duyurdu.

New York’ta Yağmurlu Bir Gün, Yardley Üniversitesi’nde okuyan iki gencin New York’a bir hafta sonu geçirmek üzere gelmelerini ve yağmurlu geçen bu New York hafta sonunda hayatlarının yönünün değişmesini anlatıyor. Genç Gatsby Welles (Timothée Chalamet), telaşlı konuşmaları ve entelektüel zevkleriyle değişik bir karaktere sahip. Hafta sonunu okul gazetesi için ünlü yönetmen Roland Pollard (Liv Schreiber) ile yapacağı röportaj sebebiyle New York’ta geçirmesi gereken kız arkadaşı Ashleigh (Elle Fanning) ise, samimi davranışları, saf tavırlarıyla büyük şehir kültüründen uzak hareketleriyle dikkat çekiyor. Gatsby’nin, Ashleigh’nin röportajıyla geçireceği hafta sonunu bir tatile dönüştürmeyi hedefleyerek kendisine eşlik etmesi üzerine New York’a doğru yola çıkıyorlar ve yağmur altında geçirdikleri hafta sonu, bu iki genci beklemedikleri maceralara sürükleyerek hayatlarının yönünü değiştiriyor. Çeşitli tartışmaların odağında yer alan New York’ta Yağmurlu Bir Gün, caz müziğinin esintileri eşliğinde New York’a güzellemeler yapan klasik bir Woody Allen filmi. Film, güçlü bir kadroya sahip ve komik anlar yaşatmayı başarıyor ancak kadın karakterlerine karşı edindiği tutumu ve hikâyesinin yüzeyselliği yüzünden klişeleşmiş ve ortalama olmaktan öteye gidemiyor.

New York’ta Yağmurlu Bir Gün: Şehrin Karmaşası Rehberlik Ediyor

Gatsby New York’ta doğmuş doğuştan varlıklı bir şehirli fakat, sahip olduğu her şeyi reddetmiş gibi davranmanın ve laf aralarına sıkıştırdığı sanatsal alıntıların kendisini çok daha entelektüel gösterdiğini düşünen melankolik bir genç. Timothée Chalamet’in başarılı oyunculuğuyla canlandırdığı karakter, bütün bunların yanında bir de pokere düşkün olunca, zorlanmış eksantrik yapısıyla inandırıcılıktan uzaklaşıyor. Bütün tutkusuna rağmen poker masası başında neredeyse bir kez gördüğümüz, sanat eserleriyle çevrili anlarına da aynı şekilde bir kez şahit olduğumuz Gatsby, genellikle kız arkadaşına fazla düşkün hareketleri ve ailesine karşı gösterdiği sebepsiz sitemleri ile gösterilerek bizler için, hızlı konuşan gösterişçi ve asi bir ergenden daha fazlası olamıyor. Bu durum, samimi davranışları ve tüm sıcaklığıyla Ashleigh’yi (Elle Fanning) daha çok bağ kurulabilir kılıyor. Ancak, zaten biraz saf olarak gösterilen Ashleigh, New York’a indikleri andan itibaren daha da sivrileşen saflıklarıyla Gatsby’nin ego bulutu arasında hafif bir güneş ışığı olmaktan çıkıp, klişeleşmeye başlıyor. Ashleigh, New York macerası boyunca kariyeri için kocaman adımlar atmaktan çok, endüstri içerisinde belirli yere sahip ileri yaşlı erkeklerin peşinde savruluyor ve sırayla her birinin arzularının odağı oluyor. Ashleigh karakterinin film için samimi ve saf tavırlarıyla ego merkezli bir endüstride ferah bir nefes olarak nitelendirildiği ve Selena Gomez’in şehirli karakteriyle Gatsby’nin seçimlerini yönlendirmesi için kontrast yaptığı bir gerçek. Ancak, bütün bunlar, karakterin taşralı özelliklerinin fazlaca vurgulandığı, saflık ve aptallık arasındaki çizgiyi bazen kaçırdığı ve film boyunca, çeşitli erkeklerin tutkularının hedefine konmaktan daha önemli bir yerde tutulmadığı gerçeğini değiştirmiyor. Karakterin bu kadar karikatürize edilmesi ve özellikle yaşça kendisinden çok büyük erkekler tarafından hiç durmadan objeleştirilmesi, filmin hâli hazırda çevrelendiği bütün tartışmalar için hiç de yardımcı olacak gibi durmuyor. Halbuki Ashleigh, taşradaki okullarında eleştirel bakış açısıyla egoist sebeplerle sözde reddettiği ailesinin parasını kumar masasına oturmak için kullanmaktan başka pek de bir şeyle meşgul olmayan Gatsby’i, kariyeri için var gücüyle çalışarak elde ettiği bu önemli fırsat sebebiyle New York’a taşıyacak kadar hırslı ve yetenekli bir genç kadın. Böylesine güçlü bir kadının şehre varır varmaz savrulmaya başlaması pek de akıl alır bir durum değil ve filmin karakterlerini resmederken koruyamadığı tutarlığı açısından utanç verici. Güçlü pozisyonlara kadınları neredeyse hiç yakıştırmayan film, cinsiyetçi tutumunu, Gatsby’nin erkek kardeşinin evlenmek üzere olduğu ancak gülüşü yüzünden kendisinden soğuduğu sevgilisi dâhil bütün kadın karakterlerine karşı koruyor. The Handmaid’s Tale dizisindeki rolüyle Emmy adaylığı bulunan Cherry Jones’un Gatsby’nin varlıklı annesi rolüyle nispeten kuvvetli rolü bile, sahip olduğu her şeyin varlıklı bir adamla evlenmesine bağlanması fikriyle gölgeleniyor. New York’ta Yağmurlu Bir Gün, yüksek ekonomik sınıfın ego bunalımları çerçevesinde geçiyor ve bu yüzden belli bir derinliğe ulaşamıyor. Bir de, tekrar fazla karikatürize edilmiş klişe sonuyla buluşunca, hikâye anlamında pek de bir şey ifade etmiyor ve inandırıcılıktan uzak, karmaşık ilişkilerle dolu, yüzeysel bir hafta sonundan daha fazlası olamıyor.

Odağına yerleştiği tartışmalar sebebiyle gün yüzü görmekte zorlanan film, her şeye rağmen, güldüren diyalogları ve güçlü kadrosuyla iyi bir ritime sahip. New York’ta Yağmurlu Bir Gün, bir hafta sonuna sığan maceralerıyla hayatları değiştirme yolunda akıp gidiyor. Aynı zamanda film, New York’ta yaşanan yağmurlu bir hafta sonunun ve tutkuyla bağlı olduğu New York’un sadece önemli karakterleri için değil, bütün karakterlerine yaşattığı dramatik boyuttaki değişimleri inşa etmekte oldukça başarılı oluyor. Ünlü yönetmen Roland Pollard, sanatsal konumu hakkındaki bunalımlarıyla karşı karşıya kalırken, filmlerinin sernarsitliğini yapan Ted Davidoff (Jude Law) ise, evliliğindeki problemlerle yüzleşiyor. Ünlü oyuncu Francisco Vega (Diego Luna), kendi ilişkisiyle ve sadakat problemleriyle boğuşuyor. Ana karakter Gatsby ise, ailesi ve özellikle annesi başta olmak üzere her şeyi sandığı gibi tanımadığını ve aslında şehrin karmaşası, lise aşkının tuhaf bulduğu kız kardeşi Shannon gibi, bugüne dek küçümsediği her şeye nasıl aşkla bağlı olduğunu fark ediyor ve kendisine daha uygun olduğunu sandığı hayatını ardında bırakarak geçmişte reddettiği her şeye geri dönüyor. Tüm bu değişimlerin merkezinde ise, Vittoria Storaro’nun öne çıkan sinematografisiyle güneş gibi parlayan Elle Fanning’in göz dolduran oyunculuğuyla hayat bulan Ashleigh yer alıyor. Elle Fanning, her şeye rağmen karakterini öne taşıyor, filmin komedisini yaşatma konusunda kendisine önemli bir yer ediniyor ve adeta parlıyor. Filmin komedisini yaşatan en önemli bir diğer unsur ise, absürdlükleri ve beklenmedik samimiyetiyle diyalogları. Yoğun ve ağır ortamlarda birden ortaya çıkan beklenmedik derecede samimi diyaloglar, rahatlık yaratarak filmin ritmini yükseltiyor ve ferahlatıyor. Film, New York’ta bir haftasonu geçirmek üzere yola çıkan ve yağmurlu günlere denk gelerek kendi planlarından çok şehrin planlarının peşinde savrulan gençlerin peşine düşerek sabit bir anlatıya sahip değil. Ancak, yaşattığı değişimler ve komik diyaloglarıyla ilginçliğini ve eğlencesini koruyor. Farklı karakterlerini, hikâyelerini ve karakterlerin yaşadıkları değişimleri izleyicisiyle buluştururken bütün karmaşasının arasında kendisini hiçbir zaman kaybetmiyor ve her şeye rağmen rotasını koruyor. Asıl anlatısı olan, hayallerimizin ve fantezilerimizin aslında yaşamak istediklerimizden farklı olabileceği fikrinden ve ana karakteri New York’tan hiçbir zaman uzaklaşmıyor. Aynı zamanda, New York’un en kaotik en karanlık anlarında bile karmaşasıyla insana hayallerinden bir parça teklif ettiğinin altını çizmeyi ihmal etmiyor. Bu anlamda, mucizelerle dolu New York’a caz müziği eşliğinde yazılmış bir aşk mektubu niteliği taşıyor. Bütün tartışmalara ve yüzeyselliğine rağmen film, New York’un karmaşasının insanın benliğini bulmasına yardımcı olan rehberliğini anlatan Woody Allen imzalı hafif ve güzel zaman geçirten bir romantik komedi olarak karşımıza çıkıyor.

New York’ta Yağmurlu Bir Gün pek çok tartışmanın odağı olarak gündemde yer alıyor ve tartışmaların sebep olduğu önyargılarla savaşması gerekiyor. Woody Allen’ın özel hayatında yaptığı tartışmaya açık seçimler ve bugüne dek karşılaştığı suçlamalar her zaman bilinmesine rağmen bugüne dek göz ardı ediliyordu. Ancak, bunları tacizle savaşmayı ve tacize uğrayanları korumayı hedefleyen #MeToo hareketinin gücünün etkisindeki Hollywood’un ne kadar görmezden geleceği bilinmiyor. Aynı zamanda, ortada kocaman bir ekibin emeği varken bir kişinin sapkınlığının  herkesi ve sanatı cezalandırmasının adilliği de tartışmaya açık kalıyor. Fakat yine de, Hollywood’un sonunda erkek egemenliği ve güç sarhoşluğuna karşı önemli bir adım atması hepimizin içini rahatlatıyor. Zaten oyuncu kadrosunun geneline hakim olan pişmanlık hissi de Woody Allen’ı bekleyen zor zamanların habercisi oluyor. New York’ta Yağmurlu Bir Gün yaşadığı tüm şanssızlıklar bir kenarda bırakıldığında en iyisi olmamakla birlikte klasik bir Woody Allen filmi. New York’ta Yağmurlu Bir Gün, karakterlerini tanıtırken ve hikâyesini derinleştirirken yaşadığı aksamalarına ve tatmin edici olmaktan uzak sonuna rağmen yumuşak bir romantik komedi olarak izleyicisine güzel anlar yaşatıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi