Mürekkep Balığı ve Balina – The Squid and the Whale, Frances Ha ve Bayan Amerika – Mistress America gibi filmleriyle sinemaseverlerin gönlünde ayrı bir yere sahip olan, Amerikan bağımsız sinemasının önemli isimlerinden Noah Baumbach, bu yıl yeni filmi Marriage Story ile sinemaseverlerin karşısına çıktı. Scarlett Johansson ve Adam Driver‘ın başrollerini üstlendiği film, bir sanat yönetmeni ve onun oyuncu eşi arasında New York’tan Los Angeles’a kadar uzanan boşanma davasını odak noktasına alıyor. Oyuncu kadrosunda Johansson ve Driver’a Laura Dern, Alan Alda, Ray Liotta ve Merritt Wever gibi isimler eşlik ediyor.

Dünya prömiyerini 76. Venedik Film Festivali’nde yaptıktan sonra Toronto ve New York gibi önemli festivalleri ziyaret eden film hem eleştirmenlerin hem de sinemaseverlerin beğenisini kazanarak yılın en dikkat çekici yapımları arasında yer aldı. Geçtiğimiz günlerde Netflix’te yayınlanmasının ardından daha da geniş kitlelerle buluşan Marriage Story’yi sevenlerin mutlaka izlemesi gereken 11 filmi bir araya getirdik.

Marriage Story’yi Sevenlerin Mutlaka İzlemesi Gereken 11 Film

Sôshun (1956)

Sinema tarihinin en büyük ustalarından Yasujirô Ozu’nun, başyapıtı Tokyo Hikâyesi – Tôkyô monogatari’nin ardından çektiği ilk film Sôshun, tıpkı öncülü gibi yönetmenin etrafında dolaşmayı çok sevdiği temalara daha karanlık bir perspektiften bakmayı tercih ediyor. Aile kurumuna daha çok olumlayıcı bir noktadan yaklaşan Ozu bu filmde, hayatlarını birbirlerine adamış bir çiftten ziyade, bozulmanın eşiğine gelen bir evliliğe odaklanıyor. Bir tuğla fabrikasında çalışan Shôji, bir iş arkadaşıyla evlilik dışı bir ilişki yaşamaya başlayınca eşi Masako, ilişkilerinde bir şeylerin yolunda gitmediğine dair bir şüphe geliştirmeye başlar. Ozu’nun gündelik hayatı aşkın bir dille yansıtmak konusundaki ustalığını bir kez daha gözler önüne seren yapım, evlilik kurumunu şüphe üreten bir mekanizma olarak temsil etmesiyle yönetmenin kariyerinde ayrıksı bir yerde duruyor.

Gece – La notte (1961)

İlk eserlerini İtalyan Yeni Gerçekçiliği akımına yakın duran bir üslupla çeken Michelangelo Antonioni, kariyerinin devamında özgünleştirdiği sinema diliyle modern Avrupa sinemasının en önemli figürlerinden biri hâline gelmiştir. Yönetmenin ünlü “İletişimsizlik Üçlemesi”nin ikinci filmi olma özelliğini de taşıyan 1961 tarihli Gece, üst-orta sınıfa mensup, evli bir çiftin bir gününü beyazperdeye taşır. Bir yazarın eşiyle ilişkisinde aşkın kaybedildiğini ve çiftin en basit diyaloğu bile kuramadığını görürüz film boyunca. Duyguların tükendiği mevcut durumda zaten bitmiş olan bir ilişkiyi sınıfsal kaygıların baskısıyla canlı tutma çabası, evlilik kurumunu bir tür prangaya dönüştürür. Antonioni’nin modernizmin etkisiyle varoluşsal kaygılara savrulan burjuvaları için evlilik kurumu, ruhsal çürüyüşün etmenlerinden biridir artık.

Kim Korkar Hain Kurttan? – Who’s Afraid of Virginia Woolf? (1966)

Edward Albee’nin 1962 yılında yayımlanan aynı adlı tiyatro oyunundan uyarlanan Kim Korkar Hain Kurttan?, özellikle Aşk Mevsimi – The Graduate ile tanınan yönetmen Mike Nichols’ün ilk uzun metrajılı filmi. Başrollerinde Elizabeth Taylor ve Richard Burton’ın yer aldığı film, orta yaşlı bir çiftin aşk ve nefret oyunlarının içerisine, yeni tanıştıkları genç bir çifti de dâhil etmeleri ve sonrasında gelişen olayları konu alır. Sadece iki mekânda geçmesi ve yoğun diyaloglarla bezeli çekişme dolu sahneleriyle dikkat çeken film, yaşı ilerlemiş bir çiftin yıllar içinde biriktirdikleri duyguları, klostrofobik bir tonda ortaya saçarken son derece sert bir evlilik portresi çiziyor. Ernest Lehman’ın senaryosunu kaleme aldığı film, Taylor’a En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar ödülünü getirmişti.

Bir Evlilikten Manzaralar – Scener ur ett äktenskap (1974)

İdeal bir evliliğin mümkün olup olmadığını sorgulayan Bir Evlilikten Manzaralar, Bergman’ın filmografisinde ilmek ilmek işlediği anne-kız, kardeşlik ilişkileri, dini ve toplumsal sorgulamaların yanında bu kez de bir evliliğin anatomisini mercek altına alıyor. Bir röportajla başlayan filmde, birbirinden ne denli farklı olduklarını gördüğümüz iki karakter Marianne ve kocası Johan, aynı dili konuşabildiklerini ve mutlu olduklarını iddia eden iyi eğitimli burjuva bir aile olarak göze çarpar. Çevrelerinde herkesin gıpta ederek baktığı bu evlilik, film ilerledikçe ne denli bir sarsıntı hâlinde olduğunu herhangi bir çabaya gerek duyulmaksızın gözler önüne serer. Aslen altı bölümlük bir mini dizi olarak tasarlanmış ve bu şekilde çekilmiş olan Bir Evlilikten Manzaralar, iki saat elli dakikalık kurgusuyla beyazperde kendine yer bulmuştu.

Ne Olacak Şimdi (1979)

Hikâyesi Cazibe Kanunları’yla bir hayli benzeşen Atıf Yılmaz filmi Ne Olacak Şimdi, sinemamızın ilişki komedileri açısından en yenilikçi, en özgün örneklerinden biridir. Senaryosunu Sadık Şendil’in kaleme aldığı filmde olaylar Nuran ve Şakir çiftinin boşanmak için avukatlar Orhan ve Özden’den yardım istemesiyle başlar. Çok farklı kültürlerden gelen Orhan ve Özden, bu dava vesilesiyle tanışır. Bir noktadan sonra da aşık olup süratle evlenirler. Ancak evlilikleri boyunca kültürel farklılıkları hep bir sorun teşkil eder.

Beş Kere İki – 5×2 (2004)

Fransız Sineması’nın kötü çocuğu François Ozon, bir aşk hikâyesini sondan başa doğru anlattığı filmi 5×2’de Gilles ve Marion adlı bir kadın ve erkeğin ilişkisinin beş evresine odaklanır. Çiftin boşanmasıyla açılan film, ilişkinin sarsıldığı evreye, Marion’un hamilelik evresine, düğünlerine ve ilişkinin başlangıç evresine çevirir kamerasını sırasıyla. Başrollerinde Valeria Bruni Tedeschi ve Stépahne Freiss’ın yer aldığı film, ilişkilerin karmaşasını hemen her anında derinlemesine incelemeyi başaran, incelikli bir yapıt.

Cazibe Kanunları – Laws of Attraction (2004)

New York’lu iki boşanma avukatı Daniel Rafferty ve Audrey Woods’un hikayesine odaklanan Cazibe Kanunları, meslekleri gereği bitmiş evliliklerle uğraşan bu ikilinin büyük bir boşanma davası nedeniyle yakınlaşması sonrası yaşananları konu ediyor. Başrollerinde Pierce Brosnan, Julianne Moore, Michael Sheen, Parker Posey gibi isimlerin yer aldığı filmin yönetmeniyse Rastlantının Böylesi – Sliding Doors’la tanıdığımız Peter Howitt. Cazibe Kanunları, boşanma avukatlarının kendi ilişkilerinin söküklerini dikmeleri gerektiğinde ne yapacaklarını bilememeleri üzerine bir romantik komedi olarak son derece iyi işleyen bir yapıya sahip. Bu anlamda yakın dönemin ilişki filmleri arasında kendisine özel bir yeri olduğu da kesin.

Hayallerin Peşinde – Revolutionary Road (2008)

Richard Yates’in aynı isimli romanından beyazperdeye uyarlanan Hayallerin Peşinde, 1950’lerin ortasında Amerikan banliyösünde yaşayan genç bir çifti merkezine alıyor. Kağıt üzerinden huzurlu bir yaşama alanı olarak görünen banliyö, Sam Mendes’in yönettiği filmde Frank ve April Wheeler çiftinin zamanla anlaşmazlık ve aldatmalarla devam eden evliliklerinin yaşandığı bir huzursuzluğun mekânı olarak karşımıza çıkıyor. Evlilik ilişkisini ele alırken onu toplumsal bağlamından koparmayan, buradan hareketle de “Amerikan rüyası” kavramının karanlık arka planına açması filmi daha değerli kılarken, New York ve Los Angeles’lı iki karakter üzerinden toplumsal bir sorgulama da barındıran Marriage Story’ye benzer sulara çekiyor.

Aşk ve Küller – Blue Valentine (2010)

Yönetmen Derek Cianfrance’ın imzasını taşıyan 2010 yapımı Aşk ve Küller, işçi sınıfından bir çiftin yıllara yayılan aşk hikâyesini konu eder. Başrollerinde Michelle Williams ve Ryan Gosling’in yer aldığı film, boyacılık yaparak geçinen Dean ve hemşire Cindy’nin ilişkisini başlangıcından evliliğe, çocuk sahibi olmalarından evliliklerinin bitme aşamasına geldiği noktaya dek parçalı bir yapıyla anlatır. Çiftin başlangıçtaki romantizmi ve tutkusu, yıllar geçtikçe yerini problemlerle dolu bir ilişkiye bırakır. Lakin başlangıçtaki güneşli günler zaman zaman yüzünü göstermeyi sürdürür. Aşk ve Küller dünya prömiyerini Cannes Film Festivalin’de yapmıştı. Bu filmdeki performansıla Michelle Williams Oscar adaylığı kazanmıştı.

Bir Ayrılık – Jodaeiye Nader az Simin (2011)

İranlı yönetmen Asghar Farhadi’nin başyapıt kıvamındaki filmi Bir Ayrılık, ilişki ve “ayrılık” filmlerine İran’ın gerçekliğinden bakan, son derece çarpıcı bir yapıt. Boşanmanın eşiğindeki Nader ve Simin, çocuklarının İran’da kalmasıyla, anne Simin’le beraber yurtdışına gitmesi arasında kalırlar. Gerek İran bürokrasisinin dayattıkları, gerekse çiftin düştüğü fikir ayrılıkları, bu süreci her ikisi açısından da güçleştirecektir. Berlin Film Festivali’nden Altın Ayı’yla ayrılan Bir Ayrılık, Yabancı Dilde En İyi Film Kategorisi’nde de Oscar kazanmıştı.

Mavi En Sıcak Renktir – La vie d’Adèle (2013)

Lea Seydoux ve Adele Exarchapoulos’un, Cannes Film Festivali tarihinde ilk kez Altın Palmiye’nin film ve yönetmenle beraber filmin iki oyuncusuna da verilmesine sebep olan performanslarıyla akıllara kazınan Mavi En Sıcak Renktir, yakın dönemin en sarsıcı aşk filmlerinden biri. Aynı zamanda bir büyüme hikâyesi sunan Abdellatif Kechiche imzalı yapıtta Adele adlı lise son sınıf öğrencisi genç bir kadının, özgür ruhlu Emma’yla tanıştıktan sonra kendi bedenini, aşkı, hayatı yeniden keşfettiği uzun ve yakıcı bir süreç anlatılır. Film uzun süresi boyunca Adele ve Emma’nın ilişkisini her yönüyle mercek altına yatıran bir yapıya sahiptir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information