Advertisement
Sinema filmi uyarlamalarına alışık olduğumuz folklorik kahramanlardan biri Ned Kelly. Kurgusal eserlerde, bu karakterin tarihi ve gerçekliği farklı bakış açılarıyla ele alındı. Onun alışıldık bakış açısı, karizmatik haydut tiplemesine vurgu yapar. Bugün filmlerde gördüğümüz kötü-sevimli, suçlu-çekici stereotiplerin çıkış noktası, yine bu alışıldık bakış açısıdır. Son yıllarda bunun gibi folklorik kahraman-suçlu karakterlerin, çizgi filmleri andıran temsillerinden yavaş yavaş kurtulmaya başladığını görüyoruz. Ridley Scott, Robin Hood’da (2010) bu alışıldık temsili bozan bir deneme yapmıştı. Avustralyalı yönetmen Justin Kurzel’in son filmi Kelly Çetesi'nin Gerçek Hikâyesi de bu konu özelinde bir başka örnek teşkil ediyor. Snowtown ve Dönüş - The Turning ile dünya sinemasında dikkat çekmeye başlayan Kurzel, 2015 yapımı Macbeth uyarlamasıyla, popüler bir karakter üzerinden benzeri bir çizgiselliği kırma deneyimi yaşatmıştı bizlere. Shakespeare'in psikolojik anlamda gittikçe kendini kaybeden Macbeth karakteri, daha önce ele alınmadığı kadar ruhani bir şekilde canlandırılmış ve onun duygusal yoğunluğu, sinema diline yakışır şekilde anlatılmıştı. Kurzel, daha sonra video oyunu uyarlaması Assassin's Creed ile yine benzer bir yola girmiş ancak oyunun aslından ve karakterinden daha özerk bir dünya yarattığı için yeterince derinleşememişti. Kelly Çetesi'nin Gerçek Hikâyesi filminde ise Avustralya tarihinin poster kişiliği olan Ned Kelly’in arkası çevriliyor ve karaktere daha sert, daha cinsel açıdan, daha bilinçaltına yönelik şekilde tekrar bakılıyor. Kelly Çetesi'nin Gerçek Hikâyesi: Punk Bir Western Mesele tarih yazımına geldiğinde, o kalemi çoğunlukla sömürenlerin tuttuğunu görmek zor değil. Onların bakış açısıyla üretilen kültürel eserler de en gözü pek anarşistleri bile süt dökmekten korkan sevimli çocuklara dönüştürüyor. Halk kahramanlarının sinemadaki temsilleri de neşeli, esprili ve bir şekilde kendini aşka adayan özellikleriyle benzer bir sorunu yaşıyor. Ancak Justin Kurzel, benzerlerine kıyasla Ned Kelly’e daha yakından, karakterin "erkek olma" problemlerinden bakıyor. Peter Carey’nin romanından uyarlanan film, Kelly’nin hikâyesini yarı gerçek bir kurgu üzerinden anlatıyor. Filmde anlatılan olaylar, ana hatlarıyla tarihin yazdığı gibi olsa da Kelly’nin iç hikâyesine -kitabın baktığı gibi- daha kurgusal bir yerden bakmayı tercih ediyor Kurzel. 19. yüzyılda İngiliz sömürgesi olan Avustralya’yı arka plana alarak; iktadaını ortaya koyamayan, ezilen babasına karşılık, hayat kadını olan annesiyle büyüyen bir çocuk olarak görüyoruz Ned Kelly’i. Onu suça ve şiddete iten ilk unsur, İngiliz sömürüsünün ötesinde, annesinin "Git ve dünyaya gününü göster!" gibi öğütleri oluyor. Ergenliğe adım atmak üzere olan bir erkek çocuğunun, rol model olarak almak istediği babasının yerine geçmek istemesi, tipik bir oedipal durumdur. Dolayısıyla Ned Kelly’nin buradaki ilk derdi, babasının ezilen erkekliğini örtbas etmek oluyor. Kurzel, Kelly’nin bu problemlerden doğan isyanına, beklenmedik bir şekilde punk dili katıyor. Dövüşmek üzere, bir İngiltere bayrağının önünde esneme hareketleri yapan Kelly’i artık büyümüş ve bir "erkek" olarak gördüğümüzde, film gotik western olarak başlattığı estetiğine punk kültürünün ögelerini yerleştiriyor. Bu noktadan sonra Kelly ve çetesinin isyanları, bir grup 19. yüzyıl haydutundan ziyade yarı çıplak vücutları ve hareketleriyle 20. yüzyılın punkçı aktivistlerini andırıyor. Bu tıpkı, Sofia Coppola’nın bir "başka gençlik" öyküsü olan Marie Antoinette filminde kullandığı, ele aldığı dönemle uyuşmayan new wave, post-punk müzik türlerine benziyor. Sofia Coppola da kendi filminde Kurzel gibi bir dil izlemiş ve tarihi bir kişiliğin hissettiği duyguları, bugünün kültür ögeleri üzerinden bakmaya çalışmıştır. Justin Kurzel, punk western estetiğiyle ayrıca, Ned Kelly karakterinin…

Yazar Puanı

Puan - 60%

60%

Dövüşmek üzere, bir İngiltere bayrağının önünde esneme hareketleri yapan Kelly’i artık büyümüş ve bir "erkek" olarak gördüğümüzde, film gotik western olarak başlattığı estetiğine punk kültürünün ögelerini yerleştiriyor. Bu noktadan sonra Kelly ve çetesinin isyanları, bir grup 19. yüzyıl haydutundan ziyade yarı çıplak vücutları ve hareketleriyle 20. yüzyılın punkçı aktivistlerini andırıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.13 ( 2 votes)
60

Sinema filmi uyarlamalarına alışık olduğumuz folklorik kahramanlardan biri Ned Kelly. Kurgusal eserlerde, bu karakterin tarihi ve gerçekliği farklı bakış açılarıyla ele alındı. Onun alışıldık bakış açısı, karizmatik haydut tiplemesine vurgu yapar. Bugün filmlerde gördüğümüz kötü-sevimli, suçlu-çekici stereotiplerin çıkış noktası, yine bu alışıldık bakış açısıdır. Son yıllarda bunun gibi folklorik kahraman-suçlu karakterlerin, çizgi filmleri andıran temsillerinden yavaş yavaş kurtulmaya başladığını görüyoruz. Ridley Scott, Robin Hood’da (2010) bu alışıldık temsili bozan bir deneme yapmıştı. Avustralyalı yönetmen Justin Kurzel’in son filmi Kelly Çetesi’nin Gerçek Hikâyesi de bu konu özelinde bir başka örnek teşkil ediyor.

Snowtown ve Dönüş – The Turning ile dünya sinemasında dikkat çekmeye başlayan Kurzel, 2015 yapımı Macbeth uyarlamasıyla, popüler bir karakter üzerinden benzeri bir çizgiselliği kırma deneyimi yaşatmıştı bizlere. Shakespeare’in psikolojik anlamda gittikçe kendini kaybeden Macbeth karakteri, daha önce ele alınmadığı kadar ruhani bir şekilde canlandırılmış ve onun duygusal yoğunluğu, sinema diline yakışır şekilde anlatılmıştı. Kurzel, daha sonra video oyunu uyarlaması Assassin’s Creed ile yine benzer bir yola girmiş ancak oyunun aslından ve karakterinden daha özerk bir dünya yarattığı için yeterince derinleşememişti. Kelly Çetesi’nin Gerçek Hikâyesi filminde ise Avustralya tarihinin poster kişiliği olan Ned Kelly’in arkası çevriliyor ve karaktere daha sert, daha cinsel açıdan, daha bilinçaltına yönelik şekilde tekrar bakılıyor.

Kelly Çetesi’nin Gerçek Hikâyesi: Punk Bir Western

Mesele tarih yazımına geldiğinde, o kalemi çoğunlukla sömürenlerin tuttuğunu görmek zor değil. Onların bakış açısıyla üretilen kültürel eserler de en gözü pek anarşistleri bile süt dökmekten korkan sevimli çocuklara dönüştürüyor. Halk kahramanlarının sinemadaki temsilleri de neşeli, esprili ve bir şekilde kendini aşka adayan özellikleriyle benzer bir sorunu yaşıyor. Ancak Justin Kurzel, benzerlerine kıyasla Ned Kelly’e daha yakından, karakterin “erkek olma” problemlerinden bakıyor.

Peter Carey’nin romanından uyarlanan film, Kelly’nin hikâyesini yarı gerçek bir kurgu üzerinden anlatıyor. Filmde anlatılan olaylar, ana hatlarıyla tarihin yazdığı gibi olsa da Kelly’nin iç hikâyesine -kitabın baktığı gibi- daha kurgusal bir yerden bakmayı tercih ediyor Kurzel. 19. yüzyılda İngiliz sömürgesi olan Avustralya’yı arka plana alarak; iktadaını ortaya koyamayan, ezilen babasına karşılık, hayat kadını olan annesiyle büyüyen bir çocuk olarak görüyoruz Ned Kelly’i. Onu suça ve şiddete iten ilk unsur, İngiliz sömürüsünün ötesinde, annesinin “Git ve dünyaya gününü göster!” gibi öğütleri oluyor. Ergenliğe adım atmak üzere olan bir erkek çocuğunun, rol model olarak almak istediği babasının yerine geçmek istemesi, tipik bir oedipal durumdur. Dolayısıyla Ned Kelly’nin buradaki ilk derdi, babasının ezilen erkekliğini örtbas etmek oluyor. Kurzel, Kelly’nin bu problemlerden doğan isyanına, beklenmedik bir şekilde punk dili katıyor.

Dövüşmek üzere, bir İngiltere bayrağının önünde esneme hareketleri yapan Kelly’i artık büyümüş ve bir “erkek” olarak gördüğümüzde, film gotik western olarak başlattığı estetiğine punk kültürünün ögelerini yerleştiriyor. Bu noktadan sonra Kelly ve çetesinin isyanları, bir grup 19. yüzyıl haydutundan ziyade yarı çıplak vücutları ve hareketleriyle 20. yüzyılın punkçı aktivistlerini andırıyor. Bu tıpkı, Sofia Coppola’nın bir “başka gençlik” öyküsü olan Marie Antoinette filminde kullandığı, ele aldığı dönemle uyuşmayan new wave, post-punk müzik türlerine benziyor. Sofia Coppola da kendi filminde Kurzel gibi bir dil izlemiş ve tarihi bir kişiliğin hissettiği duyguları, bugünün kültür ögeleri üzerinden bakmaya çalışmıştır. Justin Kurzel, punk western estetiğiyle ayrıca, Ned Kelly karakterinin çizgi filmlere yakın olan temsilinden kurtulmasına, kahraman-suçlu ikileminin birbirinden ayrılmadan daha net bir şekilde ortaya çıkmasına hizmet ediyor.

Kurtel’in sinema dilinin ortak ögelerini bu filmde de görmek mümkün. Artırılmış duygusal yoğunluk, kendi coşkunluğunu keşfeden baş karaktere odaklanan epizodik anlatı, korkutucu siluet çekimler vb. Ned Kelly’nin öyküsünü odağına alan bir filmden, kanun kaçaklarının banka soyma, tren kaçırma gibi alışıldık western sahneleri bekleyebilirsiniz. Ancak Kurtzel, bu alışıldık kanun kaçağı hikâyelerinin yapı taşlarını kullanmıyor. Kelly’nin isyan eylemlerinden çok, onu bireye dönüştüren duygusal geçişlere odaklanıyor. İşte bu yüzden, sömürü güçlerinin mermilerinden korunmak için kafasına geçirdiği zırhın kısıtlı bakış açısı gibi, Kelly’i de tek bir açıdan görebiliyoruz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information