Her şeyi bitirmeyi düşünüyorum. Charlie Kaufman'ın senaryosunu Iain Reid'ın aynı isimli romanından uyarladığı yeni filmi, henüz kime ait olduğunu bilmediğimiz dış sesin dudaklarından dökülen bu cümle ile açılıyor. Her şeyden, bu cümleyi söyleyecek denli vazgeçmiş birinin yaşadıklarına ya da zihininden geçenlere odaklanan bir film izleyeceğiz belli ki. Kaufman, I'm Thinking of Ending Things filminde bu büyük vazgeçişi; şimdiyi, geçmişi, travmaları, hayal kırıklıklarını kapsayacak büyük bir paranteze alıyor. Klasik anlatı sinemasının konvansiyonlarını kendine has oyunbazlıkla eğip bükerken bu parantezin içini neredeyse bir korku tüneline dönüştürüyor. Fakat bu korku tünelini ürpertici kılan hayaletler, hortlaklar, yaratıklar vs. değil; hayatın ta kendisi. I'm Thinking of Ending Things, ana karakterin yaşadıklarının -ya da yaşayamadıklarının- etkisiyle bir korku tüneline dönmüş bilincinin dehlizlerinde geziyor oluşu, kendisini bilincin bulanık sulara bırakması itibarıyla sinema tarihindeki birçok filmi ister istemez andırıyor ama kaynak aldıkları romana getirdikleri yorumla Lynne Ramsay'in 2017 tarihli Hiçbir Zaman Burada Değildin - You Were Never Really Here'yla daha da fazla iletişim hâlinde gibi. Fakat senaryo ekonomisi açısından ders niteliğindeki, bir savaş gazisinin paramparça olmuş zihninine nüfuz eden You Were Never Really Here ne kadar ketum ve suskunsa, I'm Thinking of Ending Things o kadar konuşkan. Ramsay'in karakteri gördükleri ve yaptıklarının etkisiyle susmayı seçmişken, Kaufman'ın karakteri yüzleşmek durumunda kaldığı başarısızlıkların aksini kanıtlamak ve kendini açıklamak ister gibi zihnindeki tüm boşlukları bildikleriyle, düşündükleriyle doldurmaya çalışıyor sanki. I'm Thinking of Ending Things: Girdap ve Örümcek Ağları ***Yazının devamı I'm Thinking of Ending Things ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.*** Charlie Kaufman'ın ilk kez kamera arkasına geçtiği New York Yanılsamaları - Synecdoche, New York'un hemen açılışında, hem işinde hem de ilişkilerinde sorunlar yaşayan tiyatro yönetmeni ruh hâlini açıkça dile getiriyordu "Kendimi iyi hissetmiyorum" cümlesiyle. Filmin devamında bu ana karakter, boş bir depoda hayatının bir tür simülasyonunu kurguluyor, bu kez ipleri kendi elinde tutacağı yeniden yaratma minvalinde bir çabaya girişiyordu. I'm Thinking of Ending Things'in ana karakteri de en az bu karakter kadar kötü hissediyor. Ama onun kendi hayatını yeniden "yaratacak" kadar bir gücü yok, kendi hâlinde, iddialı olmasa da resim yapan, sinemayla ilgili, orta sınıfı mensubu bir entelektüel olarak tanımlayabileceğimiz genç bir kadın. Filmin anlatısı da altı haftadır birlikte olduğu erkek arkadaşının ailesiyle tanışmak üzere, onların taşradaki evine yaptıkları yolculukla başlıyor. Bu bağlamda I'm Thinking of Ending Things'in bir yol filmi olduğu söylenebilir. Fakat bu yolculuk, fiziksel mekânlar arasındaki gidiş gelişleri kadraja alırken karakterin bilinç katmanları arasında yapılan bir sondaj çalışmasını da kapsıyor. I'm Thinking of Ending Things, karakterin zihninin derinliklerine indikçe hem daha karanlık hem de daha karmaşık bir yapı kazanıyor. Charlie Kaufman'ın bu karmaşık yapıyı bir arada tutarken, anlatıyı sürekli farklı disiplinlerden referanslarla genişletmesi ve bir noktadan sonra anlatı kalıplarını reddeder hâle gelmesi, filmin başarısının en temel noktası belki de. Filmin en başında duyduğumuz dış sesin, yukarıda andığımız kadına, Jessie Buckley'nin enfes bir performansla hayat verdiği Lucy'e ait olduğunu öğreniyoruz açılıştan kısa bir süre sonra. Fakat Kaufman'ın sondajı devam ettikçe ana karakterin adı önce Lucy’yi andıracak şekilde Louisa'ya, sonra benzerliği yitirerek Yvonne'a,  kapanış jeneriğinde de sinema filmlerinin temel unsurlarından karakterizasyonu boşa düşürecek şekilde "Genç Kadın"a dönüşüyor. Bu…

Yazar Puanı

Puan - 85%

85%

Garip şekilde eğlendirici, tuhaf, gerçeküstü, cesur, tıpkı yansıttığı zihin gibi karmaşık ve kapkaranlık; tür tanımlarının ve coğrafi sınırlarının ötesine cüretkâr bir tavırla geçen bir eser I'm Thinking of Ending Things.

Kullanıcı Puanları: 3.59 ( 29 oy)
85

Her şeyi bitirmeyi düşünüyorum. Charlie Kaufman’ın senaryosunu Iain Reid’ın aynı isimli romanından uyarladığı yeni filmi, henüz kime ait olduğunu bilmediğimiz dış sesin dudaklarından dökülen bu cümle ile açılıyor. Her şeyden, bu cümleyi söyleyecek denli vazgeçmiş birinin yaşadıklarına ya da zihininden geçenlere odaklanan bir film izleyeceğiz belli ki. Kaufman, I’m Thinking of Ending Things filminde bu büyük vazgeçişi; şimdiyi, geçmişi, travmaları, hayal kırıklıklarını kapsayacak büyük bir paranteze alıyor. Klasik anlatı sinemasının konvansiyonlarını kendine has oyunbazlıkla eğip bükerken bu parantezin içini neredeyse bir korku tüneline dönüştürüyor. Fakat bu korku tünelini ürpertici kılan hayaletler, hortlaklar, yaratıklar vs. değil; hayatın ta kendisi.

I’m Thinking of Ending Things, ana karakterin yaşadıklarının -ya da yaşayamadıklarının- etkisiyle bir korku tüneline dönmüş bilincinin dehlizlerinde geziyor oluşu, kendisini bilincin bulanık sulara bırakması itibarıyla sinema tarihindeki birçok filmi ister istemez andırıyor ama kaynak aldıkları romana getirdikleri yorumla Lynne Ramsay’in 2017 tarihli Hiçbir Zaman Burada Değildin – You Were Never Really Here’yla daha da fazla iletişim hâlinde gibi. Fakat senaryo ekonomisi açısından ders niteliğindeki, bir savaş gazisinin paramparça olmuş zihninine nüfuz eden You Were Never Really Here ne kadar ketum ve suskunsa, I’m Thinking of Ending Things o kadar konuşkan. Ramsay’in karakteri gördükleri ve yaptıklarının etkisiyle susmayı seçmişken, Kaufman’ın karakteri yüzleşmek durumunda kaldığı başarısızlıkların aksini kanıtlamak ve kendini açıklamak ister gibi zihnindeki tüm boşlukları bildikleriyle, düşündükleriyle doldurmaya çalışıyor sanki.

I’m Thinking of Ending Things: Girdap ve Örümcek Ağları

***Yazının devamı I’m Thinking of Ending Things ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

Charlie Kaufman’ın ilk kez kamera arkasına geçtiği New York Yanılsamaları – Synecdoche, New York‘un hemen açılışında, hem işinde hem de ilişkilerinde sorunlar yaşayan tiyatro yönetmeni ruh hâlini açıkça dile getiriyordu “Kendimi iyi hissetmiyorum” cümlesiyle. Filmin devamında bu ana karakter, boş bir depoda hayatının bir tür simülasyonunu kurguluyor, bu kez ipleri kendi elinde tutacağı yeniden yaratma minvalinde bir çabaya girişiyordu. I’m Thinking of Ending Things’in ana karakteri de en az bu karakter kadar kötü hissediyor. Ama onun kendi hayatını yeniden “yaratacak” kadar bir gücü yok, kendi hâlinde, iddialı olmasa da resim yapan, sinemayla ilgili, orta sınıfı mensubu bir entelektüel olarak tanımlayabileceğimiz genç bir kadın. Filmin anlatısı da altı haftadır birlikte olduğu erkek arkadaşının ailesiyle tanışmak üzere, onların taşradaki evine yaptıkları yolculukla başlıyor. Bu bağlamda I’m Thinking of Ending Things’in bir yol filmi olduğu söylenebilir. Fakat bu yolculuk, fiziksel mekânlar arasındaki gidiş gelişleri kadraja alırken karakterin bilinç katmanları arasında yapılan bir sondaj çalışmasını da kapsıyor. I’m Thinking of Ending Things, karakterin zihninin derinliklerine indikçe hem daha karanlık hem de daha karmaşık bir yapı kazanıyor. Charlie Kaufman’ın bu karmaşık yapıyı bir arada tutarken, anlatıyı sürekli farklı disiplinlerden referanslarla genişletmesi ve bir noktadan sonra anlatı kalıplarını reddeder hâle gelmesi, filmin başarısının en temel noktası belki de.

Filmin en başında duyduğumuz dış sesin, yukarıda andığımız kadına, Jessie Buckley’nin enfes bir performansla hayat verdiği Lucy’e ait olduğunu öğreniyoruz açılıştan kısa bir süre sonra. Fakat Kaufman’ın sondajı devam ettikçe ana karakterin adı önce Lucy’yi andıracak şekilde Louisa’ya, sonra benzerliği yitirerek Yvonne’a,  kapanış jeneriğinde de sinema filmlerinin temel unsurlarından karakterizasyonu boşa düşürecek şekilde “Genç Kadın”a dönüşüyor. Bu detay, Kaufman’ın basit bir karakter dramasından daha fazlasını hedeflediğini açık ediyor. Anlatının merkezindeki karakteri, adını sürekli değiştirecek, finalde ise isimsiz bırakacak denli kaygan bir zemine yerleştiren yazar ve yönetmen, filmin tüm dünyasını bu zemin üzerine inşa ediyor. Böylelikle karlı bir günde çıkılan, herhangi bir anlatının içinde son derece sıradan görünecek bir yolculuk çok daha fazlasına açılacak bir kapı işlevi görüyor. Bu kapının diğer yanına atılan her adım, girdaba kapılan bir kişinin çırpınışlarını andıracak kadar sarsıcı hamlelere dönüşüyor.

Toplamda üç bloktan oluştuğunu söyleyebileceğimiz I’m Thinking of Ending Things’in birinci bloğunu teşkil eden ilk yolculuk boyunca, -o anki adıyla- Lucy ve Jesse Plemons’ın canlandırdığı erkek arkadaşı Jake’in karakterleri ve ilişkileri hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Tamamı arabanın içinde geçen ve biraz da bu sebeple Abbas Kiarostami’nin varoluşsal hikâyeleriyle yakınlık kuran sekansta oluşan, film boyunca kullanılan 1.33:1 ekran oranının etkisiyle güçlenen klostrofobik atmosfer, her geçen saniye ekrana yansıyan yapboz parçalarıyla filmin tamanını ele geçiriyor. Fakat bu sekansın filmin tamamı üzerindeki etkisi sadece atmosferiyle sınırlı değil. Çiftin bu yolculuk boyunca birbirleri, kendileriyle ve ilişkileriyle ilgili söyledikleri devamında izleyeceklerimize dair foreshadowing‘lerle dolu. Hatta bunlar filmin devamında kilit noktalarda öyle derinlikli anlamlar kazanıyorlar ki, bunların sadece foreshadowing olduğunu söylemek oldukça güçleşiyor. Zira filmin, çiftin Jake’in ailesinin yaşamakta olduğu, kendisinin de çocukluğunu geçirdiği eve varmalarıyla başlayan ikinci bloğuyla birlikte, yolculuktaki diyaloglarda açılan kanallar gittikçe daha çatallı bir hâl alıyor; foreshadowing gibi görünen her detay bir örümcek ağıymışçasına filmin etrafını kaplamaya başlıyor.

Jake’in ailesinin evi, biraz da Hitchcock’un Sapık – Psycho’sundaki Bates Motel’i andırır şekilde geçmişte bırakılmak istenen sırların bodruma kitlendiği, Jake’in odasının ilk gençliğindeki  -birçok kült ve klasik filmin VHS’lerinin, sırtlarında bu genç adamın yaşadığı travmalara atıf yapan cümlelerin yazdığı DVD kutularının bulunduğu- hâliyle korunduğu, Lucy’nin üzerindeki elbisenin desenleri aracılığıyla çiçekli duvar kağıtlarıyla hemhâl olduğu ve belki de en önemlisi, genç adamın Toni Collette ve David Thewlis tarafından canlandırılan anne ve babasının sürekli farklı yaşlardaki hâlleriyle karşımıza çıktıkları gerçeküstü bir mekân gibi temsil ediliyor. İlk blokta görüp duyduğumuz, Lucy ve Jake’in buraya gelmesiyle anlam kazanan cümle ve objeler, filmin devamında olacaklara işaret eden yenileriyle karılıyor ve ortaya, kimin olduğu iyice flulaşan ve karakteri olduğu kadar seyirciyi de rahatsız eden dikenlerle dolu bir bilinç yansıması çıkıyor. Bu noktadan itibaren her şeyi bitirmek isteyenin kim olduğuna dair ciddi bir soru işareti beliriyor. Ve bu soru işaretini başkaları takip ediyor: Bodrumda saklanan üniforma kime ait, Lucy bu ilişki içinde mutlu mu, duvardaki fotoğraflarındakiler hatta ara ara kesme yapılan ve bir okulda hizmetli olduğunu tahmin ettiğimiz adam kim?..

Bu soru işaretinin tam karşılığını verip seyirciyi “meğer bu yüzdenmiş!” türevi bir hayrete düşürmek gibi bir gayesi yok Kaufman’ın; daha ziyade bir zihnin böylesi bir labirente dönüşümünü gerçeküstü bir mikroskopta incelemek istiyor gibi. Bunu yaparken bir aynanın atılan taşla parçalandığında ortaya çıkan, ufak ve uyumsuz yansımalara benzer bir yapı kuruyor. Bu küçük ayna parçaları, uç uca eklendiğinde tam ve eksiksiz görüntü vermiyor. Robert Zemeckis’in yönettiği hayali bir filmin kapanış sahnesi, çocukken izlenen bir dondurmacı reklamı, bir travmanın etkisiyle bir anda ortaya çıkan bir müzikal kesiti ve gerçeküstücü bir ödül konuşması şeklinde aksediyor bu zihnin parçaları. Bu girdabın içinde tek ve net bir görüntü bulmak mümkün değil ve bu denli parçalanmış bir bilince odaklanan bir filmin berrak bir finali olamayacağının çok farkında Kaufman. Bu nedenle net bir sonuca varmak yerine, Jake ve Lucy -ya da Louisa, ya da Yvonne, ya da Genç Kadın- filmin son bloğunu teşkil eden dönüş yolunda direksiyonu Jake’in lisesine varan dar yola kırınca, müthiş bir sinemasal haz sunan ve David Lynch’in eserleriyle aşık atabilecek kalibrede labirentin içine çekiyor anlatısını.

Daha önce Ida ve Soğuk Savaş – Zimna wojna gibi iddialı Avrupa filmlerinin görüntü yönetmenliği yapmış Lukasz Zal’ın yine çok iyi bir çıkardığı, kadraja giren her oyuncunun performanslarıyla göz doldurduğu, ürpertici ses tasarımıyla daha da değer kazanan, tür tanımlarının ve coğrafi sınırlarının ötesine cüretkâr bir tavırla geçen bir eser I’m Thinking of Ending Things. Garip şekilde eğlendirici, tuhaf, gerçeküstü, cesur, tıpkı yansıttığı zihin gibi karmaşık ve kapkaranlık. Kaufman’ın anlatıları ve hayatın kendisi gibi.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information