Advertisement
Dönemin en önemli yapım şirketlerinden Universal, 1920'lerden 1950'lere kadar, yaklaşık 30 yıla yayılan bir zaman diliminde topluca Universal Canavar Filmleri (ya da Universal Classic Monsters) olarak adlandırılan bir dizi yapıma imza atmıştı. Dracula, Frankenstein, The Mummy gibi kaynağını genellikle korku edebiyatından alan bu filmler, sadece korku sinemasının çok önemli figürlerinin beyazperdede ilk kez görüldüğü yapımlar olmakla kalmadı, söz konusu canavarların da popüler kültürün çok önemli parçaları olmaya giden yollarını açmıştır. Çoğunlukla 19. yüzyılda, sanayi devriminin hızlandığı, dolayısıyla sınıfsal farkların belirginleştiği bir dönemde kaleme alınan kaynak metinler nasıl o dönemin toplumsal çalkantılarının bir tür yansımasıyla, iki dünya savaşı arasında çekilen bu filmler de o zamanın, 30'lar ve 40'ların kaotik atmosferinde karşılığını bulmuştur. Bilimkurgu edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan H.G. Wells'in Dünyalar Savaşı, Dr. Moreau’nun Adası ve Zaman Makinesi gibi romanları da sinema tarihi boyunca birçok çok kez filme çekilmişti. Yazarın en çok bilinen eserlerinden biri olan Görünmez Adam da ilk kez 1933 yılında, The Invisible Man adıyla (Türkiye'de Görünmeyen Adam olarak gösterilmiş), klasik canavar filmlerinin bir parçası olarak Universal tarafından uyarlanmıştı. Zamanının çok ötesindeki görsel efektleri ve kaynak romanın kapitalizm karşıtı tutumunu büyük ölçüde muhafaza etmesiyle dikkat çeken bu klasik, Görünmez Adam mitinin, bu hafta vizyona giren, Leigh Whannell'ın yönettiği 2020 tarihli filmle süren beyazperde yolculuğunun da ilk adımı olmuştu aynı zamanda. Görünmez Adam: Bu Dönemin Korku Filmi H.G. Wells'in orijinal metni ve metnin sadık bir uyarlaması olan 1933 tarihli film, yaptığı deneyler sonucunda görünmez olmanın yolunu bulmuş Jack Griffin isimli bir bilim insanının, elde ettiği bu güçle yönetimi ele geçirme hayaline kapılmasını temel alır. Bu keşif sayesinde elde ettikleriyle kendini toplumdan ayrıcalıklı görmeye başlaması ile ortaya çıkan sınıfsal farklılığı görsel anlamda da yansıtmayı başaran bu film, dönemin politik ve sosyoekonomik atmosferine genişçe bir alan açar. Çekildiği dönem ile yazıldığı dönem arasında böylesi başarılı bağlar kurmuş bir uyarlaması bulunan bir romanı, neredeyse 100 yıl sonra yeniden beyazperdeye, olduğu gibi aktarmanın pek de mantıklı bir tercih olmayacağını söylemek çok da zor değil. İlk başta Hollywood'un yaşadığı yaratıcılık krizinin yeni bir halkası gibi görünen 2020 yapımı Görünmez Adam, tıpkı ilk uyarlama gibi orijinal metin ve günümüz arasında çok güçlü bir bağ kuruyor ve bu yolla yeniden çevrim çağının "izle unut" formundaki filmlerinden ayrılıyor. Evvela şunu belirtmek gerekir ki, daha ziyade senarist kimliğiyle tanınan, Testere - Saw serisinin yaratıcılarından Leigh Whannell'ın yönettiği üçüncü metraj olan Görünmez Adam'ın, H.G. Wells'in romanının doğrudan bir uyarlamasını olduğunu söylemek hata olacaktır. Zira filmin senaryosunu da yazan Whannell, Wells'in ana karakterini alıp onun günümüzde geçen bambaşka bir hikâyeye adapte ediyor. Bu yeni filmin odağında Elisabeth Moss'un canlandırdığı Cecilia Kass karakteri var. Bu karakter, filmin henüz başında, son derece lüks evinden ve eşinden kaçıyor. Devamında kendisini her anlamda manipüle eden, hayatını kendi istek ve beklentileri doğrultusunda şekillendiren eşinden uzaklaşmak için böyle bir plan yaptığını öğreniyoruz Cecilia'nın. Orijinal hikâyenin bu şekilde dönüştürülmesi, filmin anlatısının erkek egemen düzenin kadınlar üzerindeki etkisine odaklanmasını, yani bugünle doğrudan bağlatılı hâle gelmesini sağlıyor. Hollywood'daki cinsel taciz ve tecavüz skandallarının ortaya çıktığı, Harvey Weinstein'ın yaptıkları sonucunda -nihayet- suçlu bulunduğu bir zaman diliminde, orijinal metinde gücü elinde…

Yazar Puanı

Puan - 70%

70%

İlk başta Hollywood'un yaşadığı yaratıcılık krizinin yeni bir halkası gibi görünen 2020 yapımı Görünmez Adam, tıpkı ilk uyarlama gibi orijinal metin ve günümüz arasında çok güçlü bir bağ kuruyor ve bu yolla yeniden çevrim çağının "izle unut" formundaki filmlerinden ayrılıyor.

Kullanıcı Puanları: 3.17 ( 14 votes)
70

Dönemin en önemli yapım şirketlerinden Universal, 1920’lerden 1950’lere kadar, yaklaşık 30 yıla yayılan bir zaman diliminde topluca Universal Canavar Filmleri (ya da Universal Classic Monsters) olarak adlandırılan bir dizi yapıma imza atmıştı. Dracula, Frankenstein, The Mummy gibi kaynağını genellikle korku edebiyatından alan bu filmler, sadece korku sinemasının çok önemli figürlerinin beyazperdede ilk kez görüldüğü yapımlar olmakla kalmadı, söz konusu canavarların da popüler kültürün çok önemli parçaları olmaya giden yollarını açmıştır. Çoğunlukla 19. yüzyılda, sanayi devriminin hızlandığı, dolayısıyla sınıfsal farkların belirginleştiği bir dönemde kaleme alınan kaynak metinler nasıl o dönemin toplumsal çalkantılarının bir tür yansımasıyla, iki dünya savaşı arasında çekilen bu filmler de o zamanın, 30’lar ve 40’ların kaotik atmosferinde karşılığını bulmuştur. Bilimkurgu edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan H.G. Wells’in Dünyalar Savaşı, Dr. Moreau’nun Adası ve Zaman Makinesi gibi romanları da sinema tarihi boyunca birçok çok kez filme çekilmişti. Yazarın en çok bilinen eserlerinden biri olan Görünmez Adam da ilk kez 1933 yılında, The Invisible Man adıyla (Türkiye’de Görünmeyen Adam olarak gösterilmiş), klasik canavar filmlerinin bir parçası olarak Universal tarafından uyarlanmıştı. Zamanının çok ötesindeki görsel efektleri ve kaynak romanın kapitalizm karşıtı tutumunu büyük ölçüde muhafaza etmesiyle dikkat çeken bu klasik, Görünmez Adam mitinin, bu hafta vizyona giren, Leigh Whannell’ın yönettiği 2020 tarihli filmle süren beyazperde yolculuğunun da ilk adımı olmuştu aynı zamanda.

Görünmez Adam: Bu Dönemin Korku Filmi

H.G. Wells’in orijinal metni ve metnin sadık bir uyarlaması olan 1933 tarihli film, yaptığı deneyler sonucunda görünmez olmanın yolunu bulmuş Jack Griffin isimli bir bilim insanının, elde ettiği bu güçle yönetimi ele geçirme hayaline kapılmasını temel alır. Bu keşif sayesinde elde ettikleriyle kendini toplumdan ayrıcalıklı görmeye başlaması ile ortaya çıkan sınıfsal farklılığı görsel anlamda da yansıtmayı başaran bu film, dönemin politik ve sosyoekonomik atmosferine genişçe bir alan açar. Çekildiği dönem ile yazıldığı dönem arasında böylesi başarılı bağlar kurmuş bir uyarlaması bulunan bir romanı, neredeyse 100 yıl sonra yeniden beyazperdeye, olduğu gibi aktarmanın pek de mantıklı bir tercih olmayacağını söylemek çok da zor değil. İlk başta Hollywood’un yaşadığı yaratıcılık krizinin yeni bir halkası gibi görünen 2020 yapımı Görünmez Adam, tıpkı ilk uyarlama gibi orijinal metin ve günümüz arasında çok güçlü bir bağ kuruyor ve bu yolla yeniden çevrim çağının “izle unut” formundaki filmlerinden ayrılıyor.

Evvela şunu belirtmek gerekir ki, daha ziyade senarist kimliğiyle tanınan, Testere – Saw serisinin yaratıcılarından Leigh Whannell’ın yönettiği üçüncü metraj olan Görünmez Adam’ın, H.G. Wells’in romanının doğrudan bir uyarlamasını olduğunu söylemek hata olacaktır. Zira filmin senaryosunu da yazan Whannell, Wells’in ana karakterini alıp onun günümüzde geçen bambaşka bir hikâyeye adapte ediyor. Bu yeni filmin odağında Elisabeth Moss’un canlandırdığı Cecilia Kass karakteri var. Bu karakter, filmin henüz başında, son derece lüks evinden ve eşinden kaçıyor. Devamında kendisini her anlamda manipüle eden, hayatını kendi istek ve beklentileri doğrultusunda şekillendiren eşinden uzaklaşmak için böyle bir plan yaptığını öğreniyoruz Cecilia’nın. Orijinal hikâyenin bu şekilde dönüştürülmesi, filmin anlatısının erkek egemen düzenin kadınlar üzerindeki etkisine odaklanmasını, yani bugünle doğrudan bağlatılı hâle gelmesini sağlıyor. Hollywood’daki cinsel taciz ve tecavüz skandallarının ortaya çıktığı, Harvey Weinstein’ın yaptıkları sonucunda -nihayet- suçlu bulunduğu bir zaman diliminde, orijinal metinde gücü elinde bulundurmak adına “çıldıran” bir erkek karakterin, eşini manipüle eden birine dönüştürülmesi oldukça anlamlı elbette. Fakat filmin asıl başarısı ise bu tercihi sembolik bir hâle getirme tuzağına düşmeden tüm anlatısını bu fikir üzerine kurması ve hikâyenin tüm unsurlarını doğrultuda şekillendirmesi. Görünmez Adam’ın “kötüsü”, soyadını Wells’in karakterinden ödünç alan Adrian Griffin’in Cecilia’nın kendisini terk etmesinden sonra intihara kalkıştığı yönündeki bilgi, filmin en önemli gerilim unsurlarından biri. Zira bu haberin ardından görece rahat bir hayata kavuşan ana karakterimiz, bir noktadan sonra görünmeyen birinin kendini takip ettiği hissine kapılmaya başlıyor. Whannel’ın Görünmez Adam’ının en büyük maharetlerinden biri, bu durumu kurmak istediği anlamda dünyası için son derece işlevsel kullanması. Bu görülmeyen korku unsurunun varlığını seyirciye açık ederken Cecilia’nın etrafındaki karakterleri dışarıda bırakarak, Cecilia’nın yaşadıklarının ardından bir tür paranoyaya kapıldığına dair bir şüphe duymalarını sağlıyor yönetmen. Bu tutum, filmin kadından yana ve erkeğin yarattığı manipülasyona karşı aldığı tavrın bariz bir göstergesi. Seyirciyi kadın ana karakterin yanında konumlarken, onun en yakın arkadaşlarını dahi, onun karşısında tavır alacak bir noktaya çekmek, günümüzde onlarca kadının yaşadığı durumun bir benzerini bilimkurgu soslu bir korku filminin en önemli unsuruna dönüştürüyor.

Tüm bunlara rağmen Görünmez Adam, bir kaçma-kovalama film değil; yarattığı gerilimi de tümüyle bunun üzerine kurmuyor. Aksine; özellikle anlatının ilk yarısını Cecilia’nın geçmişten beri yaşadıklarına, uğradığı manipülasyona, eşiyle arasındaki sınıf farklılığına, toplumsal konumlarına ve bunların doğurduğu olumsuz sonuçlara, filmi psikolojik dram sularına çekecek genişlikte bir alan açıyor. Böylelikle, dramatik yapısı güçlü, tam da Hollywood’da kadın hareketinin yükseldiği bir dönemde, bu yükselişten destek almak yerine, bu yükselişin hakkını veren bir yapıma dönüşüyor Görünmez Adam.

Bir önceki filmi Upgrade’de ilgi çekici bir aksiyon-bilimkurgu-korku harmanı yaratmayı başaran Leigh Whannell, Görünmez Adam’la birlikte çağdaş korku sinemasının önemli yönetmenleri arasına girebileceğinin sinyallerini iyiden iyiye vermeye başlıyor. Özellikle büyük ölçekli, endüstriyel sinema ürünü korku filmlerinin içinin boşaldığı bir dönemde; ele aldığı konuya geniş perspektiften bakabilen, janranın trüklerini başarıyla güncelleyebilen ve belki de önemlisi, korku unsurunun altını metinsel olarak da doldurabilen bir yönetmenle karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz. Hâl böyle iken Whannel’ın yöneteceği, şu an hazırlık aşamasında olan Carpenter klasiği New York’tan Kaçış – Escape from New York yeniden çevrimi için heyecanlanmamak mümkün değil. Fakat tüm bunların da ötesinde bu yeni Görünmez Adam filmi, iyi bir korku sineması örneğinin çekildiği dönemin gerçekleriyle kurduğu bağ doğrultusunda güçlendiğini bir kez daha kanıtlaması ve klasikleşmiş bir hikâyenin yeniden ele alınacaksa izlenmesi gereken yolu işaret etmesi açısından da önemli. 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information