2017 yapımı Ayla'nın yakaladığı gişe başarısının ardından Türkiye sinemasında "Mustafa Uslu filmi" olarak tanımlanabilecek bir olgudan söz edebiliyoruz. Ayla öncesi, daha ziyade küçük ölçekli filmlere imza atan yapımcı Uslu, bu yapımın 5 buçuk milyonu aşan seyirci sayısına ulaşmasının ardından benzer bir formüle yönelmişti. Kore Savaşı'nda geçen gerçek bir hikâyeyi anlatma iddiası taşıyan Ayla'nın ardından sıra yine gerçek bir hikâyeyi, Türkiye'nin en sevilen müzisyenlerinden Müslüm Gürses'in hayatını anlatmaktaydı. Gişede Ayla'yı da aşan bir başarı yakalayan Müslüm, Mustafa Uslu'nun üretimlerini tamamen formüle etti: "Gerçek hikâye satar." Müslüm'ü takip eden iki film; II. Dünya Savaşı'nda Alman ordusu içinde ajanlık yapan Türk askeri İlyas Bazna'nın hikâyesini anlatan Çiçero ve I. Dünya Savaşı döneminde yapılmış gerici saldırıyı bir kahramanlık destanı gibi anlatmaya çalışan Türk İşi Dondurma'nın gişede görece başarısız olmasının ardından Mustafa Uslu'nun Müslüm'den sonraki en iddialı projesi Cep Herkülü: Naim Süleymanoğlu ile iddialı bir dönüş yapmışa benziyor. Daha önce reklam filmleri çeken Özer Feyzioğlu'nun yönetmen koltuğunda oturduğu, senaryosunu ise Adı Vasfiye, Aaahh Belinda ve Asiye Nasıl Kurtulur gibi Atıf Yılmaz'ın 80'lerde çektiği önemli filmleri kaleme alan Barış Pirhasan'ın yazdığı yapım, "Ayla ve Müslüm'ün yapımcısı" Mustafa Uslu filmlerinin tüm özelliklerini bünyesinde taşıyor. En çok da yeni Türkiye'nin ideolojik katalizörü milliyetçiliği... Cep Herkülü: Naim Süleymanoğlu: Ayla ve Müslüm'ün Yapımcısından... Spor tarihinin en önemli haltercilerinden Naim Süleymanoğlu'nun yaşamını çocukluğundan itibaren ele alıyor film. Bulgaristan'da zor şartlarda geçen çocukluğundan halter konusunda sergilediği yeteneklerinin ona sunduğu fırsatlar sayesinde sıyrılıp yeni bir hayata başlayan efsanevi sporcuya odaklanan filmin senaryosundan rejisine kadar her unsuru seyircinin milliyetçi hassasiyetlerini harekete geçirmek, hatta bir noktadan sonra istismar etmek üzerine kurulmuş gibi. 80'lerin özellikle ikinci yarısında Bulgaristan'daki komünist yönetimin Müslüman Türklerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerdeki uygulamalarını bu doğrultuda bir araç olarak kullanıyor film. Sosyalizmin sanat ya da spor gibi alanlarda yetenekli olan gençleri keşfedip bu yetenekleri değerlendirmek konusundaki başarı geleneğini yok sayarak, hızlıca mevcut yönetimin baskıcı uygulamalarına geçiş yapıyor. Zaten Cep Herkülü filmi, Naim Süleymanoğlu üzerinden söylenilmek istenenlere feda edilmiş gibi âdeta. Bu da hem kurguda hem de senaryoda ciddi sorunların oluşmasına neden oluyor. Naim'in küçük bir çocukken haltere başlaması da annesinin bu amaç uğruna evden ayrılmasına izin vermesi de çok ani gerçekleşiyor. Elbette bu sorunlu bir tercih olmayabilirdi. Lakin senaryonun bunları aşılması gereken engeller gibi konumlandırmasının ardından, aynı sahne içinde bu engellerin hızlıca aşılması, dramatik yapının filmin hiçbir noktasında güçlenememesi gibi devasa bir sorun ortaya çıkarıyor. Sahnelerin dramatik gücüne güvenmeyen yönetmen, anlatının genel bir duygusu olmasına izin vermeyecek şekilde, özensizce birbirine bağlanmış sahnelerin her birinde sırtını müziğe yaslıyor. Ne kendi içinde ne de bir araya geldiklerinde oluşan genel bir duygudan söz etmenin mümkün olmadığı sahneler, Fahir Atakoğlu'nun herhangi bir film müziğinden farklı olmayan bestelerinden medet umuyor, ama bu kolaycı beklenti de sahneleri kurtarmaya yetmiyor. Daha da ötesinde bazı sahnelerde müzik ses bandını öyle domine ediyor ki diyaloglar dahi anlaşılamıyor. Naim Süleymenoğlu, kesinlikle efsanevi bir sporcu ve spor fiziksel olduğu kadar duygularla da alakalı bir olgu. Fakat Cep Herkülü: Naim Süleymanoğlu filminde duyguların yerini tamamen milliyetçi ideoloji almış durumda. Süleymanoğlu'nun spor yapmak, başarılı olmak için tek motivasyonu kendisinin de bir parçası olduğu Bulgaristan'da Türk komünitesine…

Yazar Puanı

Puan - 35%

35%

Bir sporcu biyografisi olan Cep Herkülü: Naim Süleymanoğlu, merkezine aldığı kişiyi daha ziyade bir politik bir figür olarak konumlandırıyor. Bu, Türkiye sineması özelinde cesur bir hamle de olabilirdi aslında. Lakin karakterin içini boşaltıp, onu sürekli slogan atan birine dönüştürmesi, bu hamlenin de oldukça sakil durmasına neden oluyor.

Kullanıcı Puanları: 3.22 ( 64 oy)
35

2017 yapımı Ayla’nın yakaladığı gişe başarısının ardından Türkiye sinemasında “Mustafa Uslu filmi” olarak tanımlanabilecek bir olgudan söz edebiliyoruz. Ayla öncesi, daha ziyade küçük ölçekli filmlere imza atan yapımcı Uslu, bu yapımın 5 buçuk milyonu aşan seyirci sayısına ulaşmasının ardından benzer bir formüle yönelmişti. Kore Savaşı’nda geçen gerçek bir hikâyeyi anlatma iddiası taşıyan Ayla’nın ardından sıra yine gerçek bir hikâyeyi, Türkiye’nin en sevilen müzisyenlerinden Müslüm Gürses’in hayatını anlatmaktaydı. Gişede Ayla’yı da aşan bir başarı yakalayan Müslüm, Mustafa Uslu’nun üretimlerini tamamen formüle etti: “Gerçek hikâye satar.” Müslüm’ü takip eden iki film; II. Dünya Savaşı’nda Alman ordusu içinde ajanlık yapan Türk askeri İlyas Bazna’nın hikâyesini anlatan Çiçero ve I. Dünya Savaşı döneminde yapılmış gerici saldırıyı bir kahramanlık destanı gibi anlatmaya çalışan Türk İşi Dondurma’nın gişede görece başarısız olmasının ardından Mustafa Uslu’nun Müslüm’den sonraki en iddialı projesi Cep Herkülü: Naim Süleymanoğlu ile iddialı bir dönüş yapmışa benziyor. Daha önce reklam filmleri çeken Özer Feyzioğlu’nun yönetmen koltuğunda oturduğu, senaryosunu ise Adı Vasfiye, Aaahh Belinda ve Asiye Nasıl Kurtulur gibi Atıf Yılmaz’ın 80’lerde çektiği önemli filmleri kaleme alan Barış Pirhasan’ın yazdığı yapım, “Ayla ve Müslüm’ün yapımcısı” Mustafa Uslu filmlerinin tüm özelliklerini bünyesinde taşıyor. En çok da yeni Türkiye’nin ideolojik katalizörü milliyetçiliği…

Cep Herkülü: Naim Süleymanoğlu: Ayla ve Müslüm’ün Yapımcısından…

Spor tarihinin en önemli haltercilerinden Naim Süleymanoğlu’nun yaşamını çocukluğundan itibaren ele alıyor film. Bulgaristan’da zor şartlarda geçen çocukluğundan halter konusunda sergilediği yeteneklerinin ona sunduğu fırsatlar sayesinde sıyrılıp yeni bir hayata başlayan efsanevi sporcuya odaklanan filmin senaryosundan rejisine kadar her unsuru seyircinin milliyetçi hassasiyetlerini harekete geçirmek, hatta bir noktadan sonra istismar etmek üzerine kurulmuş gibi. 80’lerin özellikle ikinci yarısında Bulgaristan’daki komünist yönetimin Müslüman Türklerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerdeki uygulamalarını bu doğrultuda bir araç olarak kullanıyor film. Sosyalizmin sanat ya da spor gibi alanlarda yetenekli olan gençleri keşfedip bu yetenekleri değerlendirmek konusundaki başarı geleneğini yok sayarak, hızlıca mevcut yönetimin baskıcı uygulamalarına geçiş yapıyor. Zaten Cep Herkülü filmi, Naim Süleymanoğlu üzerinden söylenilmek istenenlere feda edilmiş gibi âdeta. Bu da hem kurguda hem de senaryoda ciddi sorunların oluşmasına neden oluyor. Naim’in küçük bir çocukken haltere başlaması da annesinin bu amaç uğruna evden ayrılmasına izin vermesi de çok ani gerçekleşiyor. Elbette bu sorunlu bir tercih olmayabilirdi. Lakin senaryonun bunları aşılması gereken engeller gibi konumlandırmasının ardından, aynı sahne içinde bu engellerin hızlıca aşılması, dramatik yapının filmin hiçbir noktasında güçlenememesi gibi devasa bir sorun ortaya çıkarıyor. Sahnelerin dramatik gücüne güvenmeyen yönetmen, anlatının genel bir duygusu olmasına izin vermeyecek şekilde, özensizce birbirine bağlanmış sahnelerin her birinde sırtını müziğe yaslıyor. Ne kendi içinde ne de bir araya geldiklerinde oluşan genel bir duygudan söz etmenin mümkün olmadığı sahneler, Fahir Atakoğlu’nun herhangi bir film müziğinden farklı olmayan bestelerinden medet umuyor, ama bu kolaycı beklenti de sahneleri kurtarmaya yetmiyor. Daha da ötesinde bazı sahnelerde müzik ses bandını öyle domine ediyor ki diyaloglar dahi anlaşılamıyor.

Naim Süleymenoğlu, kesinlikle efsanevi bir sporcu ve spor fiziksel olduğu kadar duygularla da alakalı bir olgu. Fakat Cep Herkülü: Naim Süleymanoğlu filminde duyguların yerini tamamen milliyetçi ideoloji almış durumda. Süleymanoğlu’nun spor yapmak, başarılı olmak için tek motivasyonu kendisinin de bir parçası olduğu Bulgaristan’da Türk komünitesine yapılanların karşılığını vermek. Böyle bir karakterizasyonla perdeye yansıyan efsanevi sporcu, iyi bir biyografinin olmazsa olması karakter derinliğinin çok uzağında kalıyor. Filmin, gerçek olay ve kişilere yer verir gibi görünürken güttüğü bu tavır tarihsel olayların da içinin boşalmasına neden oluyor. Bulgar yönetiminin aldığı kararlar, başvurduğu uygulamalar, özellikle Hollywood’un sıklıkla yaptığı ve artık kanıksadığımız anti-komünist propagandaya yakın bir sularda temsil ediliyor filmde. Fakat konu, Naim Süleymanoğlu’nun 1986 yılında Avustralya’nın Melbourne şehrinde gerçekleştirilen Dünya Halter Şampiyonası esnasındaki kaçırılışına geldiğinde işler tamamen kontrolden çıkıyor. Filmin genel tonuyla uymayacak şekilde bir ajan gerilimi gibi kurgulanan bu sahnenin anlattığı “operasyon” politik boyutundan tamamen uzak, bir kahramanlık destanı gibi anlatılıyor. En başından beri dönemin Türkiye başbakanı Turgut Özal’ın bilgisi ve kontrolünde gerçekleştirildiği bilinen bu MİT operasyonu, ilk etapta Avustralya’da yaşayan birkaç milliyetçi Türk’ün kendi başlarına aldığı bir karar gibi gösteriliyor. Bunun da ötesinde, bu operasyonun ardından Süleymanoğlu için düzenlenen karşılamanın Özal hükümetince bir propaganda aracı olarak kullanılmasına dair herhangibi unsur da yok Cep Herkülü: Naim Süleymanoğlu filminde. Her şey zulme karşı çıkan kahraman bir Türk’ün, kahraman Türk Devletince nasıl kurtarıldığını anlatmak üzere, buradan miliyetçi sloganlar üretmek için kurgulanmış. Tıpkı tarihin en başarılı sporcularından biri olan Naim Süleymanoğlu’nun tüm madalyalarını sadece “kötülere” hadlerini bildirmek adına kazanması gibi.

Bir sporcu biyografisi olan Cep Herkülü: Naim Süleymanoğlu, merkezine aldığı kişiyi daha ziyade politik bir figür olarak konumlandırıyor. Bu, Türkiye sineması özelinde cesur bir hamle de olabilirdi aslında. Lakin,karakterin içini boşaltıp, onu sürekli slogan atan bir kişiliğe dönüştürmesi, bu hamlenin de oldukça sakil durmasına neden oluyor. Dönemin politik şart ve gelişmelerinin de bu sloganları destekleyecek şekilde eğip düken anlatı bir yerden sonra, Naim Süleymanoğlu’ndan çok, “Yeni Türkiye”nin seçmen ya da Uslu’nun sineması özelinde konuşacak olursak, müşterisi olacak kitleleri etkileme fikrini önemsiyor. “Kahramanca” bir operasyonla “vatanına” dönen bir karakterin ayağını toprağa basar basmaz Bir Başkadır Benim Memleketim şarkısının çalması gibi tercihleri sinematik normlarla açıklamak imkânsız zira. Dolayısıyla karşımızdaki yapımın, sinema sanatının kendisiyle de Süleymanoğlu’yla olduğu gibi pek ilgilenmediğini söyleyebiliriz. Tarihsel gerçekleri anlattığını iddia eden bir filmin, ana karakterin ölüm tarihini bile yanlış vermesi başka nasıl açıklanabilir ki zaten?

Bütüne baktığımızda yaşanan olayları peş peşe dizerken bir bütünlük yakalayamayan, duygu yaratma anlamında hem teknik hem metinsel olarak kolaycı yollara başvuran, “bu dönemde bu çalışır” güdüsüyle çekilmiş, Naim Süleymanoğlu’nun mucizevi başarılara imza attığı Seul Olimpiyatları’nda podyuma çıktığı anlar dışında sinematik olarak vasatın sürekli altında kalan bir film Cep Herkülü. Yani -tekrar edecek olursak- her şeyiyle bir Mustafa Uslu filmi.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information