“Burada hepimiz oldukça deliyiz, sen de ayak uyduracaksın.”
Alice Harikalar Diyarlarında’dan

Alışılmışın aksine siyah ve konuşan tek boynuzlu at, sahibinin anlaşılmayan dildeki sayıklamalarını tekrar eden bir sıçan, boyuna tasma gibi bağladıkları iple bir domuzu gezdiren çıplak çocuklar ve daha birçok “delilik”… Fransız Yeni Dalgası’nın ilk filmlerinden french noir klasiği İdam Sehpası – Ascenseur pour l’échafaud gibi bir yapımla önemli bir çıkış yapan, kariyerinin devamında Ateşle Oyun – Le fou follet, Andre ile Akşam Yemeği – My Dinner with Andre ve Hoşçakalın Çocuklar – Au revoir les enfants gibi birçok başyapıta imza atmış Louis Malle’in filmografisi içinde Black Moon, barındırdığı delilik miktarıyla oldukça farklı bir noktada durur. Öyle ki yönetmenin hayatından esintiler taşıyan Lacombe Lucien gibi bir filmin ardından, her anlamda gerçeküstücü bir anlatı sunan Black Moon’a imza atması ciddi bir şaşkınlık yaratmış, hatta yönetmenin gişe açısından en büyük başarısızlığı olarak tarihe geçmiştir.

Black Moon, asfalt bir yolda zemini koklayan bir porsuğun görüntüsüyle açılır. Doğal ortamında olmamanın verdiği tedirginliğin hissedilebildiği bu görüntü, hızla giden bir aracın kadraja girmesinin ardından porsuğu ezmesiyle birlikte başka bir boyuta geçer. Böylelikle tedirginliğin hâkim olduğu atmosfer, rahatsız edici hâle gelir ve bu durum filmin devamında hiçbir noktada değişmez. Malle, porsuğu ezen arabayı kullanan kadının içinde bulunduğu kaçış hâlinden bir tür rüya -ya da kâbus- yaratır. Alice’in beyaz tavşanın peşinden girdiği deliğin öteki yanında gördüğü dünyanın benzeri, bu rüyada gerçeküstücü bir üslupla karşımıza çıkar.

Black Moon: Bir Deli Kadın Öyküsü

Yazının girişinde andığımız “delilik”lerle bezeli bu filmin adının neden Black Moon, ya da Türkçedeki karşılığını söylersek Kara Ay olduğunun peşine düşmek, böylesine karmaşık bir anlatının anlamlandırılması açısından makul bir çıkış noktası olabilir. Anlatının devamında adının Lily olduğunu öğreneceğimiz ana karakteri, filmin ismiyle birlikte düşündüğümüzde ortaya çıkan sonuç bir gök cismi olan Kara Ay Lilith’i çağrıştırır bariz şekilde. Bastırılmış ögeleri, özellikle de cinsel arzuları yansıtan bu gök cismi, feminist hareketlerle de ilişkilendirilir. Filmin özellikle de Fransa’da ikinci dalga feminizmin etkisinin arttığı bir tarihte çekilmiş olması, Black Moon’un kadınlık ve kadın cinselliğine dair bir film oluşunu açık eder. Bu bağlamda Alice’in Harikalar Diyarı’na yaptığı yolcuğun etkisi, Lily’nin açılış sahnesiyle çıktığı yolculukta da yoğun biçimde hissedilir. Lily’nin giriş yaptığı bu yeni diyarda da birçok gerçeküstü, fantastik ve anlamlandırmanın güç olduğu unsur yer alır. Bu noktada Malle’nin filmdeki en büyük başarılarından birisinin seyirci ile başkarakter arasında kurduğu paralellik olduğu söylenebilir. Zira seyircinin Black Moon’un süresi boyunca gördüğü ya da duyduğu ögelerin neleri simgelediğine dair sayısız soru işareti ile karşılaşmasına benzer şekilde Lily de yeni adım attığı kadınlık aleminde bir bakıma kaybolur. Malle’nin Black Moon’un yazım sürecinde olay örgüsü gibi görünen her şeyden bariz bir şekilde sakındığını ifade etmesi de bu niyeti belli eder aslında. Yönetmen, net bir olay akışı anlatmaktan ziyade, bir durumun sinematik karşılığını ortaya koymaya gayret eder. Bu durum da Lily’nin yaşadığı dönüşümle şekillenir.

Lily’nin filmin başındaki kaçış hâlinin nedeninin, kadınlar ve erkekler arasındaki süregelen tuhaf bir savaş olduğunu görülür. Savaşın taraflarının gaz maskeleri taktığı, neredeyse post-apokaliptik bir ortamı çağrıştıran bu savaştan kaçışı esnasında, başta siyah tek boynuzlu at olmak üzere birçok tuhaf imge görür Lily. Fakat bu kaçış lüks bir çiftlik evinde sonlandığında bu unsurlarla tekrar tekrar karşılaşır. Filmin önemli bir kısmının geçtiği bu ev, başkarakterin yaşadıklarının yavaş yavaş nedenselleşmeye başladığı bir mekân olarak sunulurken, hâlâ dışarıda savaşın varlığı kendini hissettirir. Buradan hareketle Lily’nin cinselliğinin ortaya çıkışı ile dışarıda yaşanan savaş arasındaki bağlantının hiç kesilmediğini söyleyebiliriz. Yani Lily, kadın oluyor iken, hâlihazırda süren kadınlar ve erkekler arasında bir savaşın etkisi yoğun miktarda hissedilir. Bu noktada Simone de Bevoir’un “Kadın doğulmaz, kadın olunur” sözlerine atıf yapılabilir. İkinci dalga feminizmin simge sözlerinden biri olan bu cümle, kadını kadın yapanın üzerinde baskı kurum ve yapılar olduğunu ifade eder. Lily, kadınların erkeklerce tek sıra hâlinde dizilip kurşunlandığı bir dünyada yaşamaktadır; biyolojik olarak cinselliğinin ortaya çıkmasına eş zamanlı olarak onu kadın yapan dış etmenlerle de yüzleşir. Yani özetlemek gerekirse Louis Malle’nin Black Moon’da ele aldığı kadınlık sadece seksüel değil, bir yandan da politik bir olgudur; filmin her anında içsel ve dışsal olanın birlikteliği fark edilir durumdadır.

Benzer bir okuma, Lily’nin cinsel uyanışının şekillenmesi üzerinden de yapılabilir. Malle, Lily’nin cinsel yönelimini heteronormatif bir kanaldan işlemez. Lily’nin kaçışının sonunda vardığı evin sakinleri ve sahip oldukları özellikler bunu işaret eder niteliktedir. Evde yaşayan yaşlı kadın birçok noktada tek bir cinsiyete atfedilemeyecek tavırlar sergiler; başka bir deyişle kadınlık ve erkeklik arasındaki sınırı muğlaklaştırır. Bu noktada bu yaşlı kadının, önce evdeki ikiz kardeşlerden kadın olanının, sonra da Lily’nin memesinden süt emmesi onun en ilkel cinsel güdülerin bir simgesi olarak yorumlanabiliyor oluşunun önünü açar. Zira Lacan, bebeğin anne memesi emme isteğini ilk cinsel dürtü olarak işaret eder. Bu bağlamda yaşlı kadın cinsiyetin toplumlar kalıplarca şekillendirilemeden önceki hâlinin -taşıdığı fiziksel özelliklere rağmen- bir tezahürü olarak görünür. Benzer şekilde evde ikisinin de adı Lily olan, biri erkek biri kadın ikiz kardeşler yaşamaktadır. Androjen görünümlü bu kardeşlerin sürekli kendi aralarında bir mücadele hâlinde oluşu, ana karakter Lily’nin cinsel uyanışının toplumun “normal” gördüğü yönde olup olmayacağı sorusunun cevapsız bırakır. Bu noktada erkek kardeşi, personası oynadığı rollerin ötesine geçen gay ikonu Joe Dallesandro’nun canlandırdığını ve Lily’nin eve gelmesinden kısa süre sonra bu karakterle yakınlaşma içerisine girmesi oldukça dikkat çekicidir.

Bahsettiğimiz üzere Black Moon, kadınlık üzerine bir film olarak tanımlanabilir. Ama Malle’in yarattığı dünyada kadın olmak, belirli bir cinsiyete sahip olarak doğmanın çok ötesinde bir anlam taşır. Kadınlarla erkeklerin amansız bir savaşa tutuştuğu bir dünyada, kadın olarak hayatta kalmak ya da cinselliğini önce fark etmek, devamında özgürce yaşayabilmek kolayca oluşabilecek bir durum değildir, sayısız dış faktörce baskılanır. İşte bu sebeple Lily bir delilik hâlinin eşiğinde gezinmektedir film boyu. Lakin finalde bu duruma alışır; ehlileşmez ama kadın olur; kadın olarak var olur. Sıklıkla bekâret ya da saflıkla ilişkilendirilen tek boynuzlu atın, filmin ortalarında kayboluşu da net bir anlam kazanır böylelikle. Zira erkeklerin kadınlar üzerinden tahakküm kurduğu bir dünyada kadını “saf” gibi bir noktaya itelemek kabul edilemez, karşılığı olmayan bir tutumdur.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi