Mufasa ve Simba’nın krallıklarıyla ve ailesel bağlarıyla ilgili duygusal hikâyesi 1994 yılında hayatımıza girmişti. Aslan Kral, küçük prens Simba, taht hırsıyla gözü dönmüş amcası Scar’ın oyunlarına gelerek çok sevdiği babasını kaybettikten sonra bir daha krallığına geri dönememiş ve kendisini Hakuna Matata felsefesine adamıştı. 1994 yılında tanıştığımız anlatı, bu krallığın öyküsünü anlatırken bizlere duygusal anlar da yaşatıyordu. Ancak hikâyenin görsel yönde çok daha gelişmiş 2019 versiyonu duygusal anlamda taşlar bir türlü yerine oturmuyor. Jon Favreau’nun yönetmenliğini üstlendiği film, görsel anlamdaki değişimi haricinde genellikle orijinal filmin adımlarını takip ediyor. 25 yıl sonra karşımıza tekrar çıkan bu Shakespearevari hikâye, ilk filmin adımlarını izlese de Caleb Deschanel’in sinematografisiyle görsel anlamda bambaşka bir boyuta ulaşıyor. Kral Mufasa (James Earl Jones)’nın oğlu Simba (Donald Glover) halka bir sonraki varis olarak takdim ediliyor ancak bu durumdan Mufasa’nın erkek kardeşi ve hikâyenin kötüsü Scar (Chiwetel Ejiofor) hiç de hoşnut kalmıyor. Mufasa’nın krallığının gölgesinde yaşamını sürdürmek zorunda bırakılmış Scar’ın hayatta tek bir tutkusu var o da bir gün Mufasa’nın krallığını yıkmak ve tahta geçmek. Ancak Simba onun planlarını alt üst ediyor ve Scar, Simba’dan ve Mufasa’dan aynı anda kurtulmanın yollarını arıyor. Simba, tahta geçmek ve bir gün babası gibi olabilme konusunda oldukça hevesli ve saflığıyla Scar için kolay bir hedef olarak karşımıza çıkıyor. Scar, planlarıyla Mufasa’nın ölümüne ve Simba’nın ülkeden kaçmasına sebep olmayı başarıyor ve sırtlanlarla birlikte orman için yeni bir devri başlatıyor. Simba ise, çektiği vicdan azabından Pumbaa (Seth Rogen) ve Timon (Billy Eichner)’un Hakuna Matata felsefesine sığınıyor ancak Nala'ın (Beyoncé Knowles-Carter) onu bulmasıyla kaderinden kaçamıyor. Simba, babasının emanet ettiği krallığını ve halkını kurtarabilmek ve doğanın dengeli döngüsü içerisindeki yerini nihayet bulabilmek için birlik ve beraberlik dolu bir savaşa çıkıyor. Peki bu savaş 25 yıl önce kendisine hayatlarında yer veren izleyiciler için nasıl sürüyor? Aslan Kral: Göz Alıcı Ama Duygusuz Aslan Kral, 25 yıl önce bizleri etkisi altına almayı başarmıştı ve 2019 yapımı film bu durumun da sorumluluğunu omuzlarında taşıyor. Film, bu sorumluluğunu hikâyenin dışına çıkmayı çok fazla tercih etmeyerek hatta bazen eski filmi montaj sırasında bile neredeyse sahne sahne takip ederek taşımayı hedefliyor. Hikâye, 25 yıl önce bizlere sunulanın aynısı ancak filmde görsel anlamda çok büyük bir değişim var. Caleb Deschanel’in sinematografisiyle film artık bir çizgi film olmaktan tamamen uzak hatta belgesele yakın görselleriyle karşımıza çıkıyor. Filmin bu tavrı hikâye üzerinde hem olumlu hem de olumsuz etkilere sahip. Aslan Kral, yeni hâliyle izleyicisini gerçek bir ormana ve aslanlarla dolu bir krallığın mücadelesine davet ediyor. Hikâye, eski senaryosuyla kıyaslandığında değişimler içerse de ondan fazla uzaklaşmadığı için vahşi doğanın canlı renkleri eşliğinde yaşanan bu serüven, Shakespeare stilindeki havasını koruyor ancak bir yandan da yapılan değişikliklerle özellikle diyaloglar gündelik hayatın espri anlayışını yaşatmayı ihmal etmiyor. Filmi modernleştirirken başarısını koruyan bir diğer unsur da Beyoncé Knowles-Carter, Seth Rogen gibi isimleri içerisinde bulunduran kadrosu. Her ne kadar Seth Rogen’ın Pumbaa’sı eskiye göre çok daha fazla gaz şakası yapıyor olsa da, bu isimlerin varlığı ve dokunuşu karakterlerin sevilirliğini arttırıyor. Özellikle Beyoncé’nin yorumu ve Hans Zimmer’ın müzikleri görsel anlamda bambaşka bir başarıyı yakalamış filmin bildiğimiz hikâyesinin gücünün ve izleyici üzerindeki etkisinin seviyesini yükseltiyor. Kötü…

Yazar Puanı

Puan - 60%

60%

1994 yılında hayatlarımıza giren Aslan Kral’ın hikâyesi, bir krallığın öyküsünü anlatırken bizlere duygusal anlar da yaşatıyordu, ancak görsel yönde çok daha gelişmiş 2019 versiyonunda duygusal anlamda taşlar bir türlü yerine oturmuyor.

Kullanıcı Puanları: 3.85 ( 12 votes)
60

Mufasa ve Simba’nın krallıklarıyla ve ailesel bağlarıyla ilgili duygusal hikâyesi 1994 yılında hayatımıza girmişti. Aslan Kral, küçük prens Simba, taht hırsıyla gözü dönmüş amcası Scar’ın oyunlarına gelerek çok sevdiği babasını kaybettikten sonra bir daha krallığına geri dönememiş ve kendisini Hakuna Matata felsefesine adamıştı. 1994 yılında tanıştığımız anlatı, bu krallığın öyküsünü anlatırken bizlere duygusal anlar da yaşatıyordu. Ancak hikâyenin görsel yönde çok daha gelişmiş 2019 versiyonu duygusal anlamda taşlar bir türlü yerine oturmuyor.

Jon Favreau’nun yönetmenliğini üstlendiği film, görsel anlamdaki değişimi haricinde genellikle orijinal filmin adımlarını takip ediyor. 25 yıl sonra karşımıza tekrar çıkan bu Shakespearevari hikâye, ilk filmin adımlarını izlese de Caleb Deschanel’in sinematografisiyle görsel anlamda bambaşka bir boyuta ulaşıyor. Kral Mufasa (James Earl Jones)’nın oğlu Simba (Donald Glover) halka bir sonraki varis olarak takdim ediliyor ancak bu durumdan Mufasa’nın erkek kardeşi ve hikâyenin kötüsü Scar (Chiwetel Ejiofor) hiç de hoşnut kalmıyor. Mufasa’nın krallığının gölgesinde yaşamını sürdürmek zorunda bırakılmış Scar’ın hayatta tek bir tutkusu var o da bir gün Mufasa’nın krallığını yıkmak ve tahta geçmek. Ancak Simba onun planlarını alt üst ediyor ve Scar, Simba’dan ve Mufasa’dan aynı anda kurtulmanın yollarını arıyor. Simba, tahta geçmek ve bir gün babası gibi olabilme konusunda oldukça hevesli ve saflığıyla Scar için kolay bir hedef olarak karşımıza çıkıyor. Scar, planlarıyla Mufasa’nın ölümüne ve Simba’nın ülkeden kaçmasına sebep olmayı başarıyor ve sırtlanlarla birlikte orman için yeni bir devri başlatıyor. Simba ise, çektiği vicdan azabından Pumbaa (Seth Rogen) ve Timon (Billy Eichner)’un Hakuna Matata felsefesine sığınıyor ancak Nala’ın (Beyoncé Knowles-Carter) onu bulmasıyla kaderinden kaçamıyor. Simba, babasının emanet ettiği krallığını ve halkını kurtarabilmek ve doğanın dengeli döngüsü içerisindeki yerini nihayet bulabilmek için birlik ve beraberlik dolu bir savaşa çıkıyor. Peki bu savaş 25 yıl önce kendisine hayatlarında yer veren izleyiciler için nasıl sürüyor?

Aslan Kral: Göz Alıcı Ama Duygusuz

Aslan Kral, 25 yıl önce bizleri etkisi altına almayı başarmıştı ve 2019 yapımı film bu durumun da sorumluluğunu omuzlarında taşıyor. Film, bu sorumluluğunu hikâyenin dışına çıkmayı çok fazla tercih etmeyerek hatta bazen eski filmi montaj sırasında bile neredeyse sahne sahne takip ederek taşımayı hedefliyor. Hikâye, 25 yıl önce bizlere sunulanın aynısı ancak filmde görsel anlamda çok büyük bir değişim var. Caleb Deschanel’in sinematografisiyle film artık bir çizgi film olmaktan tamamen uzak hatta belgesele yakın görselleriyle karşımıza çıkıyor. Filmin bu tavrı hikâye üzerinde hem olumlu hem de olumsuz etkilere sahip. Aslan Kral, yeni hâliyle izleyicisini gerçek bir ormana ve aslanlarla dolu bir krallığın mücadelesine davet ediyor. Hikâye, eski senaryosuyla kıyaslandığında değişimler içerse de ondan fazla uzaklaşmadığı için vahşi doğanın canlı renkleri eşliğinde yaşanan bu serüven, Shakespeare stilindeki havasını koruyor ancak bir yandan da yapılan değişikliklerle özellikle diyaloglar gündelik hayatın espri anlayışını yaşatmayı ihmal etmiyor. Filmi modernleştirirken başarısını koruyan bir diğer unsur da Beyoncé Knowles-Carter, Seth Rogen gibi isimleri içerisinde bulunduran kadrosu. Her ne kadar Seth Rogen’ın Pumbaa’sı eskiye göre çok daha fazla gaz şakası yapıyor olsa da, bu isimlerin varlığı ve dokunuşu karakterlerin sevilirliğini arttırıyor. Özellikle Beyoncé’nin yorumu ve Hans Zimmer’ın müzikleri görsel anlamda bambaşka bir başarıyı yakalamış filmin bildiğimiz hikâyesinin gücünün ve izleyici üzerindeki etkisinin seviyesini yükseltiyor. Kötü karakter Scar da görsel anlamda daha da korkunçlaştırılıp karizması değiştirilip kötü yönüne daha fazla odaklanarak güçlendirilen karakterler arasında yer alıyor. Bu anlamda film, daha acımasız bir kötü karaktere sahip olarak gerilimini daha yüksek seviyelere taşıyor. Aslan Kral’ın ruhunu oluşturan bir diğer unsur olan “hayat döngüsü” olgusu, bu kez daha uzun bir sekans ile veriliyor ve iyice açıklanıp anlamlandırılıyor. Ayrıca Beyoncé’nin Nala’sına verilen rol arttırılıyor ancak yine de hikâyenin kadın karakterlerini arka planda tutma alışkanlığı Beyoncé için bile varlığını koruyor.

Filme Spirit isimli yeni bir şarkı katan Beyoncé’nin karakteristik sesi, bütün şarkıların hissiyatını başka boyutlara taşıyor ama yine de müthiş derecede gerçek görünen aslanların duygusuzluğuyla başa çıkamıyor. Aslan Kral, görsel anlamda bambaşka bir boyuta sahip bir film ancak yakaladığı gerçeklik, karakterlerin yaşadıkları insani duygular ile bir türlü uyum sağlayamıyor. Karakterler belgeselleri aratmayan bir biçimde gerçek görünse de yüzlerinden yaşadıkları duyguları okuyamıyoruz dolayısıyla hikâye, orijinal senaryodan uzaklaşmamış olsa da ilk filmin yaşattığı hisleri izleyicisine aktaramıyor. Film, orijinal senaryodan uzaklaşmayarak 25 yıl önce etkisi altına aldığı kitlesini kaybetmemeyi hedeflerken ilk filmin görsel anlamdaki değişimi haricinde hiçbir şey katmadan neredeyse bire bir tekrarı olmaktan kaçamıyor. Hikâyesini değiştirmeden 25 yıl önce yakaladığı, şimdilerde yetişkin olmuş kitlesini kaybetmemeyi hedefleyen film, fazla gerçekçi görselleri ve tehlikeli sahneleriyle var olan kitlesine katabileceği küçük yaştaki izleyicilerini kaçırıyor. Bu anlamda, filmin izleyici kitlesi konusunda yaptığı tercihlerin doğruluğu sorgulanmaya açık hale geliyor. Karakterler her ne kadar başarılı kadrosunun yardımıyla modern zamanda da sevilebilir bir biçimde karşımıza çıkıyor olsa da film, kadın karakterleri arka planda bırakan tutumunu koruyor. Simba ise, çok daha başına buyruk ve kral olacağı hayalinde kendisini kaybetmiş bir biçimde işleniyor. Dolayısıyla filmin ana karakteri çocuk yaşta olsa da, sorumsuz ve krallık konusuna kendisini fazla kaptırmış olarak karşımıza çıkıyor ve bizler için bağ kurulabilirliği zedeleniyor. Film, bu tavrını hikâyesini işlerken de koruyor ve genellikle krallık temasında yoğunlaşarak yakalayabileceği duygusal potansiyeli kaçırıyor. Yeni filmde zedelenen noktalar arasında Hakuna Matata felsefesi de yer alıyor. 1994 yılı yapımı filmde problemlere takılıp kalmamak üzerine kurulmuş  Hakuna Matata anlayışı, yeni filmde biraz daha ileriye taşınıp hayatı amaçsız ve tamamen boşa geçirmeyi hedeflemekmiş gibi yansıtılıyor. 2019 versiyonunda film genellikle krallığa odaklanması ve özellikle Simba ve Nala’nın ilişkisinde olduğu gibi hikâyesindeki duygusal noktaları hızlıca geçerek hissiyatını kaçırması sebebiyle, orijinalinde yakaladığı duygusal yoğunluğunun altında kalıyor.

Aslan Kral, 25 yıl önce hayatlarımıza girmiş, anlattığı baba oğul ilişkisi, arkadaşlık hikâyesi ve sempatik karakterlerinin oluşturduğu hayali dünyasıyla kalplerimizi kazanmış bir hikâye. 2019 yapımı film, görsel anlamda bambaşka bir başarıya imza atıyor olsa da, hikâyenin gerçeküstü etkisini azaltıyor ve karakterlerin yaşadıkları duyguları yansıtamıyor. Eski hikâyesini korumayı tercih eden film, başarılı kadrosuna ve güncel diyaloglarına rağmen tekrara düşmekten kaçamıyor. Orijinal versiyonundan süre olarak daha uzun olmasına rağmen, sahip olduğu hızlı ritmiyle daha çabuk ilerleyen film, hikâyenin duygusal temasını kaçırıyor. Sonuç olarak Aslan Kral, görsel anlamda izleyicisini büyüleyecek potansiyele sahip ancak hissiz bir film olarak karşımıza çıkıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi