Ümit Ünal, doğrudan kendi ifadelerinden alıntılayarak söylersek, yazdığı ve çektiği eserlerde itiraz duygusu her daim hissedilebilen bir sanatçı. Kaleme aldığı senaryolardan itibaren sinema kariyerinde kadın karakterlerin erkeklerden daha çok yer almasını da kadınların bu dünyada en çok haksızlığa uğrayan "büyük bir azınlık" olduğunu düşüncesiyle ilişkilendiriyor Ünal. Kendisinin yeni filmi Aşk, Büyü vs.'nin odağında da iki kadın, hem de hayatları başkalarının fikirleriyle, attıkları adımlarla parçalanmış iki kadın yer alıyor. Fakat bu karakterlerin böylesi zorlu bir hayatla yüzleşmelerinin nedeni sadece erkek egemen dünyada kadın olmaları değil, ilk gençliklerinde birbirlerine âşık olmaları. Yeni Türkiye'nin yeni azılı "düşmanlarından" eşcinsel karakterleri ele almasından dolayı olacak, yapımcıların uzak durmayı seçtikleri, bu sebeple de oldukça zor şartlarda hayata geçirilen Aşk, Büyü vs., tıpkı Atıf Yılmaz'ın 1982 tarihli filmi Düş Gezginleri gibi iki kadının aşkına doğrudan odaklanan bir yapım olması itibarıyla da Türkiye sinema tarihinde önemli bir yerde duracak gibi görünüyor. Beş farklı yönetmenin çektiği farklı bölümlerden oluşan Anlat İstanbul'u da katarsak Ümit Ünal'ın imzasını taşıyan dokuzuncu sinema filmi olan Aşk, Büyü vs. iki gün gibi kısıtlı bir zaman diliminde yaşanan olayları anlatıyor. Fakat Ünal'ın özellikle yazarlık konusundaki maharetleri sayesinde bu iki güne oldukça yoğun duygular sığdırmayı başarıyor. Aşk, Büyü vs.: Bir Ömürlük Rüya Güzel bir göz beni attı bu derin sevdaya Benziyor şimdi benim ömrüm uzun rüyaya Yâri karşımda görsem de dalarım hülyaya Benziyor şimdi benim ömrüm uzun rüyaya Yukarıdaki sözler Osman Nihat Akın'ın nihavent makamındaki bestesinden. Bu besteyi Aşk, Büyü vs.'nin finaline doğru, filmin duygusunun tavan yaptığı anlardan birinde, ana karakterlerden Reyhan'ın (Selen Uçer) sesinden dinliyoruz. Aşkı, tüm ömür boyunca süren bir rüya olarak tasvir eden güftesiyle bu eser, Ünal'ın yer yer büyülü gerçeklikle dirsek temasına giren olay örgüsü aracılığıyla anlatmak istediği duygu durumunu da aynalıyor sanki. Aşk, Büyü vs. Eren'i (Ece Dizdar) Büyükada'ya getiren vapur yolculuğuna şahitlik ettiğimiz bir sahne ile açılıyor. Bu herhangi bir yolculuk değil Eren için. Çocukluğunu yaşadığı, zorla koparıldığı yere dönüş anlamı da taşıyor taşımasına ama en çok bir itiraz, bir meydan okuyuş demek bu yolculuk. Bunun basit bir ada gezintisi olmadığını da Eren'in vapurdan inmesini takiben öğreniyoruz. Ümit Ünal'ın diyalog yazımı konusundaki hünerlerini sergilediği bu blokta iki ana karakter Eren ve Reyhan'ı tanıyor, başlarından geçenleri öğreniyoruz. Eren'in babası bakanlık yapmış, oldukça nüfuslu biri; yani ailesi üst sınıfa mensup. Reyhan'ın babası ise bu ailenin yanında çalışmış bir işçi. Aralarındaki bu sınıf farkı onların ilk gençliklerinde birbirlerine karşı hissettiklerine ket vuramamış ama toplumun heteronormatif normlarıyla çelişen bu durumun aileleri tarafından fark edilmesi hayatlarının bir daha toparlanması zor şekilde parçalanmasına neden olmuş. Eren şehir dışına okumaya gönderilirken, Reyhan da adadan uzaklaşmak zorunda kalmış. Hem sınıf farkının hem gerici toplum normlarının birbirinden ayırdığı ve ilk aşklarını yaşadıkları mekândan koparılıp bambaşka hayatlara savrulmuş bu iki kadının yeniden bir araya gelmeleri de kolay olmuyor elbet. İkisi de aradan geçen 20 senede iletişim kurmamış olmalarına yönelik fikir ve suçlamalarını dile getirirlerken ayrılmalarının asıl nedeninin onlar değil, "diğerleri" olduğu yavaş yavaş su üstüne çıkmaya başlıyor. Eren'in gözünü karartıp Reyhan'la yeniden birlikte olmak için attığı bu adım, bu itiraz, tam bu engellerden sebep doğrudan karşılığını bulamıyor ilk etapta. Zira…

Yazar Puanı

Puan - 65%

65%

Hikâyenin yan karakterlere doğru genişlediği anlarda yapısının esniyor oluşu ve büyük ölçüde bütçe kaynaklı görsel birtakım yetersizlikler filmin üst düzey bir yapım olmasının önüne geçiyor. Ama yine de aradan geçen 20 yılda bile ateşi sönmeyen, hayatı rüyaya çeviren bir aşka odaklanan bir anlatı olarak Aşk, Büyü vs. türlü erkeklerin kısır dertlerini anlatmaya çalışan onlarca filmin kol gezdiği bir coğrafyada çölde vaha etkisi yaratıyor.

Kullanıcı Puanları: 2.66 ( 8 oy)
65

Ümit Ünal, doğrudan kendi ifadelerinden alıntılayarak söylersek, yazdığı ve çektiği eserlerde itiraz duygusu her daim hissedilebilen bir sanatçı. Kaleme aldığı senaryolardan itibaren sinema kariyerinde kadın karakterlerin erkeklerden daha çok yer almasını da kadınların bu dünyada en çok haksızlığa uğrayan “büyük bir azınlık” olduğunu düşüncesiyle ilişkilendiriyor Ünal. Kendisinin yeni filmi Aşk, Büyü vs.’nin odağında da iki kadın, hem de hayatları başkalarının fikirleriyle, attıkları adımlarla parçalanmış iki kadın yer alıyor. Fakat bu karakterlerin böylesi zorlu bir hayatla yüzleşmelerinin nedeni sadece erkek egemen dünyada kadın olmaları değil, ilk gençliklerinde birbirlerine âşık olmaları. Yeni Türkiye’nin yeni azılı “düşmanlarından” eşcinsel karakterleri ele almasından dolayı olacak, yapımcıların uzak durmayı seçtikleri, bu sebeple de oldukça zor şartlarda hayata geçirilen Aşk, Büyü vs., tıpkı Atıf Yılmaz’ın 1982 tarihli filmi Düş Gezginleri gibi iki kadının aşkına doğrudan odaklanan bir yapım olması itibarıyla da Türkiye sinema tarihinde önemli bir yerde duracak gibi görünüyor.

Beş farklı yönetmenin çektiği farklı bölümlerden oluşan Anlat İstanbul’u da katarsak Ümit Ünal’ın imzasını taşıyan dokuzuncu sinema filmi olan Aşk, Büyü vs. iki gün gibi kısıtlı bir zaman diliminde yaşanan olayları anlatıyor. Fakat Ünal’ın özellikle yazarlık konusundaki maharetleri sayesinde bu iki güne oldukça yoğun duygular sığdırmayı başarıyor.

Aşk, Büyü vs.: Bir Ömürlük Rüya

Güzel bir göz beni attı bu derin sevdaya
Benziyor şimdi benim ömrüm uzun rüyaya
Yâri karşımda görsem de dalarım hülyaya
Benziyor şimdi benim ömrüm uzun rüyaya

Yukarıdaki sözler Osman Nihat Akın’ın nihavent makamındaki bestesinden. Bu besteyi Aşk, Büyü vs.’nin finaline doğru, filmin duygusunun tavan yaptığı anlardan birinde, ana karakterlerden Reyhan’ın (Selen Uçer) sesinden dinliyoruz. Aşkı, tüm ömür boyunca süren bir rüya olarak tasvir eden güftesiyle bu eser, Ünal’ın yer yer büyülü gerçeklikle dirsek temasına giren olay örgüsü aracılığıyla anlatmak istediği duygu durumunu da aynalıyor sanki.

Aşk, Büyü vs. Eren’i (Ece Dizdar) Büyükada’ya getiren vapur yolculuğuna şahitlik ettiğimiz bir sahne ile açılıyor. Bu herhangi bir yolculuk değil Eren için. Çocukluğunu yaşadığı, zorla koparıldığı yere dönüş anlamı da taşıyor taşımasına ama en çok bir itiraz, bir meydan okuyuş demek bu yolculuk. Bunun basit bir ada gezintisi olmadığını da Eren’in vapurdan inmesini takiben öğreniyoruz. Ümit Ünal’ın diyalog yazımı konusundaki hünerlerini sergilediği bu blokta iki ana karakter Eren ve Reyhan’ı tanıyor, başlarından geçenleri öğreniyoruz. Eren’in babası bakanlık yapmış, oldukça nüfuslu biri; yani ailesi üst sınıfa mensup. Reyhan’ın babası ise bu ailenin yanında çalışmış bir işçi. Aralarındaki bu sınıf farkı onların ilk gençliklerinde birbirlerine karşı hissettiklerine ket vuramamış ama toplumun heteronormatif normlarıyla çelişen bu durumun aileleri tarafından fark edilmesi hayatlarının bir daha toparlanması zor şekilde parçalanmasına neden olmuş. Eren şehir dışına okumaya gönderilirken, Reyhan da adadan uzaklaşmak zorunda kalmış. Hem sınıf farkının hem gerici toplum normlarının birbirinden ayırdığı ve ilk aşklarını yaşadıkları mekândan koparılıp bambaşka hayatlara savrulmuş bu iki kadının yeniden bir araya gelmeleri de kolay olmuyor elbet. İkisi de aradan geçen 20 senede iletişim kurmamış olmalarına yönelik fikir ve suçlamalarını dile getirirlerken ayrılmalarının asıl nedeninin onlar değil, “diğerleri” olduğu yavaş yavaş su üstüne çıkmaya başlıyor. Eren’in gözünü karartıp Reyhan’la yeniden birlikte olmak için attığı bu adım, bu itiraz, tam bu engellerden sebep doğrudan karşılığını bulamıyor ilk etapta. Zira hayat onların aralarına yıkılması zorlu duvarları çoktan örmüş durumda. Karakterler arasındaki uzunca diyaloğu izlediğimiz, onları adım adım takip eden bir kamera ile çekilmiş uzun planlarla bezeli bu sekansta, başarılı oyunculukların da yardımıyla iki kadın arasındaki yoğun tutkuyu yansıtmayı başarıyor Ünal. Ve hem tutkunun hem gerilimin yükseldiği bu anlarda iki kadın arasındaki duvarları yıkmak için bir enstrüman buluyor: Büyü. İlk başta kulağa biraz çocukça gelen bu olgu, kadınlar arasındaki gerçek olamayacak kadar güçlü duyguların bir uzantısı olarak hikâyeye ekleniyor ve bu “büyülü” aşk onun peşinden, bir çağlayan edasıyla yeniden açığa çıkıyor. Bu andan itibaren filmin tonu da sert bir dramadan, coşkulu ve tabii ki büyülü, rüya gibi bir aşk hikâyesine evriliyor.

Kadrajda sadece iki ana karakterin olduğu her an, hem seyir zevki hem duygusu yükseliyor Aşk, Büyü vs.’nin. Fakat onların başkalarıyla temas ettikleri anlar için aynısını söylemek pek mümkün değil. Filmin mizah tonunu yükseltecek şekilde hikâyeye dâhil olan – daha doğrusu girip çıkan – ve söz konusu “büyüyü bozmak” konusunda Reyhan ve Eren’e yardım eden iki yan karakterin bulundukları sahneleri domine eden abartılı hâlleri, anlatının dokunaklı ve yer yer şiirsel olmaktan imtina etmeyen diyalog ve monologlarıyla ayakta duran yapısına zarar veriyor büyük ölçüde. Zira başta da belirttiğimiz üzere Aşk, Büyü vs., son derece düşük bir bütçeyle hayata geçirilmiş bir yapım ve bu durum filmin özellikle görsel yapısında kendini hissettiriyor. Dolayısıyla güçlü bir sinema duygusuyla değil de başarılı bir yazarın elinden çıkmış duygusu yaratan metniyle öne çıkan bir yapıya sahip bir anlatıda böylesi karakterlerin varlığı pek de parlak sonuçlar doğurmuyor. Benzer şeyleri, Reyhan’ın hâlihazırda beraber olduğu Gökhan (Uygar Özçelik) karakteri için de söyleyebiliriz. Hikâyedeki işlevi çalakalem yazılmış bir masalın kötü karakterinden fazla olmayan Gökhan’ın varlığının, zaten türlü badirelerle boğuşmuş Reyhan ve Eren’in arasında olan bitenlere pozitif katkı yaptığını söylemek güç.

Kağıt üzerinde Yeşilçam’dan aşina olduğumuz “zengin kız fakir oğlan” anlatılarının – ki bu klişeyi de inceden tiye alan şık bir repliğin varlığını da es geçmeyelim – bir çeşitlemesi olarak görülebilecek Aşk, Büyü vs., Ümit Ünal’ın aşkın sınıfsal farklılıkları ve toplum dayatmalarını aşabilecek kadar güçlü, hatta büyülü bir şey olduğunu hissettirecek dokunuşlarıyla hem derinlik hem güç kazanıyor. Hikâyenin yan karakterlere doğru genişlediği anlarda bu yapının esniyor oluşu ve büyük ölçüde bütçe kaynaklı görsel birtakım yetersizlikler ise filmin üst düzey bir yapım olmasının önüne geçiyor. Ama yine de aradan geçen 20 yılda bile ateşi sönmeyen, hayatı rüyaya çeviren bir aşka odaklanan bir anlatı olarak Aşk, Büyü vs., türlü erkeklerin kısır dertlerini anlatmaya çalışan onlarca filmin kol gezdiği bir coğrafyada çölde vaha etkisi yaratıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information