İyisiyle kötüsüyle bir yılı daha geride bırakmak üzereyiz. Doğamızın bize bahşettiği bir lütuftan mıdır bilinmez, içinde bulunduğumuz statükodan şikayetçi olma hâlini geride kalan 360 küsur güne sıkıştırmaya çalıştığımız şu dönemde, yine başka bir âdet gereği arkamızdaki günlere panoramik bir bakış atma eğilimindeyiz. Bu vesileyle kişisel görüşlerle şekillenen yılın en iyi dizi ve filmleri listeleri, her yanımızı kaplamış durumda. Biz de bu listemizde geleneği devam ettirecek olsak bile yılın enlerini konuşmak yerine kimilerine göre kötü, bana göre oldukça iyi bir sinema yılı olan 2018’de sinema adına gerçekten neleri konuştuğumuza bir göz atacağız.

15 Kareyle 2018’de Türkiye ve Dünya Sineması

Münir Özkul’u Kaybettik

Sinemamız adına yılın ilk gelişmesi usta oyuncu Münir Özkul‘un kaybıydı. Bir süredir çeşitli rahatsızlıklarla boğuşan usta oyuncu, 5 Ocak günü aramızdan ayrılsa bile ardında muhteşem işler bıraktı. Ülkemiz insanının dimağına Hababam Sınıfı’ndaki Kel Mahmut karakteri ve Yeşilçam filmlerindeki fakir ama gururlu baba rolleriyle yer etse de aynı zamanda muazzam bir meddah ve tiyatro oyuncusuydu Özkul. İsmail Dümbüllü’den aldığı ve daha sonra Ferhat Şensoy’a ilettiği kavukla 600 yıllık bir geleneğin de taşıyıcısıydı aynı zamanda. Huzur içerisinde yatması dileğiyle.

Kelebekler’in Sundance Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü’nü Kazanması

Münir Özkul’u kaybetmemizle buruk bir açılış yaptığımız 2018’e, güncel sinema adına güzel bir başlangıçla merhaba demiştik. Doların 3 lira seviyelerinde olduğu o güzel zamanlarda, Tolga Karaçelik’in üçüncü uzun metrajı Kelebekler, Sundance Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü’nü kazanarak çok önemli bir başarı elde etmişti. Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan desteğe layık görülmeyen, tamamlanması için Indiegogo üzerinden kampanya düzenlenen filmin ödül konuşmasında Karaçelik, “Bu ödül, bu filmin 18 günde çekilmesini sağlayan ekibime… Çaycısından aktörüne, yapım ekibimden teknik ekibe… Bunu BİZ yaptık! Artık herkesin. Biz bu filmi 18 günde, yasaklı, parasız çektik. Bunun genç sinema öğrencileri için anlamı çok kıymetli. Çok mutluyum…” şeklinde konuşmuştu. Daha sonra pek çok festivale katılıp Türkiye yapımı bağımsız bir film için hiç beklenmeyecek kadar iyi seyirci sayılarına erişen Kelebekler, bir nevi kader arkadaşı olarak niteleyebileceğimiz Kız Kardeşler’in öncesinde, filmin ilk yarısıydı belki de.

Yılın Sürprizleri

Jordan Peele’nin ilk uzun metrajı Get Out, geçtiğimiz yılın ilk yarısında vizyona girdiğinde bir anda tüm dikkatleri üzerine çekmişti. 2017’nin en büyük sürprizi olarak nitelendirebileceğimiz film, arkasındaki rüzgarı ödül mevsiminde de sürdürmeyi başarmış ve sonuçta senaryo dalında Oscar kazanmıştı. Bu yıl ise, ocak ayında Hereditary’nin ilk fragmanı yayınlandığında sinema sektörünün tüm ilgisi bir anda Ari Aster imzalı filme kaymıştı. Tıpkı Get Out gibi eleştirmenlerden iyi yorumlar alıp gişede de başarılı olan filmin, Toni Colette’e bir Oscar getirip getiremeyeceğini ancak gelecek yıl öğrenebileceğiz. John Krasinki’nin yönettiği A Quiet Place de bir süre dilimizden düşmezken 2018’in bir diğer sürprizi Amerika’yı kasıp kavuran Black Panther’dı. Gişede beklentilerin oldukça üzerine çıkan film, dünyanın geri kalanında Amerika’daki kadar büyük bir etki yaratamasa da olası bir En İyi Film Oscarı adaylığıyla çizgiroman uyarlamaları için bir miladı gerçekleştirebilir.

Frances McDormand’ın Oscar Konuşması

2017’nin son çeyreği, sinema sektörü için bir dönüm noktasıydı adeta. Hollywood’un ünlü yapımcılarından Harvey Weinstein’ın cinsel saldırılarının bir bir ortaya çıkmasıyla birlikte MeToo hareketinin temeli atılmış oldu. Böylece erkek egemen akılla yürütülen sinema sektöründeki cinsiyet eşitsizliği hiç olmadığı kadar yüksek sesle konuşulmaya başlandı. Bu kapsamda çeşitli etkinlikler düzenlenirken özellikle Altın Küre ve Oscar törenlerinin gündeminde yine bu konu vardı. Frances McDormand’ın, Inclusion Rider‘a değindiği Oscar ödülü konuşması ise, tüm süreçte belki en çok konuşulan ve en önemli detaydı. Bir filmdeki oyuncuların ve ekibin belirli bir düzeydeki çeşitliliği ve farklılığı karşılaması için imzalanan sözleşmelerde yapılacak iyileştirme ve yeniden düzenleme anlamını taşıyan Inclusion Rider, şimdilik sektörde büyük bir devrim geçirilmesine önayak olmadı fakat önümüzdeki dönemde bir şeyleri değiştireceği muhakkak. Keza başta McDormand’ın eşi Joel Coen olmak üzere Michael B. Jordan ve Warner Bros.‘un bu maddeyi destekleyeceğini açıklaması da bunun bir göstergesi.

Öte yandan özellikle son dönemde etkisini kaybetse de MeToo hareketinin Avrupa’ya ve dünyanın diğer kısımlarına da -en azından bir süreliğine- yansıdığını söylemek mümkün. Hareketin en yoğun olduğu zamanlarda gerçekleşen Berlin Film Festivali’nde konuyla ilgili çeşitli paneller düzenlenirken özellikle Ana Yarışma’sında yer alan filmlerin yönetmenleri arasında açık bir cinsiyet eşitsizliği olduğu görülen Cannes Film Festivali’nde bu durum çokça eleştirilmişti. Yaşamayanlar setinde meydana gelenler ve sonrasında yaşananlar ise hareketin şimdilik Türkiye’ye teğet geçtiğini gösterir nitelikte. Gülse Birsel’in Jet Sosyete’deki yerli eleştirisi, bu konuda sevinebileceğimiz tek gelişmeydi belki de.

90. Akademi Ödülleri’nin Galibi The Shape of Water

Meksikalı senarist ve yönetmen Guillermo del Toro, kimilerine göre sinema dünyasının en underrated isimlerinden bir tanesidir. Hellboy serisi, El laberinto del fauno ve Crimson Peak gibi benim de iyi kotarıldığına inandığım filmlerin yönetmeni olan del Toro, bunların içerisinde belki de en az sevdiğim olan The Shape of Water’la hem geçen yılın ödül mevsimini önde götürdü hem de En İyi Film ve En İyi Yönetmen Oscarlarını alarak kariyer zirvesini yaşadı. Böylece hâlihazırda yönetmenlik dalında Oscar kazanmış yakın arkadaşları Alfonso Cuarón ve Alejandro G. Iñárritu’ya katılan del Toro, ödüle ulaşan son “Three Amigos” üyesi olmuştu. Bir yandan bizi yılın ilerleyen dönemlerindeki -kendisinin de eli olduğu- Roma fırtınasına hazırlayan del Toro, diğer yandan da uzun süredir hayata geçirmeye çalıştığı Pinokyo projesini Netflix aracılığıyla yoluna koyarak bu galibiyetin ekmeğini yemişti adeta.

Netflix-Cannes Film Festivali Gerginliği

Hatırlayacaksınız 2016’da, Netflix filmleri The Meyerowitz Stories (New and Selected) ve Okja’nın, Cannes Film Festivali’nin Ana Yarışma bölümünde yer alması, Fransa’daki sinema sektörü tarafından tepkiyle karşılanmış ve bu süreçte festivalin yürütücülerinden Thierry Frémaux, işinden olma tehlikesi geçirmişti. Bu yıl ise, Cannes’ın Ana Yarışma seçkisinde yer alacak herhangi bir filmin, Fransa’da vizyona girmesinin ardından dijital olarak yayınlanabilmesi için en azından 36 aylık bir süre geçmesini içeren kural nedeniyle Netflix, festivale kabul edilen filmlerini geri çekmiş ve böylece daha sonra yıla damga vuracak Roma’yla birlikte The Other Side of the Wind ve 22 July’ın prömiyerleri, başka bahara kalmıştı. Cannes’ın aksine Netflix filmlerine kapısını açmakla kalmayıp şirketin tam 6 filmine festivalde yer alan Venedik Film Festivali yönetiminin bu uygulaması, daha sonra İtalya’da tepki toplamıştı. Fransa ve İtalya’nın yanı sıra Almanya’daki sinema sektörünün de Netflix filmlerine oldukça mesafeli yaklaştığını söylemek mümkün. Avrupa Birliği’nin internet üzerinden yayın yapan platformlara Avrupa’da üretilmiş yapımlara dair bir kota getireceğini de göz önüne alırsak Netflix’in, kıtaya yerleşmesi o kadar da kolay olmayacakmış gibi görünüyor.

Ahlat Ağacı’nın Cannes Film Festivali’nde Ayakta Alkışlanması

Nuri Bilge Ceylan’ın, Ahlat Ağacı’yla müdavimi olduğu Cannes Film Festivali’nde yer almasına kesin gözüyle bakılıyordu. Ancak işler beklenildiği kadar kolay olmadı. Ana Yarışma’da yarışacağı açıklanan ilk filmler arasında Ahlat Ağacı’na yer verilmezken bu süreçte festival yönetiminin Nuri Bilge Ceylandan’dan filmin süresini kısaltmasını istediği ancak yönetmenin buna yanaşmadığı konuşuldu. İşin bundan sonraki kısmı ise parlaktı: Ahlat Ağacı, önce festival programına dahil edildi, daha sonra prömiyerinin ardından dakikalarca alkışlandı. Her ne kadar festivalde ödül kazanabileceği konuşulsa da festivalden eli boş dönen film, daha sonra dünya çapında pek de büyük bir etki bırakamadı ve Yabancı Dilde En İyi Film Oscarı için açıklanan kısa listede de kendisine yer bulamadı.

Disney-Fox Anlaşması

Disney’in 21st Century Fox’u satın almak için teklifte bulunduğu aslında 2017’nin sonlarında ortaya çıkmış ve aralık ayında da anlaşmanın resmiyet kazanmak üzere olduğu konuşulmuştu. Ancak daha sonra Comcast’ın karşı teklifi sonrasında süreç uzadı ve en sonunda 27 Temmuz günü Disney’in 71.3 milyar dolar karşılığında 21st Century Fox’u satın aldığı doğrulandı. Anlaşma sayesinde pek çok televizyon kanalıyla birlikte film yapım ve dağıtım şirketleri de Disney’e geçerken sinema endüstrisi bir anlamda daha fazla tekelleşmeye başladı. X-Men, Fantastic Four ve Deadpool gibi karakterleri kendi Marvel Sinematik Evreni’ne eklemeye hazırlanan Disney, bununla birlikte 21st Century Fox’un televizyon ve sinema tarafından gelen yapımların da gücüyle kendi yayın platformu olan Disney Plus‘ı kurma hazırlıklarını hızlandırdı. Arka arkaya iptal edilen Marvel-Netflix dizilerinin de bu gelişmelerin bir uzantısı olarak meydan geldiği konuşulmaya devam ediyor. Bu birleşmeyi yıllar öncesinden öngören The Simpsons’ın yukarıda görebileceğiniz görseli de keyifli bir anı olarak karşımıza çıktı bu süreçte.

En İyi Popüler Film Oscarı

Her geçen yıl git gide daha fazla popüler filmlere yer verdiği için eleştirilen Akademi, tüm bunları göz ardı edercesine ağustos ayında En İyi Popüler Film Oscarı adında yeni bir kategori açacağını duyurmuş ve çok büyük tepkilerle karşılaşmıştı. Her ne kadar Jason Blum ve Albert Berger gibi isimler, popülerliğin hangi parametrelere göre belirleneceği net çizgilerle belirtilmeyen bu kararın arkasında durduklarına dair açıklamalar yapsalar da tepkiler geri çekilmedi ve en sonunda bu kategorinin 91. Akademi Ödülleri‘nde yer almayacağı açıklandı. Böyle bir kategorinin açılmasında Logan, Deadpool ve Wonder Woman gibi etkin Oscar kampanyaları yapılan çizgiroman uyarlamalarıyla birlikte şubat ayından bu yana yere göğe sığdırılamayan Black Panther’ın etkisi olduğu muhakkak. Eli, bahsini ettiğimiz diğer üç filmden daha güçlü gibi görünen Black Panther’ın, En İyi Film Oscarı adaylığı elde etmesi ya da daha fazlasını gerçekleştirip ödülü kazanması, hem janr hem de sektör içerisinde taşların yer değiştirmesine neden olabilir. Keza Akademi başkanı John Bailey de süreci yakından takip ettiklerini söyleyerek En İyi Popüler Film Oscarı için gerekli altyapıyı oluşturmaya çalışacaklarını dile getiriyor.

Alfonso Cuarón’un Roma’sı Altın Aslan’ı Kucakladı

Cannes Film Festivali ve Netflix arasında gerginlikten nasibini alarak Croisette’i es geçen Alfonso Cuarón imzalı Roma, prömiyerini yaptığı Venedik Film Festivali’nden Altın Aslan’la dönerek ilk büyük zaferini kazanmıştı. Senenin geri kalan bölümünde en çok konuştuğumuz film hâline gelen Roma, diğer yandan Netflix için de büyük bir önem taşıyor. Yeni yeni girdiği sinema dünyasında kısa sürede sektörün en prestijli ödülü olarak niteleyebileceğimiz En İyi Film Oscarı’nın en iddialı adayı konumuna yükselen şirketin, hayalini kurduğu ödüle ulaşması, onlar adına pek çok şeyin kolaylaşması anlamına gelecek. Hatta kimilerini göre bu galibiyet, Cannes Film Festivali’yle Netflix arasındaki buzları da eritebilir. Bu senaryonun başlangıç noktası ise işte tam da yukarıda gördüğünüz kare. The Shape of Water’ın Oscar hikâyesinin de aynı sahnede başladığını hatırlatmaya gerek var mı?

Serra Ciliv ve Pelin Turgut’un !f Bağımsız Filmler Festivali’nin Direktörlüğünden Alınması

15 Ekim 2018 sabahına, Serra Ciliv ve Pelin Turgut’tan gelen şok edici bir maille uyandık: !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali kurucularından olup 17 yıldır festivalin direktörlüğünü yapan ikili, CGV Mars Entertainment Group’un yeni yönetiminin kararı ile bu görevlerinden alındı. Sıfırdan yarattıkları bir festivali yıllar içerisinde koruyup yeşerterek Türkiye’nin en iyilerinden birisi konumuna getiren Ciliv ve Turgut, festivalin isim hakkını ilk yıllarda -daha sonra Mars Group’a satılacak- AFM’ye devretmesi yüzünden !f’le olan tüm bağlarını kaybetmiş oldular ne yazık ki. Festivalin en azından isim hakkının ait olduğu insanlara verilmesi yönünde açık bir mektup yazılıp imza kampanyası açılsa bile CGV Mars, bu gaddar kararından geri dönmedi ve !f’i bir yerli film festivaline dönüştüreceğini açıkladı.

Stan Lee’yi Kaybettik

Spider-Man, X-Men, Iron Man, Fantastic Four, Thor, Hulk, Ant-Man, Daredevil… Çizgiroman dünyasının en sevilen isimlerinden Stan Lee, 13 Kasım’da aramızdan ayrıldı ne yazık ki. Son dönemde sağlığının pek de iyi olmadığını bildiğimiz usta, kuşkusuz tüm zamanların en önemli çizerlerinden bir tanesiydi. Çizgiroman dünyasına henüz 17 yaşındayken, 1939’da giren Stanley Martin Lieber ya da bildiğimiz ismiyle Stan Lee, zaman içerisinde hepimizin tanıdığı ikonik karakterler yarattı. Onun yarattığı karakterlerin diğerlerinden belki de en büyük farkı işin içerisine neredeyse her zaman insan faktörünü katıyor olmasıydı. 1960’larda başlayan Marvel devrimiyle çizgi roman dünyasını şekillendiren Lee, 1970’ten itibaren yazmayı bırakıp yazın kariyerini yavaşlatırken 80’lerin sonuyla birlikte cameo olarak adlandırdığımız kısa rollerle dizi, çizgi dizi, sinema filmi ve en son olarak da video oyunlarında karşımıza çıkar. 2000’lerden bu yana çekilmiş neredeyse her Marvel uyarlamasında yer alan Stan Lee, bunların içerisinde en anlamlısını 2007 yapımı Spider-Man 3’de yapar belki de. Kendisinin de favori süper kahramanları arasında yer alan Spider-Man’e yaklaşarak “Bir insan fark yaratabilir.” der. Lee’nin hayatı boyunca yaptığı da bu değil midir zaten?

Emin Alper’in Dönüşü

İlk uzun metrajı Tepenin Ardı’yla Berlin Film Festivali’nden, ikinci uzun metrajı Abluka’yla Venedik Film Festivali’nden ödüllerle geri dönen Emin Alper, tıpkı Kelebekler gibi Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan destek alamayan yeni filmi Kız Kardeşler ile önümüzdeki sene geri dönüyor. Filmin dünya prömiyerini yapacağı adres ise Emin Alper için tanıdık bir yer: Berlin Film Festivali. 8 yıl sonra Türkiye’den Berlinale’in Ana Yarışma’sına seçilen ilk film olan Kız Kardeşler, umuyoruz ki 2019’da çokça yüzümüzü güldürür.

Netflix’in Türkiye’deki İlk Orijinali: Hakan: Muhafız

Listenin bu kısmında biraz hile yaptığımızı kabul ediyoruz. Tamamen sinema olaylarıyla şekillendirdiğimiz bu listede bir diziye yer vermemiz anormal görünebilir ancak dizi ve filmler arasındaki çizginin git gide silikleştiği şu günlerde bu neden olmasın? Netflix’in Türkiye’deki ilk orijinal işi olan -pek de sevmediğimiz ismiyle- Hakan: Muhafız, ha geldi ha gelecek derken 14 Aralık günü nihayet yayınlandı. Çoğu yerli sinema eleştirmeni tarafından yerden yere vurulan dizi, seyircilerden daha ılımlı yorumlar alsa da zannımca istenilen kadar büyük bir etki yaratmadı. Ancak buna rağmen Netflix’in, Beren Saat’in başrolde yer alacağı bir diziye giriştiğini biliyoruz. Dolayısıyla şirketin Türkiye’deki ilk filminin de pek uzakta olmadığını pekâlâ söyleyebiliriz.

Yapımcılarla CGV Mars Group Arasındaki Gerginlik

Tam 2018’i sinemamız adına yeni bir gelişme olmadan bitireceğini düşündüğümüz günlerde belki de yılın en önemli olayı patlayıverdi. Aralarında Necati Akpınar, Yılmaz Erdoğan, Şahan Gökbakar, Cem Yılmaz ve Mustafa Uslu gibi yerli gişe canavarı filmlerin arkasındaki isimlerin de yer aldığı yapımcılardan oluşan bir grup, Türkiye’nin en büyük sinema zinciri Cinemaximum’un sahibi olan CGV Mars Group’un kendilerine hak ettikleri maddi payı vermediğini söyleyerek anlaşma sağlanmadığı takdirde kendi filmleri için başka salonlar bulacağını dile getirdi. Özellikle bilet, mısır ve içeceği kapsayan kampanyalar aracılığıyla bilet fiyatlarını belli etmeden yükseltse bile bunu, bilet fiyatlarının yarısını alması gereken yapımcılara yansıtmayan şirketin bu uygulaması, devlet kanadında da dikkat çekmiş olacak ki Kültür ve Turizm Bakanlığı, konuyla ilgili yeni bir yasayı yürürlüğe sokmak üzere. Bu yasaya göre sinema salonu işletmecilerinin kampanya yapması için yapımcı ve dağıtımcıyla anlaşması gerekecek. Gelgelelim Mars’ın Kurumsal İlişkiler Direktörü Aslı Irmak Acar, ancak “pişkin” olarak niteleyebileceğimiz bir ifade takındığı röportajında, yasa meclisten geçse bile uymayacaklarını, bahsini ettiğimiz yapımcıların kendilerine film vermemelerinin çok da umurlarında olmadığını ve yeni Cem Yılmazlar çıkaracaklarını söylüyor. Kendilerini esas olarak yine yasa tasarısında yer alan reklam süresi kısıtlamasının ilgilendirdiğini belirten Acar’a Cem Yılmaz’ın verdiği cevap, taraflar arasındaki gerilimi had safhaya çıkarmış durumda. Sektördeki taşları yerinden oynatabilecek bu olaylar, 2019’un ilk dönemine de damga vuracakmış gibi görünüyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi