Yorgos Lanthimos, 2009 yapımı Köpek Dişi - Kynodontas ile adını geniş kitlelere duyururken öncesinde yavaş yavaş oluşmaya başlamış, Avrupa'nın doğusundan çıkan bir sinema anlayışının habercisiydi de aynı zamanda. Sonraları Yunan Tuhaf Dalgası ya da Yunan Yeni Dalgası adıyla tanımlanacak bu akımın, en büyük tetikleyicilerinden biri Yunanistan'da yaşanan ekonomik kriz ve yarattığı toplumsal çözülmeydi şüphesiz. Kurumların işleyişindeki sorunların yansımalarını "tuhaf" alegorilerle inceleyen filmlerinden en bilinenlerinden biri Köpek Dişi'de bu türden bir çözülmeyi toplumun en küçük kurumu olan aileyi ele alıyordu. Çocuklarını dış dünyanın tehlikelerinden korumak adına, duvarların içinde, dil olgusunun dönüştürülmesiyle yeni bir dünya ve gerçeklik algısı oluşturan bir aileyi konu alıyordu. Buradan her türden kurumun bireyler üzerinde yarattığı baskıya dair güçlü cümleler kuran Köpek Dişi'nin bu "tuhaf" anlatısında Lanthimos kadar, diğer senarist Efthymis Filippou'nun da katkısı olduğu söylenebilir. Zaten Lanthimos'un Sarayın Gözdesi - The Favourite'a kadar olan tüm işlerinin yanında L ve Şövalye - Chevalier gibi söz konusu akımın önemli yapımlarında onun imzasının olması, Filippou'nun önemini net bir şekilde ortaya koyuyor aslında. Lanthimos'un sinemasından taviz vermese de büyük stüdyoların çatısı altına girdiği, Şövalye ve Attenberg'in yönetmeni Athina Rachel Tsangari'nin bir süredir uzun metraj çekmediği, Miss Violence ile önemli bir başarıya imza atan Alexandros Avranas'ın Amerika macerasının fiyaskoyla sonuçlandığı bir ortamda Yunan Tuhaf Dalgası'nın köklerine döndüğü bir yapım olarak görünen Babis Makridis yönettiği ve senaryosunu Efthymis Filippou ile birlikte yazdığı Zavallı'nın nasıl bir noktada duracağı ister istemez bir merak dalgası yaratıyordu. Fakat karşımıza çıkan yapımın akımın genel özelliklerine sadık olmasının da yanında değerli bir örneği olduğu da söylenebilir. Zavallı: Bir Hayat Tercihi Olarak Performans Zavallı üzerine düşünmek için filmin adı yerinde bir çıkış noktası olabilir. Filmin orijinal ve İngilizce adı Türkçede "merhamet" ya da "acıma duygusu" gibi bir anlama geliyor. Zavallı'nın temel derdinin de bu duygu üzerinden şekillendiğini söyleyebiliriz. Zira filmin merkezinde, başına gelen acı verici olaylardan garip bir şekilde haz duyan, kendini bu acı verici olayları yaşamasından dolayı duyulan acıma duygusu çevresinde var eden bir avukat yer alıyor. Acı çekmek, acısını elini korkak alıştırmadan dışa vurmak, bu avukat için günlük pratiğin bir parçası âdeta. Eşi, geçirdiği kazadan sonra komada olan bu adam, onu ziyaret ederken de, komşusunun ona ve oğluna her sabah getirdiği keki alırken de, çevresindeki insanların eşinin durumu hakkındaki sorularını yanıtlarken de sanki bir performans sergiler gibi görünüyor. Bu bağlamda Köpek Dişi'nde babanın çocuklarını dil unsuru üzerinden manipüle ederek kurduğu dünyanın, bu adamın bireysel hayatında sergilediği "kurgusal" dünyayla benzerlikler taşıdığı söylenebilir. Ama durumların kendi içinde gösterdiklerine farklılar, filmlerin tonlarında da ciddi farklılıklar yaratıyor. Köpek Dişi'nde babanın çocukların zihninde ördüğü türden bir duvar yok Zavallı'da; dolayısıyla bu duvarların yıkıldığı anın doğasında var olan tedirgin edicilik yerini absürt bir tona bırakıyor. Ana karakter, mevcut dünyada bireylerin hissettiği acılarla ifade edebildiğine dair "kurgusal" bir pratik geliştirmiş ve hayatını bu düzlemde yaşıyor. Dolayısıyla bu içsel durumun, dış ya da gerçek dünya ile kesiştiği noktada oluşan birçok absürt an var filmde. Bu çatışmanın görsel karşılığını da bulma konusunda da yönetmen Makridis'in oldukça iyi bir iş çıkardığı da pekâlâ söylenebilir. Karakter, filmin açılışından beri gördüğümüz üzere, durağan, acıdan ve hüzünden beslenen yapısıyla tezat oluşturan…

Yazar Puanı

Puan - 75%

75%

Anlatısını, başkarakterinin kurgusal gerçekliği üzerine inşa etmesinin ardından bu gerçekliği kırıp kendi dünyasını inşa etmeye soyunan cesur bir film Zavallı.

Kullanıcı Puanları: 3.41 ( 4 votes)
75

Yorgos Lanthimos, 2009 yapımı Köpek Dişi – Kynodontas ile adını geniş kitlelere duyururken öncesinde yavaş yavaş oluşmaya başlamış, Avrupa’nın doğusundan çıkan bir sinema anlayışının habercisiydi de aynı zamanda. Sonraları Yunan Tuhaf Dalgası ya da Yunan Yeni Dalgası adıyla tanımlanacak bu akımın, en büyük tetikleyicilerinden biri Yunanistan’da yaşanan ekonomik kriz ve yarattığı toplumsal çözülmeydi şüphesiz. Kurumların işleyişindeki sorunların yansımalarını “tuhaf” alegorilerle inceleyen filmlerinden en bilinenlerinden biri Köpek Dişi’de bu türden bir çözülmeyi toplumun en küçük kurumu olan aileyi ele alıyordu. Çocuklarını dış dünyanın tehlikelerinden korumak adına, duvarların içinde, dil olgusunun dönüştürülmesiyle yeni bir dünya ve gerçeklik algısı oluşturan bir aileyi konu alıyordu. Buradan her türden kurumun bireyler üzerinde yarattığı baskıya dair güçlü cümleler kuran Köpek Dişi’nin bu “tuhaf” anlatısında Lanthimos kadar, diğer senarist Efthymis Filippou’nun da katkısı olduğu söylenebilir. Zaten Lanthimos’un Sarayın Gözdesi – The Favourite’a kadar olan tüm işlerinin yanında L ve Şövalye – Chevalier gibi söz konusu akımın önemli yapımlarında onun imzasının olması, Filippou’nun önemini net bir şekilde ortaya koyuyor aslında. Lanthimos’un sinemasından taviz vermese de büyük stüdyoların çatısı altına girdiği, Şövalye ve Attenberg’in yönetmeni Athina Rachel Tsangari’nin bir süredir uzun metraj çekmediği, Miss Violence ile önemli bir başarıya imza atan Alexandros Avranas’ın Amerika macerasının fiyaskoyla sonuçlandığı bir ortamda Yunan Tuhaf Dalgası’nın köklerine döndüğü bir yapım olarak görünen Babis Makridis yönettiği ve senaryosunu Efthymis Filippou ile birlikte yazdığı Zavallı’nın nasıl bir noktada duracağı ister istemez bir merak dalgası yaratıyordu. Fakat karşımıza çıkan yapımın akımın genel özelliklerine sadık olmasının da yanında değerli bir örneği olduğu da söylenebilir.

Zavallı: Bir Hayat Tercihi Olarak Performans

Zavallı üzerine düşünmek için filmin adı yerinde bir çıkış noktası olabilir. Filmin orijinal ve İngilizce adı Türkçede “merhamet” ya da “acıma duygusu” gibi bir anlama geliyor. Zavallı’nın temel derdinin de bu duygu üzerinden şekillendiğini söyleyebiliriz. Zira filmin merkezinde, başına gelen acı verici olaylardan garip bir şekilde haz duyan, kendini bu acı verici olayları yaşamasından dolayı duyulan acıma duygusu çevresinde var eden bir avukat yer alıyor. Acı çekmek, acısını elini korkak alıştırmadan dışa vurmak, bu avukat için günlük pratiğin bir parçası âdeta. Eşi, geçirdiği kazadan sonra komada olan bu adam, onu ziyaret ederken de, komşusunun ona ve oğluna her sabah getirdiği keki alırken de, çevresindeki insanların eşinin durumu hakkındaki sorularını yanıtlarken de sanki bir performans sergiler gibi görünüyor. Bu bağlamda Köpek Dişi’nde babanın çocuklarını dil unsuru üzerinden manipüle ederek kurduğu dünyanın, bu adamın bireysel hayatında sergilediği “kurgusal” dünyayla benzerlikler taşıdığı söylenebilir. Ama durumların kendi içinde gösterdiklerine farklılar, filmlerin tonlarında da ciddi farklılıklar yaratıyor. Köpek Dişi’nde babanın çocukların zihninde ördüğü türden bir duvar yok Zavallı’da; dolayısıyla bu duvarların yıkıldığı anın doğasında var olan tedirgin edicilik yerini absürt bir tona bırakıyor. Ana karakter, mevcut dünyada bireylerin hissettiği acılarla ifade edebildiğine dair “kurgusal” bir pratik geliştirmiş ve hayatını bu düzlemde yaşıyor. Dolayısıyla bu içsel durumun, dış ya da gerçek dünya ile kesiştiği noktada oluşan birçok absürt an var filmde. Bu çatışmanın görsel karşılığını da bulma konusunda da yönetmen Makridis’in oldukça iyi bir iş çıkardığı da pekâlâ söylenebilir. Karakter, filmin açılışından beri gördüğümüz üzere, durağan, acıdan ve hüzünden beslenen yapısıyla tezat oluşturan şekilde renkli, güzel tasarlanmış bir dünyada, deniz kenarında son derece zevkli dekore edilmiş bir evde yaşıyor. Fakat bu dünyanın içinde neredeyse başka bir evrenden gelmiş göründüğüne de şahit oluyoruz birçok kez. Kapı aralıkları ve çerçeveler, adamı kadraj içinde kadraj içine alarak onun sanki orada olmadığı, oraya yerleştirilmiş olduğuna benzer bir algı yaratıyor. Bu durum da adamın hayatını bir tür performans gibi yaşadığını aynalamaya başlıyor bir noktadan sonra.

Karakterin, gerçekliğin içinde kendi hayatını kendi iç dünyasındaki acılara göre performe etme hâli, bir sahnede sinema tarihinin en bilinen tearjerker‘larından birinden bahsetmesiyle Zavallı’nın anlatısı yeni bir katman kazanıp neredeyse meta bir anlatıya dönüşüyor. Franco Zeffirelli’nin Şampiyon – The Champ’inden bahsederken şu ifadeleri kullanıyor adını film boyu öğrenemediğimiz avukat: “Çocuk çok iyi, çok zarif ağlıyordu, neredeyse gerçek gibiydi. Filmlerdeki çoğu ağlama sahte görünür, birinin ağlamaya başlaması neredeyse komiktir. Çünkü bilirsin ki o kişi gerçekten ağlamıyordur. Ve bilirsin ki, ağlamak taklit edilmesi en zor şeylerden biridir.” Bu alıntıyla birlikte düşünüldüğünde adamın her sabah yaptığı ağlama pratikleri, eşinin yoksunluğunu çevresindeki insanlara uzun uzadıya anlatması da bir zemine oturuyor. Film boyunca kadrajdan çok nadir çıkan bu adam, hayatını yoğun bir dram filmi gibi bir yaşıyor; daha doğrusu kendine böyle bir yaşam -ya da hayat- kurguluyor. Filmin başından itibaren ekrana yansıyan cümlelerin adamın zihninde dolananlarla kesiştğinin açığa çıkmasıyla, bu durum daha da görünür oluyor. Filippou ve Makridis’in, adamın zihni üzerinden kurguladıkları bu anlatı, hikâyenin akışında yaşanan dönüşümle yerle bir olurken adamın kendi kurgusu da tuz buz oluyor. Zavallı’nın komedi tonunda bir artışa neden olan bu kırılma, adamın üzerine çekmeye çalıştığı acıma duygusunu, gerçek anlamıyla ortaya çıkıyor. Zira adamın bu duyguyu yaratmak için kurguladığı zeminin ayağının altından kaymasıyla, ana karakter bir “zavallı”ya dönüşüyor ve tutunacak bir dalı kalmıyor. Dünyanın gerçekliğiyle burun buruna geliyor.

Anlatısını, başkarakterinin kurgusal gerçekliği üzerine inşa etmesinin ardından bu gerçekliği kırıp kendi dünyasını inşa etmeye soyunan cesur bir film Zavallı. Yunan Tuhaf Dalgası’nın provokatif yaklaşımını bireysel düzeyde hâlâ barındırırken, seyircinin zihninde sinemanın doğasına ve çalışma pratiklerine dair soru işaretleri yaratmayı da başarıyor. Görüntü yönetiminden, başroldeki Yannis Drakopoulos’un deadpan oyunculuğuna kadar tüm unsurlar da bu cesaretin altını doldurarak Zavalı’nın ait olduğu akımın güçlü filmlerinden biri olmasını sağlıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi