İlk filmi Körfez ile Türkiye sineması alışkanlıklarından uzak, özgün bir sinema dilinin peşinden gideceğinin sinyallerini veren yönetmen Emre Yeksan, dünya prömiyerini Venedik Film Festivali'nde yapan yeni filmi Yuva'da da benzer bir tutum sergiliyor. Film, medeniyetten uzak bir şekilde, ormanın derinliklerinde yaşamayı seçmiş bir adama odaklanarak, hem Türkiye tarihine hem de insan-doğa ilişkisine dair çıkarımlar yaparken biçim ve içerik arasında güçlü bir tutarlılık yaratıyor. İçerik olarak serbest sularda gezmeyi tercih eden Yuva, merkezindeki Veysel karakterinin kendine sunulanı reddeden yapısına paralel bir sinema yaklaşımı sergiliyor. Filmin ilk bloğunda Veysel'i ve içinde yaşamayı tercih ettiği ormanı tanıyoruz. Ormanda kendi başına hayatta kalmayı çoktan öğrenmiş, yakındaki köyden getirilen ufak tefek araç gereçler dışında, medeniyeti tamamen reddetmiş bir adam Veysel. Hiç diyaloğun olmadığı ilk yarım saat boyunca karakterin doğayla kurduğu bütünleşme hâline tanık oluyoruz. Saçının sakalının birbirine karışmış olmasından anlaşılacağı üzere uzunca süredir burada yaşıyor. İnsanlara ihtiyacı olmadığı noktada doğanın, hayvanların sesini coşkuyla taklit ederek içinde yaşadığı çevreyle kusursuz bir ilişki kuruyor. Lakin orman ve dolayısıyla Veysel'in burada kendine kurduğu hayat tehdit altında. Zaman zaman uçan helikopterlerin, patlayan bombaların gürültüleri doğanın huzur veren seslerine baskın geliyor. Bu noktada Yeksan'ın ses bandı üzerinden yaklaşan tehdidi hissettirmekte iyi bir iş çıkardığını söyleyebiliriz. Tehdit bir süre sonra, çekilen dikenli teller ve bu tellerin ardındanki silahlı ve üniformalı kişilerce, ağaçlara çizilen kırmızı çarpı işaretleriyle görsel anlamda da hissedilmeye başlıyor. Görülen bu imajlara ek olarak, seçilen ekran oranıyla da bu sıkışıklık hâlini destekliyor yönetmen. Son yıllarda özellikle Türkiye sinemasında pek sık görmediğimiz 1:33 formatının geniş ekran yerine kullanımıyla seyirci kendini Veysel'in hissettiklerine benzer bir durumda, klostrofobinin ortasında buluyor. Yuva: Politik ve Sezgisel Bir Film Emre Yeksan'ın Yuva'da tehdit unsurunu yaratırken kullandığı imgeler, filmin anlatısını Türkiye tarihiyle ilişkilendirmek konusunda çok derece işlevsel. Tarih boyunca resmi ideolojinin öteki bellediği her kesime yönelebilecek güçlü çağrışımların kapısı aralanıyor bu kullanımlarla. Boşaltılan Kürt köylerinden, Alevilerin kapısına atılan kırmızı çarpı işaretlerine, Gezi direnişindeki polis saldırılarından, kentsel dönüşümle yaşam alanından uzaklaştırılanlara kadar geniş bir yelpazeye sahip Yuva'nın yarattığı anlam dünyası. Dolayısıyla insan-doğa ilişkine dair film, hatta doğanın gücüne bir ağıt olduğu kadar politik de bir film Yuva. Yeksan, politik yönü olan görsel imgelerle filmini zenginleştirmekle kalmıyor; Veysel'in eylemleri üzerinden filmini, slogan atmayan, zarif bir direniş anlatısına çeviriyor. Filmin devamında, Veysel'in yaşam alanı ormanın tehdit unsuru olan kişilerin mülkiyetine girecek olması sebebiyle ana karakterin hayati tehlikesi ortaya çıkıyor. Veysel'in kardeşi Hasan'ın abisini oradan ayrılmaya ikna etmek için ormana girişiyle filmde yeni bir perde açılıyor. Bu bölüm bireyin karşılaştıklarıyla ve bunlar karşısındaki tutumlarıyla nasıl doğanın bir parçası hâline geldiğinin ve doğanın bireyin tutumları üzerindeki etkileri üzerine güçlü ve çift yönlü bir akıl yürütme olarak da yorumlanabilir. Yeksan'ın, kalıpları reddeden yaklaşımı da bu bölümde iyice belirginleşmeye başlıyor. İnsanlık ve doğa arasındaki sürekli döngünün yarattığı uçarı, başına buyruk duruma odaklandıkça Yuva'nın deneysel tonu daha da yoğunlaşıyor. Doğanın iyileştirici gücüyle, direnişin ruhu arasındaki paralelliğin kurulumu, net fikirlerin ortaya atılmasındansa, daha çok sezgilere yönelik bir biçimde oluyor. Lakin bu yöne seyretmeden önce, Hasan ve Veysel'in buluşmasındaki diyalog, filmin bu sezgisel yönünü baltalıyor bir bakıma. Hasan'ın abisi Veysel'e dönmesi yönünde yaptığı çağrının, taşra dramlarına…

Yazar Puanı

Puan - 70%

70%

Yuva, Türkiye sinemasında pek benzerini görmediğimiz, serbest yapılı ve kalıpların dışına çıkmaktan imtina etmeyen bir film. Bu yaklaşımın izlerini filmin hem teknik tercihlerinde hem de senaryo yapısında görebilmek mümkün.

Kullanıcı Puanları: 1.8 ( 1 votes)
70

İlk filmi Körfez ile Türkiye sineması alışkanlıklarından uzak, özgün bir sinema dilinin peşinden gideceğinin sinyallerini veren yönetmen Emre Yeksan, dünya prömiyerini Venedik Film Festivali’nde yapan yeni filmi Yuva’da da benzer bir tutum sergiliyor. Film, medeniyetten uzak bir şekilde, ormanın derinliklerinde yaşamayı seçmiş bir adama odaklanarak, hem Türkiye tarihine hem de insan-doğa ilişkisine dair çıkarımlar yaparken biçim ve içerik arasında güçlü bir tutarlılık yaratıyor. İçerik olarak serbest sularda gezmeyi tercih eden Yuva, merkezindeki Veysel karakterinin kendine sunulanı reddeden yapısına paralel bir sinema yaklaşımı sergiliyor.

Filmin ilk bloğunda Veysel’i ve içinde yaşamayı tercih ettiği ormanı tanıyoruz. Ormanda kendi başına hayatta kalmayı çoktan öğrenmiş, yakındaki köyden getirilen ufak tefek araç gereçler dışında, medeniyeti tamamen reddetmiş bir adam Veysel. Hiç diyaloğun olmadığı ilk yarım saat boyunca karakterin doğayla kurduğu bütünleşme hâline tanık oluyoruz. Saçının sakalının birbirine karışmış olmasından anlaşılacağı üzere uzunca süredir burada yaşıyor. İnsanlara ihtiyacı olmadığı noktada doğanın, hayvanların sesini coşkuyla taklit ederek içinde yaşadığı çevreyle kusursuz bir ilişki kuruyor. Lakin orman ve dolayısıyla Veysel’in burada kendine kurduğu hayat tehdit altında. Zaman zaman uçan helikopterlerin, patlayan bombaların gürültüleri doğanın huzur veren seslerine baskın geliyor. Bu noktada Yeksan’ın ses bandı üzerinden yaklaşan tehdidi hissettirmekte iyi bir iş çıkardığını söyleyebiliriz. Tehdit bir süre sonra, çekilen dikenli teller ve bu tellerin ardındanki silahlı ve üniformalı kişilerce, ağaçlara çizilen kırmızı çarpı işaretleriyle görsel anlamda da hissedilmeye başlıyor. Görülen bu imajlara ek olarak, seçilen ekran oranıyla da bu sıkışıklık hâlini destekliyor yönetmen. Son yıllarda özellikle Türkiye sinemasında pek sık görmediğimiz 1:33 formatının geniş ekran yerine kullanımıyla seyirci kendini Veysel’in hissettiklerine benzer bir durumda, klostrofobinin ortasında buluyor.

Yuva: Politik ve Sezgisel Bir Film

Emre Yeksan’ın Yuva’da tehdit unsurunu yaratırken kullandığı imgeler, filmin anlatısını Türkiye tarihiyle ilişkilendirmek konusunda çok derece işlevsel. Tarih boyunca resmi ideolojinin öteki bellediği her kesime yönelebilecek güçlü çağrışımların kapısı aralanıyor bu kullanımlarla. Boşaltılan Kürt köylerinden, Alevilerin kapısına atılan kırmızı çarpı işaretlerine, Gezi direnişindeki polis saldırılarından, kentsel dönüşümle yaşam alanından uzaklaştırılanlara kadar geniş bir yelpazeye sahip Yuva’nın yarattığı anlam dünyası. Dolayısıyla insan-doğa ilişkine dair film, hatta doğanın gücüne bir ağıt olduğu kadar politik de bir film Yuva. Yeksan, politik yönü olan görsel imgelerle filmini zenginleştirmekle kalmıyor; Veysel’in eylemleri üzerinden filmini, slogan atmayan, zarif bir direniş anlatısına çeviriyor.

Filmin devamında, Veysel’in yaşam alanı ormanın tehdit unsuru olan kişilerin mülkiyetine girecek olması sebebiyle ana karakterin hayati tehlikesi ortaya çıkıyor. Veysel’in kardeşi Hasan’ın abisini oradan ayrılmaya ikna etmek için ormana girişiyle filmde yeni bir perde açılıyor. Bu bölüm bireyin karşılaştıklarıyla ve bunlar karşısındaki tutumlarıyla nasıl doğanın bir parçası hâline geldiğinin ve doğanın bireyin tutumları üzerindeki etkileri üzerine güçlü ve çift yönlü bir akıl yürütme olarak da yorumlanabilir. Yeksan’ın, kalıpları reddeden yaklaşımı da bu bölümde iyice belirginleşmeye başlıyor. İnsanlık ve doğa arasındaki sürekli döngünün yarattığı uçarı, başına buyruk duruma odaklandıkça Yuva’nın deneysel tonu daha da yoğunlaşıyor. Doğanın iyileştirici gücüyle, direnişin ruhu arasındaki paralelliğin kurulumu, net fikirlerin ortaya atılmasındansa, daha çok sezgilere yönelik bir biçimde oluyor. Lakin bu yöne seyretmeden önce, Hasan ve Veysel’in buluşmasındaki diyalog, filmin bu sezgisel yönünü baltalıyor bir bakıma. Hasan’ın abisi Veysel’e dönmesi yönünde yaptığı çağrının, taşra dramlarına yakın bir biçimde dile geliyor oluşu, Yuva’nın genel yaklaşımı içinde biraz eğreti ve fazla diyalog odaklı duruyor.

Yuva, Türkiye sinemasında pek benzerini görmediğimiz, serbest yapılı ve kalıpların dışına çıkmaktan imtina etmeyen bir film. Bu yaklaşımın izlerini filmin hem teknik tercihlerinde hem de senaryo yapısında görebilmek mümkün. Emre Yeksan, seyirciye filmin süresi içinde başlayıp biten, kalıpları belli bir anlatı sunmaktansa seyirciyi de filmin yoğun düşünsel ve sezgisel yapısının içine katmayı tercih ediyor. Tam da bu sebeple kimi seyirciler tarafında “zor” bir film olarak görülebilecek oluşu anlaşılabilir bir durum. Senaryo noktasında bir takım sıkıntıları olsa da, yönetmenin Körfez’le birlikte açtığı damardan, ilkine göre daha güçlü ve daha olgun bir rejiyle devam ediyor oluşu, bu coğrafyada hâlâ özgün sinema akıllarının varlığını işaret etmesi noktasında son derece umut verici.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi