nr9H2wXxLrI

Cannes Film Festivali’nde Joaquin Phoenix’e En İyi Erkek Oyuncu ve Lynne Ramsay’e En İyi Senaryo dallarında ödül kazandıran Hiçbir Zaman Burada Değildin – You Were Never Really Here, eşsiz anlatısıyla travmayı görsel dile taşıyor. Screened’in hazırladığı video, Ramsay’in film diliyle Joe’nun travmasını nasıl aktardığını inceliyor.

Havai fişek sesleri. Uzun bir süre dinledikten sonra yorucu ve katlanılmaz bir hâl alıyor. Lynne Ramsay, Joaquin Phoenix’in You Were Never Really Here’daki rolüne hazırlanırken dinlemesi için ona havai fişek seslerinin bir kaydını vermiş. Sürekli bu sesleri dinleyerek karakterinin zihninin içine giren Joaquin Phoenix, travma sonrası stres bozukluğu yaşayan Joe’yu başarılı bir şekilde canlandırıyor filmde. Travma gibi kişinin zihninin derinliklerinde gizli kalan bir şey beyaz perdeye nasıl aktarılır; üstelik de senaryoda bunun üzerine hiçbir replik olmadan? Screened isimli youtube kanalındaki video, Lynne Ramsay’in You Were Never Really Here filminde bunu nasıl başardığını inceliyor.

You Were Never Really Here, izleyiciyi Joe’nun parçalanmış zihnine davet eden bir karakter incelemesi. Joe, Körfez Savaşı’nda savaşmış eski bir asker ve hayatını küçük kızları çocuk fuhuşundan kurtararak kazanan bir kiralık katil. Geçmiş travmalarını işinin gerektirdiği gibi yüksek miktarda şiddet uygulayarak bastırıyor. Hikâye, Joe’nun bir senatör tarafından kaçırılan kızı Nina’yı bulması için kiralanmasıyla başlıyor.

Parçalanmış Bir Zihnin Anlatımı

Filmde Joe’yu ilk gördüğümüzde bize parçalar hâlinde tanıtılıyor. Plastik bir torbanın altındaki yüzü, cinayeti bitirdikten sonra etrafı temizlerken takip ettiğimiz elleri, kaçarken bakış açısından gördükleri, otelden çıkarken silueti, şapkasının gölgesinde görünmeyen yüzü, dikiz aynasından yansıyan gözleri, çocukluğundaki yüzü. Bu parçalanmış görüntüler, Joe’nun parçalanmış karakterine işaret ediyor; film boyunca Joe’nun tamamen kim olduğunu öğrenemiyoruz. Diğer karakterler için de aynı şey geçerli. Hepsinin sadece ufak parçalarına tanık oluyoruz. Lynne Ramsay’in karakterler hakkındaki bilgileri anlatma şekli bunu sağlıyor: yakın planlar, parçalı görseller; bir cinayeti gösteren yerdeki kan damlaları, Joe’nun sürekli oynadığı ve kendine zarar vermek için kullanmayı planladığı bıçak, sınırlı replikler ve kronolojik olmayan planlar, karakterin ruh hâlini betimleyen kopuk sesler, Joe’nun savaşta tanık olduğu insanlık dışı olaylardan kareler…

Joe iletişim kurmakta başarılı bir karakter değil. Joe yerine filmin anlatısı ihtiyaç olan iletişimi izleyiciyle kuruyor ve Joe’nun zihnindeki kopukluğu gösteriyor. Joe içinde yaşadığı dünyada bir hayalet gibi. Orda olmak istemiyor, yaşamaya değer bir şey görmüyor. Ölme fikri, Joe’nun günlük rutininin bir parçası. Joe dolapta başına torba geçiriyor, boş vaktinde ufak bir bıçakla oynuyor, ölme tehlikesiyle yüzleştiği bir iş yapıyor. Joe’nun işinde başarılı olmasının bir sebebi de bu bana kalırsa: Joe ölmekten korkmuyor, kaybedecek hiçbir şeyi yok. Joe ölmeyi düşünse bile hiçbir zaman bu düşüncesini eyleme geçirmiyor. Annesi öldüğündeyse ilk defa bir intihar girişiminde bulunuyor. İlk gerçek intihar girişiminden onu döndüren, cebinde taşlarla dibe doğru süzülürken gölün suları içinde uzakta Nina’yı gördüğünü düşünmesi oluyor. Nina’yı kurtarabileceğine inanan Joe için bu ihtimal yaşama sebebi oluyor.

Joe geçmiş ve geleceği aynı anda yaşıyor. Filmin kurgusu bize bunu görsel olarak aktarıyor, yetişkin Joe başına plastik poşet geçirirken babasının annesine şiddet uyguladığı küçüklüğünü yeniden yaşıyor, sokakta mutlu bir grup genç kızın fotoğrafını çekerken savaşta fuhuşa zorlanmış kızların ölü vücutlarıyla dolu kamyon canlanıyor zihninde. Günlük hayatın sıradan anları onu o andan uzaklaştırıp zihninin içinde yaşadığı karanlık anlara gönderebiliyor.

Joe’nun Kurtarıcısı Nina

Müzik, Joe’nun zihninin parçalı yapısını dışa vurur nitelikte. Joe’nun tek başına olduğu sahnelerin çoğunda patlama ve kırılma seslerini çağrıştıran müzikler çalarken, Joe Nina’yı kurtardıktan sonra beraber arabada gittikleri sahnede ilk defa sakin ve devamlı bir müzik çalıyor. Nina Joe’dan koparıldığı andaysa müzik yeniden karmaşık ve kopuk bir hale geliyor, ses ve duyguların karışımından oluşan bir kakofoni gibi.

Joe Nina’yı son kez kurtarmak için Nina’nın tutulduğu eve geldiğinde, bir zafer kazanmayı umut ediyor. Fakat Nina’nın odasına vardığında onun edinmeyi planladığı zaferi Nina’nın çoktan edindiğini görüyor, senatör kesik boğazından akan kanlar içinde yerde yatıyor. Kendini küçükken koruyamamanın, savaştaki masum çocukların ölümüne engel olamamanın, annesinin ve işvereninin ölümlerini engelleyememenin ezikliğini yaşayan Joe, Nina’yı da kurtaramadığını anlıyor: Nina kendini kurtarmış zaten.

Ölü senatör yerde yatarken Joe’nun bir kriz yaşamasını izliyoruz. Yalnız kaldığı o anda parçalanıyor, gömleğini çıkarıyor. Joe’nun, kocaman ve güçlü bir adam vücudunun altında ne kadar güçsüz olduğunu izliyoruz. Sonunda ayağa kalkıp odadan çıktığında koridorda yürürken o anda yaşamıyor; zihninin derinliklerinde yürüyor. Bir odada oturan annesini görüyor, bir başka odada başına havlu kapamış oturan kendisini.

Joe kahraman olmak istiyordu, ama günün sonunda yine kendisiyle ve yüzleşmek zorunda olduğu travmalarıyla baş başa kaldı. Bu yüzden hikâye bir intikam hikayesi değil. Bu hikâye, karakterin sürekli çatışmak zorunda olduğu karanlık iç dünyasının hikayesi. Dünyada kalmak için bir sebep arayan yorgun bir adamın hikayesi. Joe’nun aradığı bu sebep Nina oluyor. Joe Nina’yı kurtarmıyor, Nina Joe’yu kurtarıyor. Hikâyenin son sahnesinde Joe kalabalık restoranda kendini öldürme planları yaparken, Nina geliyor ve yaşama isteğini yansıtan sözleriyle Joe’yu yeniden hayata bağlıyor: “Hadi gidelim. Dışarıda çok güzel bir gün var.”

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi