En sevdiğim 10 filmi sıralamak her zaman zor olmuştur. Bu liste hep değişir, yenilenir çünkü. Bu yüzden olabildiğince güncel bir liste hazırlamaya çalıştım. 

Kıvanç Sezer

Scener ur ett äktenskap (1974)

Yönetmen: Ingmar Bergman

Bergman sinemasının en iyi filmi değil belki ama evlilik, kadın erkek ilişkileri gibi meselelerde iki oyuncunun perdede devleşmesiyle ortaya çıkan bu film, izlemekten hiç bıkmadığım ve Bergman’a her seferinde daha da hayran olduğum bir film.

Rosetta (1999)

Yönetmen: Jean-Pierre Dardenne, Luc Dardenne

Sosyal gerçekçi sinemanın adeta Belçika’daki temsilcileri olan ve bizlere omuz takibini sevdiren Jean Pierre ve Luc Dardenne’in bu filmi, sanıyorum basitliğin gücünü en iyi kullanan ve baş karakteri Rosetta’nın gerçek bir iş ve iyi bir hayat isteme serüvenine bizi ortak eden bu film de en sevdiklerim arasında. Ayakkabılarını her seferinde değiştirdiği o ağaç dibi unutulmaz. 

Jodaeiye Nader az Simin (2011)

Yönetmen: Asghar Farhadi

Farhadi benim açımdan, İran orta sınıfını ve günlük hayattaki ahlaki açmazlarını evrensel bir düzleme oturtmasıyla, üretkenliği ve senaryo tekniğiyle bir ekol olan bir yazar ve yönetmen. İsminden anlayacağımız gibi havada asılı kalan bir ayrılığı anlatan film insan ilişkilerinin, yanlış anlamaların, konforlu yalanların ve gerçeklerden kaçışların haritasını çıkarıyor. Farhadi aynı zamanda tam bir oyuncu yönetmeni.

Le Mani Sulla Città (1963)

Yönetmen: Francesco Rosi

1960’ların Roma’sı, savaş sonrası merkezinden çeperine modernleşmeye çalışırken kapitalizmin müteahhitler, rüşvet yiyen belediyeler ve kentsel dönüşüm talanıyla nasıl yeniden kurulduğunu anlatır Rosi. Bir sürü takım elbiseli yaşlı adam, artan refahın ve rantın mücadelesini yapar ve neredeyse ana karakteri olmayan bu film tarihe not düşerken belgeselvari üslubuyla bize bugünün Türkiye’sini anlatır. 

It’s a Free World (2007)

Yönetmen: Ken Loach

Ken Loach, üretkenliği ve ideolojik tutarlılığıyla sosyal ve sınıfsal gerçekçiliği sinemasında çok iyi işler. Yıllar önce izlediğim bu filmini kısa süre önce tekrar izlediğimde göçmenlik meselesiyle sınıf atlamanın bu kadar sarih anlatıldığı film yeniden radarıma girdi. İki kadının aracı bir firma kurarak giderek büyümesini anlatan film, hırsın nasıl bir şey olduğunu ve dünyanın esasen özgür bir yer olup olmadığını masaya yatırıyor. 

Western (2017)

Yönetmen: Valesa Grisebach

Geçtiğimiz festivalde izlediğim ve zihnime kazınan bu film ile harika bir yönetmen tanıdım. Ne yazık ki seyrek film çeken Grisebach’ın bu hikâyesi Bulgaristan’a yol yapmak için gelen Alman işçiler üzerinden göçmenlik meselesini, bir yere ait olmama hâlini müthiş bir doğallıkla veriyor. Umarım vizyona girer ve tekrar izlerim. 

All or Nothing (2002)

Yönetmen: Mike Leigh

Yeni filmime hazırlanırken Mike Leigh külliyatına yeniden daldığımda bulduğum bu film, Timothy Spall’ın devleştiği tepe noktasıyla insanı bambaşka duygulara sürüklüyor. Yıllanmış, paslanmış, geçim sıkıntısıyla taşlaşmış bir karı kocanın çözülüşünü ve birbirine yeniden sarılışını anlatıyor. Hiç bıkmadan izlenecek filmler listemde yerini alıyor. 

Gelin (1973)

Yönetmen: Ömer Lütfi Akad

Yılmaz Güney’den de önce toplumcu gerçekçi filmleriyle sinemamıza ayırt edici rengini katan bu usta yönetmen, sinemamızın ilk üçlemesini yaparken aynı zamanda son sinema filmini yapmaktaydı. Şehre, ailesinin yanına göç eden bir adamın karısının dönüşümüne odaklanan ve trajik olaylar içeren filmin final sahnesi hiç aklımdan çıkmaz. “Burda bana da iş var mı?”

Workingman’s Death (2005)

Yönetmen: Michael Glawogger

Belgesellerindeki vahşet, gerçeklik ve destansılıkla büyük bir usta olduğunu kanıtlayan ve ne yazık ki Liberya’da film çekerken sıtmadan hayatını kaybeden Glawogger bu başyapıtıyla tüm dünyadaki zor koşullarda çalışan, yaşayan insanları anlatıyor. Nijerya’daki mezbahayı anlattığı bölümü izledikten sonra et yemeye devam etmek pek mümkün değil bence. 

Los lunes al sol (2002)

Yönetmen: Fernando León de Aranoa

Aranoa’nın bence başyapıtı. İspanya’nın liman kenti Vigo’da tersane kapatıldığı için işten atılan bir grup adamın ayrı ayrı öykülerini iç içe anlatan filmin savsözünü sarhoş eve dönerken ona eşlik eden yaşlı Amador söyler: “Biz siyam ikizleri gibiyiz. Birbirimize yapışığız. Birimiz düşerse hepimiz düşeriz.”

*Bu listede yer alan filmler, yönetmenin paylaştığı sırayla yayınlanmıştır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi