En sevdiği şeyleri düşünürken dibi olmayan bir kuyuya atılmış gibi hissediyor insan. Favorim olan ya da başarılı bulduğum filmlerden çok, adı zikredildiğinde bile ilk izlediğim andaki coşkumu hissettiren 10 filmi sıraladım.

Gözde Kural

Ladri di Biciclette (1948)

Yönetmen: Vittorio De Sica

Bisiklet Hırsızları bir isyan filmi. Sistemin yarattığı ağırlığın altında ezilen, ancak bir şekilde buna başkaldırmanın bir yolunu bulanların hikâyesi. Çok uzun bir süredir “en iyi filmler” listemde birinciliğini koruyor. Zira çekildiği yıl olan 1948’den bu yana hâlâ aynı sorunların devam ettiğini ve sistemin sadece teknolojik olarak ilerlediğine şahit oluyoruz, bu da Bisiklet Hırsızları’nı ölümsüzleştiriyor.

12 Angry Men (1957)

Yönetmen: Sidney Lumet

Bir oda, 12 adam, ve tüm kaderi 12 adamın elinde olan bir suçlu… İnsanı diğerlerinden ayıran “düşünme” yetisidir ve insana güç verir ama düşünmek aynı zamanda önyargıları da doğurur. Film boyunca o 12 adamın oturduğu odanın içinde biz de suçlu için verilecek kararı bekliyoruz ve bu sırada işler öyle bir hâl alıyor ki, suçlunun kaderini değiştirecek dönüşümlere şahit oluyoruz. Önyargıların, hakikatin önünü nasıl tıkayabileceğini gösteriyor bize 12 Kızgın Adam. Bir daha böylesi gelir mi bilemiyorum ama 12 Kızgın Adam türünde ve diğer filmlerin önünde hep en üst sıralarda olacak.

Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb (1964)

Yönetmen: Stanley Kubrick

Sinemanın Tanrısı, muhtemelen daha iyisi gelmeyecek. Açtığı yolda, gösterdiği hedefe her birimiz durmadan yürüyoruz ve bir çıkış yolu arıyoruz. Ancak muhtemelen hiçbirimiz onun bulduğu çıkışı bulamayacağız. Dr. Strangelove izlediğim en savaş karşıtı film olabilir; bireysel olarak da takıntı hâline getirdiğim “savaş” olgusunu keskin bir zekayla tiye alıyor. Peter Sellers’ın inanılmaz performansı da eklenince favorilerim arasında yerini alıyor.

Tanin no Kao (1966)

Yönetmen: Hiroshi Teshigahara

Suretimizi, kimliğimizi, kıyafetlerimizi, yaşadığımız yeri değiştirip tanınmaz olabiliriz. Peki ya özgürlük? Suretimizi değiştirerek özgürleşebilir miyiz? Toplum bu denli önyargılar içerisindeyken filmin de ana sorusunu oluşturan; özümüze değil nasıl göründüğümüze öncelik veren bir toplum içersinde ne kadar özgür kalabiliriz? Bu film bana, bir filmin sürekli soru sorması gerektiğinin, cevapları ise izleyene bırakması gerektiğinin dersini vermişti. Unutulmazlarım arasında.

Aaahh Belinda (1986)

Yönetmen: Atıf Yılmaz

Sistemin tutsaklığını, tüketme çılgınlığını, o dönemki kültürel kaosun etkisinde iki farklı karakteri bir kadın üzerinden anlatıyor. En çarpıcı olan nokta, sistemin bu iki uçta duruyor gibi görünen kadın karaktere aynı muameleyi yapması aslında. Müthiş bir film Aaahh Belinda, çok katmanlı. Anlatıcının durduğu yer ortada ve durumlar olduğu gibi göz önüne serilmiş. Türkiye sinema tarihinde yeterince üzerine konuşmadığımızı düşündüğüm filmlerden. Yılda en az bir kez açıp izliyor ve her seferinde başka elementler keşfediyorum. 

Krótki Film O Zabijaniu (1988)

Yönetmen: Krzysztof Kieślowski 

Bu filmi izledikten sonra sinemacı olmaya karar verdiğimi her fırsatta belirtirim.  Sinemanın 12 Havarisinden biri Kieślowski bence. Film iki şekildeki cinayeti; sebepsiz yere işlenen ve devlet eliyle işlenen cinayeti anlatıyor. Filmi niye çektiğine dair bir röportajda Kieślowski “Bu filmi çekmek isteme sebebim bütün bunların benim adıma da yapıldığını düşünmem. Çünkü bu toplumun bir üyesiyim ve bu ülkede birisi birinin boynuna ip dolayıp ayağındaki tabureye tekme atarsa, bunu benim adıma da yapıyor demektir.” demiş. Hiç sıkılmadan yılda birkaç kez izlenecek filmler arasında. Çünkü filmi çektiğinden bugüne, buralarda değişen çok bir şey yok.

Nema-ye Nezdik (1990)

Yönetmen: Abbas Kiarostami 

Yine hangi filmini seçsem diğerinde aklım kalacak dediğim yönetmen Kiarostami. Ancak Yakın Plan’ı bende özel yapan şey nahifliği; özellikle de gecesini gündüzünü sinemayla geçiren biri olarak. Her birimiz hayata tutunmak için uğraşlar buluyoruz kendimize,  işte filmin baş karakteri Hüseyin de kendini İran sinemasının en önemli yönetmenlerinden birinin Mohsen Makhmalbaf’ın yerine koyarak yapıyor bunu. Bir aileyi Makhmalbaf olduğuna inandırıyor ancak aile şüphelenmeye başladığında baş karakterimiz kendini mahkeme salonunda buluyor. Yakın Plan, yoktan var edenlerin filmi. Hele ki Hüseyin’e mahkemede sordukları “Neden yaptın?”a cevap olarak  “Ben sinemanın Mecnun’uyum, neyim varsa ona verdim” sözü yok mu…

Los Lunes al sol (2002)

Yönetmen: Fernando León de Aranoa

Güneşli Pazartesiler, çemberin içinde de dışında da olamayanların hikâyesi. İşçi sınıfının açmazları, sıradanlığın dayanılmaz ağırlığı… Sürekli gittikleri o bar… Sanki siz de o barın içinde arkada oturuyor ve sohbetlerine dahil oluyorsunuz. Javier Bardem’in inanılmaz performansı filmin çıtasını arşa çıkarıyor.

Hable con ella (2002)

Yönetmen: Pedro Almodóvar

Pedro Almodóvar… Aslında son üç filmi hariç her filmini imkân varsa en iyi filmler listesine alacağım bir yönetmen; beni her seferinde tuhaf dünyalara sokan ve bana bu denli uzak dünyaları evimin içine sokan, sanki o karakterlerle her gün birlikteymişim gibi hissettiren hikâyelerin sahibi. Bu listeyi hazırlarken sanıyorum hangisini daha çok seviyorum diye uzunca düşündüm ve sonra Konuş Onunla filmi bittiğinde ne kadar uzun süre konuşamadığımı hatırladım. Tek bir diyalog var aklımda ve sanıyorum filme dair de birçok şeyi anlatıyor. Diyalogda bahsi geçen “kadın” artık ona cevap verebilecek durumda değildir çünkü komadadır; ancak arkadaşı, kadının aşığına şöyle söyler: “Kadın beyni esrar dolu bir evrendir, onların ne zaman neyi anladığını bilemeyiz. Sen de git konuş onunla, anlayacaktır seni. Konuş onunla.”

Nelyubov (2017)

Yönetmen: Andrey Zvyagintsev 

Etrafımdakilerin sıkılmayacağını bilsem her gün bir doz muhakkak överim Sevgisiz’i. Her karesi ayrı titizlikle işlenmiş bir başyapıt. Sinema sanatı vasıtasıyla bir fikir ne kadar iyi anlatılabilirse o derece iyi anlatılmış. Hele o Zhenya karakterinin üzerinde “Russia” yazan eşofmanla, bir yürüme bandının üzerinde nefessiz kaldığı sahne; inanılmaz, nasıl anlatılır bilemiyorum. Film bittikten on dakika kadar sonra “ben ne izledim az önce?” dediğimi hatırlıyorum. Tüm zamanların en iyisi demek iddialı olur ancak son on yılın en iyi filmi gözümde.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi