Advertisement

10 tane kısa film seçiyorum şimdi. Bunlar tüm zamanların değil, bazı zamanların en iyi kısa filmleri benim için. Beni doğru zamanlarda yakalamış, acaba şöyle bir şey mümkün olur mu derken ya olmaz ya da olur dedirten, aklıma da yeni şeyler düşüren kısa filmler bunlar. Tam olarak istediğim listeyi yapamıyorum zira seçtiğim tüm filmlerin şu anda izlenebilir olmasına özen gösteriyorum ki isteyen izleyebilsin. Bu filmler, yeni bir eve taşındığımda yatağı, fırını ve bulaşık süngerini aldıktan sonra, duvarlara astığım ilk resimler. Bulaşık süngeri bir filmse bile, yatak ve fırın öyle mi bilmiyorum.

Gökalp Gönen

Submarine (2016)

Rüyalar kabuslar ve güzel rüyalar olmak üzere ikiye ayrılmaz değil mi? Kabuslar da her zaman kötü değildir. Bazı kabuslar huzur verir. Bütün sıkıntılarına rağmen uyanmak istemez insan ve uyandığında belli bir bilgelik kazandırır insana bu rüya. Submarine böyle bir etki bırakmıştı bende. Tarkovski’nin Stalker’ından sonra ilk defa tekrar karşıma çıktığı için bu etki, oldukça heyecanlanmıştım.

Whale Valley – Hvalfjörður (2013)

İskandinav sinemasının o eşsiz karanlığına hayran olmaya bu filmle başlamış olabilirim. Muhteşem sinematografisi, dokusu ve ögeleri ile ölümün etrafta dolaştığı zamanların güzel bir tasviri. Yanlış giden bir intikam planı, çözümün ta kendisi oluyor. Ah! ne akıllıca…

Dive (2014)

Film yapmam lazım, fikir bulayım diye oturunca kağıt kalemle masa başına, o iş pek iyi gitmez benim için. Orası verimsiz bir alandır bana göre. Genelde de akla, bu filmdekine benzer bir fikir gelir. Zaten eh saçma diyip üzeri çizilir. Bence yönetmen bu buhranlarının birinde, yeter ulan, şu bütün boşluklarını doldurduğum kağıtta ki en kötü fikri, olabilecek en iyi şeye dönüştürücem demiş ve ortaya Dive çıkmış.

La Maison en Petits Cubes – Tsumiki no ie (2008)

Bir şeyi bir metafor üzerinden anlatmanın, etkiyi ne kadar değiştireceğini ve güçlendirebileceğini keşfettiğim bir filmdi bu. Belki artık çok romantik ama o zaman ne kadar zekice, ne kadar pratik demiştim. Hâlâ da öyle elbette. Dönem çok acımasız sadece. 

Hedgehog in the Fog – Yozhik v tumane (1975)

Bu listedeki en büyülü film bu belki de. Çocuğum, yatakta uzanmışım. Babaannem de bu hikâyeyi anlatıyor bana. O sadelikte. Ama araya giren gizemler var. İlginç sorular. Kirpiyi bize yakınlaştıran güzel sorular. 

Acid Rain (2019)

Anlattığı hikâye ile üslubu bu kadar uyum içinde olan çok az iş gördüm. Animasyonun belli başlı kuralları vardır animatöre yol göstersin diye. Ama bu kurallar çoğu animatör tarafından o kadar kusursuz uygulanıyor ki, ortaya tek tipte bir animasyon biçimi çıkıyor. Hâlbuki animasyon, hikâye özünü kendi içinde taşıyabilecek harika bir araçtır. Bu filmi izlediğimde, bunun en iyi örneğini de görmüş oldum sanırım. Bu türde bir animasyon belki başka bir filmde çalışmaz. Ama bu filmin can suyu.

Black Holes: How Embarrassing To Be Human (2017)

Ritim, diyaloglar, aksak garip bir animasyon ve en önemlisi harika karakter tasarımları… Bu kadar absürtlüğün, gerçekçi ışık ve gölgelerle görüntülenmesi ise iyice ilginç hâle getiriyor her şeyi. En çok da rahatlığı ile dikkatimi çekmişti çıktığı dönemde. 

Umbra (2010)

İçinde bulunduğu dünyanın nasıl çalıştığını anlatan filmler var. Uzun metrajda sıkıcı ve çiğ oluyorlar sanki ama kısada çok iyi çalışıyor bunlar. Yani bir evren yaratılır, filmin görevi de o evrenin en önemli olayını anlatmaktır. Ya tekrar başa dönecek şekilde tüm süreci görürüz ya da o güne kadar gelmiş düzenin kırılışına şahit oluruz vs. Umbra bunu çok tatlı anlatan bir filmdi. Hatta o kadar önemliydi ki benim için, belki karşılaşmasaydık, film yapmayı bir süre erteleyebilirdim.

Fallen Art – Sztuka spadania (2004)

3D animasyonun yeni yeni popüler olduğu yıllarda üretilmiş bir film. Ben de arayış içindeyim o dönemde. Karikatür çiziyorum ancak dijital mecralara da merakım var. O dönemde karşıma çıkmıştı ve çok sevmiştim. Kısa film diye bir şey var ve aslında bunu yapabilirim diye heveslendiren bir filmdi benim için. 

More (1998)

Bu bir kısa filmdi diye formatın ve gücünün farkına vardığım ilk film olabilir. Ne zaman nerede izledim asla hatırlamıyorum. Benim için de bir yandan referans noktası oldu bu film uzun süre. Bundan daha basit olan filmler vardı ve daha karmaşık olanlar. En ideal biçim ise buydu. Elime gitar verin, arkada çalan şarkıyı eksiksiz çalarım. O kadar yerleşti içime. 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information