Bu listeyi yaparken öncelikle bir süredir kurgu dışı sinemayla uğraştığım için, bu alanda beni etkileyen filmleri düşünüyordum. Diğer taraftan ise, iklim krizi ve getirdiği nice soruyla boğuştuğumuz bu zamanlarda, sinema nasıl bir şeye dönüşebilir, bize nasıl yardım edebilir, nasıl anlamını koruyabilir gibi sorular aklımda dönüyordu. Bu yüzden de listedeki filmlerin çoğu son on seneden. Özellikle kurgu dışı sinemanın son zamanlarda çok güçlü filmler çıkardığını düşünüyorum – hem yumuşak karınlı, yaralanabilir hem de politik olanı yeni yerlerde arayan gönlü açık, gözü pek filmler.

Deniz Tortum

Anna (1975)

Yönetmen: Alberto Grifi

Anna silik siyah beyaz video görüntüsü ve cızırtılı ses kaydıyla çok sefer kafamda idealize ettiğim ’68 kuşağının hiç düşünmediğim bir portresini çiziyor. Gariplikleri, uyumsuzlukları ve hatta kötülükleri (buna yönetmenin kendi kötülüğü de dâhil) olduğu gibi göstermekten çekinmiyordu. Her belgeselde vardır ama anın biricikliğine, varoluşun ahlak dışı güzelliğine duyulan hayreti en çok hissettiğim filmlerden biriydi.

Merkez Bölge – La région centrale (1971)

Yönetmen: Michael Snow

İnsana odaklanmayan bir sinema neler yapabilir? Merkez Bölge’de her yöne otomatik olarak dönebilen bir makina ve ona bağlı bir kamera, Quebec’te bir dağın tepesinde beş gün boyunca etrafı çekiyor. Bu tepenin etrafında, herhangi bir insan izine rastlanmıyor. Ortaya çıkan film insan failliğinden, görüşünden ve zamansallığından kopmayı bir şekilde başarıyor, doğa ve makine arasında gezinen garip bir insan olmayış hâli yaratıyor.

Paris Komünü – La commune (2000) 

Yönetmen: Peter Watkins

Paris Komününü televizyon habercilerinin gözünden yaklaşık 6 saat boyunca izlediğimiz La Commune, hem tarihe büyük bir coşku ve şenlikle yaklaşıyor hem de o şenliği günümüze devrimci bir şekilde taşıyor. Tarih tekerrür etmeli, ediyor da.

All Watched Over by Machines of Loving Grace (2011)

Yönetmen: Adam Curtis

Teknolojik olan politik olandır. Adam Curtis’in tüm filmleri aynı soruya odaklanan bir büyük projenin parçası: Biz bu neoliberal dünyaya nasıl düştük? Bu filmde Silikon Vadisi’nin, dünyayı şekillendiren tekno-elitin düşüncelerinin ve ideolojisinin nereden geldiğini ve bu ideolojinin ne sonuçlar doğurduğunun peşine düşüyor. Adam Curtis ara sıra mantığı ve şiirselliği karıştırıyor, anlatısını çarpıklaştırıyor, fakat sanırım bu çarpıklık, günümüzün politik dünyasını daha görünür kılıyor.

Viola (2012)

Yönetmen: Matías Piñeiro

İzledikten sonra arkadaş edinmiş gibi hissettiğim bir filmdi. Tüm ilişkilerin temelinin arkadaşlıkta olduğunu hissettiren, arkadaşlığın cömertliğini, kırılganlığını, aşkını anlatan bir film. Arkadaşlar iyidir.

Babam ve Oğlum (2005) 

Yönetmen: Çağan Irmak

Babam ve Oğlum biraz ayrıksı dursa da, bir filmde otuzuncu dakikada ağlamaya başlayıp, bir saat ağlıyorsam, o filmin bir sihri olmalı. Babam ve Oğlum’dan öğrendiğim şey, sinematik sakillik olarak duran şeylerin (mesela küçük Deniz’in fantastik gündüz düşleri) bir yumuşak karınlılık ve yaralanabilirlik yaratması. Bunun da filmin duygusal potansiyelini açması. Mükemmel bir yapı kurmaktansa, sorunlu, sakil, naif yapılar içerisinden daha incelikli konuşabilmek iyi geliyor.

Parallel I-IV (2014)

Yönetmen: Harun Farocki

Harun Farocki her filmi bambaşka bir şekilde kafa açan bir sinemacı. Parallel I-IV, gerçekliği başka bir yerde, bilgisayar grafiklerinde ve oyunlarında arayan, bu sanal dünyaların nasıl inşa edildiğini dert edinen ve buradan yaşadığımız zamanlarla ve gerçeklik algımızla ilgili çarpıcı çıkarımlar yapan bir iş.

First Reformed (2017)

Yönetmen: Paul Schrader

Bir rahibin iklim krizi üzerinden inancını sorgulamaya başladığı First Reformed, iklim krizi üzerine yapılmış en önemli ve en açık sözlü filmlerden. Çok içten bir şekilde önemli sorularla boğuşan bir film. İnsanlığın öngörülebilir bir gelecekte bitmesi ne demek? Hayatımızı nasıl yaşamalıyız? Umudumuzu neden ve nasıl kaybetmemeliyiz? Hayatta olmanın yeni bir anlama ihtiyacı var.

Empty Metal (2018)

Yönetmen: Adam Khalil & Bayley Sweitzer

Mistik bir grup tarafından telepati yoluyla radikalize edilen hipster müzik grubunun elemanları, masum siyahları katletmiş polislerin peşine düşer. Biraz aksiyon, biraz deneysel, biraz belgesel, biraz da öğrenci filmi gibi duran Empty Metal yepyeni bir militan sinema örneği!

The Hottest August (2019)

Yönetmen: Brett Story

İklim krizinin geleceği ipotek altına alan bir tarafı var. Elimizdeki veriler ve bilgisayar simülasyonları sayesinde, bu şekilde gidersek nasıl bir dünyaya doğru ilerlediğimizi tahmin edebiliyoruz. Yönetmen Brett Story, en kötü geleceğin olasılığını biliyor olmanın getirdiği şefkatle, 2017 senesinde bir ay boyunca New York’u ve şehirde yaşayan insanları çekiyor. İklim krizi dediğimiz bu devasa bela ne, en küçük detaylara bakarak anlamaya çalışıyor: Sokaktan geçen insanlarla çene çalıyor ve etrafı son kezmişcesine kolaçan ediyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information