Advertisement
Ruben Östlund’un 2014 yılında çektiği ve kendisine Yabancı Dilde En İyi Film dalında Altın Küre kazandıran Turist - Force Majeure filmi, bir kez daha, bu kez ‘Amerikan dokunuşu’yla izleyiciye sunuluyor. Güncellenerek yeniden çevrilen birçok film gibi Yokuş Aşağı da orijinalinin hissiyatını yakalayamıyor ve ilk yapımın gölgesinde kalıyor. Filmin Jesse Armstrong (Succession) ve Jim Rash (The Way Way Back) tarafından uyarlanan senaryosu özgün versiyonundan aslında çok fazla uzaklaşmıyor. Alp Dağları’nın yerini Avusturya’nın aldığı filmde yine kayak tatiline gelen bir ailenin yaşadıkları çığ tehlikesine verdikleri tepki sonucunda birbirlerinden uzaklaşma sürecini ve görmezden geldikleri sorunların su yüzüne çıkışını izliyoruz. Yaşadıkları çığ tehlikesi karşısında Billie (Julia Louis-Dreyfus) çocuklarının başında kalarak mücadele ederken Pete (Will Ferrell) telefonunu kaptığı gibi kaçıyor. Bu yüzden, ailesinin güvenini yitiren Pete için kendisini affettirme ve aile içerisindeki eski rolünü kazanmaya çalışma dönemi başlıyor. Yönetmenliğini Nat Faxon (The Way Way Back) ve Jim Rash'in üstlendiği, dünya prömiyerini Sundance Film Festivali’nde yapan film, güncellenirken karakterlerini klişeleştiriyor ve hikayenin insanı etkisi altına alan havasına zarar veriyor. Yokuş Aşağı: Hollywood Güncellemesi İlk filmde ilişkilerinde yaşadıkları değişiklikleri gözlemlediğimiz İskandinav çift Thomas ve Ebba’nın yerini bu kez Amerikalı Pete ve Billie alıyor. Pete bu kez daha durgun bir karakter olarak karşımıza çıksa da, aynı zamanda babasını yeni kaybetmiş olarak tanıtılıyor bizlere ki bu, Pete’e anlamsız ve bencil tepkileri için bir sebep vermiş oluyor. Bu yüzden Will Ferrell’ın izlemeye alıştığımız performanslarından daha derin bir biçimde canlandırdığı Pete, daha anlaşılabilir bir karakter olarak resmediliyor. Filmin aynı zamanda yapımcılığını da üstlenen Julia Louis-Dreyfus ise daha girişken ve kontrolü elinde tutan Billie’yi canlandırırken sergilediği performansıyla öne çıkıyor ve hikayeyi renklendirerek tüm filmi etkisi altına alıyor. Yokuş Aşağı, hikaye bazında ilk filmin dışına çok fazla çıkmıyor. Hikayenin orjinalinin adımlarını izleyerek çift arasındaki patlamaya hazır gerginliği ve çiftler arasındaki tuhaf kimyayı yinelemeyi başarıyor. Film ara sıra, bu kez tesisin güvenliğinden sorumlu yetkiliyi canlandıran Kristofer Hivju’ya yer verdiği anlarda olduğu gibi orijinaline göz kırpıyor. Bir yandan da orijinalinin üstünden geçen zamanın getirdiği teknoloji, iletişim gibi alanlardaki değişiklikleri hikayeye yediriyor ve kültürel anlamda yeni bir bakış açısı kazandırmayı hedefliyor filme. Yokuş Aşağı, merkezine Amerikalı bir aileyi yerleştirirken, resepsiyon görevlisi, kayak eğitmeni gibi bazı Avrupalı karakterleri belirgin aksanları, hayata bakış açılarındaki farklılık gibi özellikleri üzerinden klişeleştiriyor ve onları abartılı bir şekilde sunuyor. Aynı zamanda güncellediği hikayesi ile orijinal filmin yakaladığı soğuk, sessiz fakat aynı zamanda yumuşak kıvamdaki havanın dengesini tutturamıyor ve özellikle bazı anlarında mizahına güvenmediğini çok belli ediyor. Filmin orijinaline kıyasla kaybettiği bana göre stiline dair en önemli özelliklerinden biri ise, müziklerin hikayeye kattığı ritm ve duygu. Ağırlıklı olarak Vivaldi’nin eserlerini kullanarak yakalanan değişik uyum ve yaratılan tarz, Yokuş Aşağı’da yerine konan yöresel müziklerle yok oluyor ve filmin bu tercihi genel anlamda takındığı, filmi sıradanlaştıran tutumunu daha da belirginleştiriyor. Filmin hikayesinde yaptığı Billie ile Pete arasında yaşanan kurtuluş sahnesinde olduğu gibi değişiklikler ve yeniden düzenlemeler yenilenmiş versiyonunu, yeni bir seviyeye taşımaktansa hikayenin anlatmak istediklerini bütün açıklığıyla ortaya döküyor ve izleyiciye hayal gücünü kullanması için herhangi bir alan tanımıyor. Yokuş Aşağı her ne kadar sempatik bir ailenin başlarına gelen bir felaket tehlikesine karşı verdikleri tepkiler…

Yazar Puanı

Puan - 45%

45%

Filmin hikâyesinde yaptığı Billie ile Pete arasında yaşanan kurtuluş sahnesinde olduğu gibi değişiklikler ve yeniden düzenlemeler yenilenmiş versiyonunu, yeni bir seviyeye taşımaktansa hikâyenin anlatmak istediklerini bütün açıklığıyla ortaya döküyor ve izleyiciye hayal gücünü kullanması için herhangi bir alan tanımıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.33 ( 4 votes)
45

Ruben Östlund’un 2014 yılında çektiği ve kendisine Yabancı Dilde En İyi Film dalında Altın Küre kazandıran Turist – Force Majeure filmi, bir kez daha, bu kez ‘Amerikan dokunuşu’yla izleyiciye sunuluyor. Güncellenerek yeniden çevrilen birçok film gibi Yokuş Aşağı da orijinalinin hissiyatını yakalayamıyor ve ilk yapımın gölgesinde kalıyor.

Filmin Jesse Armstrong (Succession) ve Jim Rash (The Way Way Back) tarafından uyarlanan senaryosu özgün versiyonundan aslında çok fazla uzaklaşmıyor. Alp Dağları’nın yerini Avusturya’nın aldığı filmde yine kayak tatiline gelen bir ailenin yaşadıkları çığ tehlikesine verdikleri tepki sonucunda birbirlerinden uzaklaşma sürecini ve görmezden geldikleri sorunların su yüzüne çıkışını izliyoruz. Yaşadıkları çığ tehlikesi karşısında Billie (Julia Louis-Dreyfus) çocuklarının başında kalarak mücadele ederken Pete (Will Ferrell) telefonunu kaptığı gibi kaçıyor. Bu yüzden, ailesinin güvenini yitiren Pete için kendisini affettirme ve aile içerisindeki eski rolünü kazanmaya çalışma dönemi başlıyor. Yönetmenliğini Nat Faxon (The Way Way Back) ve Jim Rash’in üstlendiği, dünya prömiyerini Sundance Film Festivali’nde yapan film, güncellenirken karakterlerini klişeleştiriyor ve hikayenin insanı etkisi altına alan havasına zarar veriyor.

Yokuş Aşağı: Hollywood Güncellemesi

İlk filmde ilişkilerinde yaşadıkları değişiklikleri gözlemlediğimiz İskandinav çift Thomas ve Ebba’nın yerini bu kez Amerikalı Pete ve Billie alıyor. Pete bu kez daha durgun bir karakter olarak karşımıza çıksa da, aynı zamanda babasını yeni kaybetmiş olarak tanıtılıyor bizlere ki bu, Pete’e anlamsız ve bencil tepkileri için bir sebep vermiş oluyor. Bu yüzden Will Ferrell’ın izlemeye alıştığımız performanslarından daha derin bir biçimde canlandırdığı Pete, daha anlaşılabilir bir karakter olarak resmediliyor. Filmin aynı zamanda yapımcılığını da üstlenen Julia Louis-Dreyfus ise daha girişken ve kontrolü elinde tutan Billie’yi canlandırırken sergilediği performansıyla öne çıkıyor ve hikayeyi renklendirerek tüm filmi etkisi altına alıyor. Yokuş Aşağı, hikaye bazında ilk filmin dışına çok fazla çıkmıyor. Hikayenin orjinalinin adımlarını izleyerek çift arasındaki patlamaya hazır gerginliği ve çiftler arasındaki tuhaf kimyayı yinelemeyi başarıyor. Film ara sıra, bu kez tesisin güvenliğinden sorumlu yetkiliyi canlandıran Kristofer Hivju’ya yer verdiği anlarda olduğu gibi orijinaline göz kırpıyor. Bir yandan da orijinalinin üstünden geçen zamanın getirdiği teknoloji, iletişim gibi alanlardaki değişiklikleri hikayeye yediriyor ve kültürel anlamda yeni bir bakış açısı kazandırmayı hedefliyor filme.

Yokuş Aşağı, merkezine Amerikalı bir aileyi yerleştirirken, resepsiyon görevlisi, kayak eğitmeni gibi bazı Avrupalı karakterleri belirgin aksanları, hayata bakış açılarındaki farklılık gibi özellikleri üzerinden klişeleştiriyor ve onları abartılı bir şekilde sunuyor. Aynı zamanda güncellediği hikayesi ile orijinal filmin yakaladığı soğuk, sessiz fakat aynı zamanda yumuşak kıvamdaki havanın dengesini tutturamıyor ve özellikle bazı anlarında mizahına güvenmediğini çok belli ediyor. Filmin orijinaline kıyasla kaybettiği bana göre stiline dair en önemli özelliklerinden biri ise, müziklerin hikayeye kattığı ritm ve duygu. Ağırlıklı olarak Vivaldi’nin eserlerini kullanarak yakalanan değişik uyum ve yaratılan tarz, Yokuş Aşağı’da yerine konan yöresel müziklerle yok oluyor ve filmin bu tercihi genel anlamda takındığı, filmi sıradanlaştıran tutumunu daha da belirginleştiriyor. Filmin hikayesinde yaptığı Billie ile Pete arasında yaşanan kurtuluş sahnesinde olduğu gibi değişiklikler ve yeniden düzenlemeler yenilenmiş versiyonunu, yeni bir seviyeye taşımaktansa hikayenin anlatmak istediklerini bütün açıklığıyla ortaya döküyor ve izleyiciye hayal gücünü kullanması için herhangi bir alan tanımıyor. Yokuş Aşağı her ne kadar sempatik bir ailenin başlarına gelen bir felaket tehlikesine karşı verdikleri tepkiler üzerinden aralarındaki ilişkiyi incelemeyi izleyicisinin dikkatini çekecek bir şekilde başarsa da, ilk filmi özel kılan ve öne çıkaran her şeyi yitiriyor.

Sıradan bir aileyi ve güven ilişkilerinin aile kavramı için önemini inceleyen film, izleyicisine keyifli zaman sunuyor ancak, oyuncularının başarılı performanslarına, son sahnesine eklediği farklı yaklaşımla olduğu gibi, hikayeye getirdiği yeniliklere rağmen orjinal hikayenin zekasının ve öne çıkan tarzının gölgesi altında kalıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information