90'lar komedi klasiği Dumb and Dumber'a 2014'te bir devam filmi çekmiş bir yönetmenin yeni filmini ödül sezonu açısından en kadar ciddiye alabiliriz? Onlarcasını izlemiş olmamız sebebiyle bir beyaz ve bir Afro-Amerikalının sürtüşmeli başlayan hikâyesinin hümanist bir şekle evrildiği bir anlatıyı ne kadar dokunaklı bulabiliriz? Sinema filmlerine dair, bunlar gibi sayısız ön yargımız var ve içinde yaşadığımız bilgi çağı, bir filmi görmeden önce ona karşı olumlu ya da olumsuz birçok fikir ve duygu geliştirmemizin önünü açıyor. Oscar yarışı açısından önemli göstergelerden olduğu önceki yıllardan kanıtlanmış Toronto Film Festivali Seyirci Ödülü'nü almış Green Book için de yukarıdakiler türünden fikirlere sahip olmamız için tüm şartlar müsait. Altın çağını 90'larda yaşamış bir komedi sineması anlayışının temsilcisi olarak değerlendirebileceğimiz Peter Farrelly'nin yönettiği Green Book, İtalyan kökenli bir beyazın, siyahi bir müzisyene çıkacağı turnede şoförlük yapmasını kabul etmesiyle gelişen olayları anlatan bir yol filmi aslında. Böylesi bir hikâye kurulumunun kulağa son derece klişe geldiği şüphesiz. Yönetmen Farrelly de bu durumun son derece farkında ve filmin her anında bu klişeleri, klişe hâline getirmiş gerçekliklere odaklanarak işlevsel hâle getiriyor. Green Book: Klişeler Güzeldir Filme adını veren "Yeşil Rehber" ırkçılığın son derece yoğun hissedildiği 1960'larda Amerika Birleşik Devletleri'nin güneyine seyahat etmek isteyen Afro-Amerikanlar için hazırlanmış bir kitapçık aslında. Bu kitapçıkta, bu kişilerin kalmasının daha uygun olacağı oteller ve daha güvenli yollar gibi bilgiler yer alıyor. Bu rehber, filme Viggo Mortensen'in canlandırdığı bar fedaisi Tony Lip'in çalıştığı mekân tadilata girdiği süre zarfında, Mahershala Ali tarafından hayat verilen Afro-Amerikalı müzisyen Dr. Don Shirley'nin şoförlüğünü yapacağı turnenin başlangıcında giriyor. Shirley'nin plak şirketinden görevliler, turne esnasında ortaya çıkabilecek olası sorunları başlamadan engellemek adına Tony'ye bu kitapçığı veriyorlar. Bu kitap filme adını vermenin de ötesinde, o dönem Amerika'nın gündelik hayatında kendini yoğun bir şekilde hissettiren ırkçılık konusunun da fiziksel yansıması olarak işlev görüyor. Yani mevcut şartlar altında böyle bir kitapçığın hazırlanmasına ihtiyaç duyulduğu vurgulanıyor bu şekilde. Ama bu noktada, filmin en başından beri yönetmen Peter Farrelly'nin bu sosyo-politik durumu zarif bir şekilde perdeye yansıttığını söylemekte fayda var. Zira bu tercih sebebiyle film "Ameika'da o dönemde ciddi ırkçılık problemleri vardı." minvalinde kaba bir cümle kurmuyor, yaşananları birkaç sahneyle seyirciye geçirerek mevcut durumun temelini atmış oluyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde ırkçılığın, en kaba özetle, beyazların kendilerini siyahilerden daha üstün görmeleri üzerinden şekillendiğini biliyoruz. Green Book'tan hareketle örneklendirecek olursak; Tony, evine gelen siyahi polislerin kullandığı bardakları çöpe atacak kadar olumsuz fikirler geliştirmiş bir beyaz. Lakin, Tony ve ailesi geçimini kıt kanaat sağlayan, işçi sınıfı mensubu İtalya göçmenleri de aynı zamanda. Yani kendisini siyahi birinden üstün görebilmesi, sadece öğrenilmiş bir durum ve bununla Dr. Don Shirley'le görüşmek üzerine evine gittiğinde yüzleşmek durumunda kalıyor. Zira, kendininkiyle karşılaştırdığında son derece lüks bir hayatla karşılaşıyor bu evde. Shirley, onu tahtı andıran bir koltukta karşılıyor ve evin her yeri son derece pahalı olduğu anlaşılan eşyalarla dolu. Sadece ten rengi sebebiyle, bir kısım insan tarafından ikinci sınıf görülmesine rağmen, kendi sınırları içerisinde lüks bir hayat yaşadığına şahit oluyoruz Don Shirley'nin. Yani Green Book, daha karakter kurulumu aşamasında ırkçılıkla ilgili genel algıyı kıran, söylemini bunun üzerine kuran bir hikâye anlatıyor. Tony, sorunları halletmek adına fiziksel şiddete yönelmekten çekinmeyen…

Yazar Puanı

Puan - 70%

70%

Green Book, İtalyan kökenli bir beyazın, siyahi bir müzisyene çıkacağı turnede şoförlük yapmasını kabul etmesiyle gelişen olayları anlatan bir yol filmi aslında. Böylesi bir hikâye kurulumunun kulağa son derece klişe geldiği şüphesiz. Yönetmen Farrelly de bu durumun son derece farkında ve filmin her anında bu klişeleri, klişe hâline getirmiş gerçekliklere odaklanarak işlevsel hâle getiriyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
70

90’lar komedi klasiği Dumb and Dumber’a 2014’te bir devam filmi çekmiş bir yönetmenin yeni filmini ödül sezonu açısından en kadar ciddiye alabiliriz? Onlarcasını izlemiş olmamız sebebiyle bir beyaz ve bir Afro-Amerikalının sürtüşmeli başlayan hikâyesinin hümanist bir şekle evrildiği bir anlatıyı ne kadar dokunaklı bulabiliriz? Sinema filmlerine dair, bunlar gibi sayısız ön yargımız var ve içinde yaşadığımız bilgi çağı, bir filmi görmeden önce ona karşı olumlu ya da olumsuz birçok fikir ve duygu geliştirmemizin önünü açıyor. Oscar yarışı açısından önemli göstergelerden olduğu önceki yıllardan kanıtlanmış Toronto Film Festivali Seyirci Ödülü’nü almış Green Book için de yukarıdakiler türünden fikirlere sahip olmamız için tüm şartlar müsait. Altın çağını 90’larda yaşamış bir komedi sineması anlayışının temsilcisi olarak değerlendirebileceğimiz Peter Farrelly’nin yönettiği Green Book, İtalyan kökenli bir beyazın, siyahi bir müzisyene çıkacağı turnede şoförlük yapmasını kabul etmesiyle gelişen olayları anlatan bir yol filmi aslında. Böylesi bir hikâye kurulumunun kulağa son derece klişe geldiği şüphesiz. Yönetmen Farrelly de bu durumun son derece farkında ve filmin her anında bu klişeleri, klişe hâline getirmiş gerçekliklere odaklanarak işlevsel hâle getiriyor.

Green Book: Klişeler Güzeldir

Filme adını veren “Yeşil Rehber” ırkçılığın son derece yoğun hissedildiği 1960’larda Amerika Birleşik Devletleri’nin güneyine seyahat etmek isteyen Afro-Amerikanlar için hazırlanmış bir kitapçık aslında. Bu kitapçıkta, bu kişilerin kalmasının daha uygun olacağı oteller ve daha güvenli yollar gibi bilgiler yer alıyor. Bu rehber, filme Viggo Mortensen’in canlandırdığı bar fedaisi Tony Lip’in çalıştığı mekân tadilata girdiği süre zarfında, Mahershala Ali tarafından hayat verilen Afro-Amerikalı müzisyen Dr. Don Shirley’nin şoförlüğünü yapacağı turnenin başlangıcında giriyor. Shirley’nin plak şirketinden görevliler, turne esnasında ortaya çıkabilecek olası sorunları başlamadan engellemek adına Tony’ye bu kitapçığı veriyorlar. Bu kitap filme adını vermenin de ötesinde, o dönem Amerika’nın gündelik hayatında kendini yoğun bir şekilde hissettiren ırkçılık konusunun da fiziksel yansıması olarak işlev görüyor. Yani mevcut şartlar altında böyle bir kitapçığın hazırlanmasına ihtiyaç duyulduğu vurgulanıyor bu şekilde. Ama bu noktada, filmin en başından beri yönetmen Peter Farrelly’nin bu sosyo-politik durumu zarif bir şekilde perdeye yansıttığını söylemekte fayda var. Zira bu tercih sebebiyle film “Ameika’da o dönemde ciddi ırkçılık problemleri vardı.” minvalinde kaba bir cümle kurmuyor, yaşananları birkaç sahneyle seyirciye geçirerek mevcut durumun temelini atmış oluyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nde ırkçılığın, en kaba özetle, beyazların kendilerini siyahilerden daha üstün görmeleri üzerinden şekillendiğini biliyoruz. Green Book’tan hareketle örneklendirecek olursak; Tony, evine gelen siyahi polislerin kullandığı bardakları çöpe atacak kadar olumsuz fikirler geliştirmiş bir beyaz. Lakin, Tony ve ailesi geçimini kıt kanaat sağlayan, işçi sınıfı mensubu İtalya göçmenleri de aynı zamanda. Yani kendisini siyahi birinden üstün görebilmesi, sadece öğrenilmiş bir durum ve bununla Dr. Don Shirley’le görüşmek üzerine evine gittiğinde yüzleşmek durumunda kalıyor. Zira, kendininkiyle karşılaştırdığında son derece lüks bir hayatla karşılaşıyor bu evde. Shirley, onu tahtı andıran bir koltukta karşılıyor ve evin her yeri son derece pahalı olduğu anlaşılan eşyalarla dolu. Sadece ten rengi sebebiyle, bir kısım insan tarafından ikinci sınıf görülmesine rağmen, kendi sınırları içerisinde lüks bir hayat yaşadığına şahit oluyoruz Don Shirley’nin. Yani Green Book, daha karakter kurulumu aşamasında ırkçılıkla ilgili genel algıyı kıran, söylemini bunun üzerine kuran bir hikâye anlatıyor.

Tony, sorunları halletmek adına fiziksel şiddete yönelmekten çekinmeyen sert mizaçlı bir karakter. Don Shirley ise entelektüel birikimi oldukça güçlü olan başarılı bir piyanist. Buradan hareketle söyleyebiliriz ki, Green Book iki karakterini insan doğasının iki uzak uzuna yerleştiriyor ve aradaki mesafeyi ırkçılık gibi öğrenilmiş bir kavramla dolduruyor. Fakat bu ikilinin arasındaki farklar, sadece ten renkleri ve karakter yapıları değil; aralarında sınıfsal bir fark da var. İşte Green Book’un klişelerini zarifçe lehine kullanıyor oluşu, kendini en çok burada gösteriyor. Hikâye akıp turne devam ettikçe, ikilinin arasındaki iletişim güçleniyor. Ama bu, sadece Tony’nin siyahlara karşı o zamana kadar takındığı nefret dolu tavrın yanlışlığıyla yüzleşmesiyle şekillenmiyor Green Book’ta. Aralarına sınıfsal farklılık da yerleştirilen bu iki karakteri ayıran mesafenin kısalması, sınıf ayrımı farkındalığının tetiklemesiyle oluyor. Sistem Tony’i bir işçi sınıf mensubu olarak dışarıda bırakırken, her ne kadar iyi bir müzisyen de olsa Don Shirley’e aynısını ten rengi üzerinden yapıyor.

Son kertede, bu klişe yumağı görünümündeki anlatının doğru noktalar üzerinden şekillendirilmesiyle ulaşabileceği başarı seviyesinin bir kanıtı olarak tanımlayabileceğimiz Green Book’un ödül sezonunun öne çıkan filmlerinden biri olabileceğini öngörmek fazla zor değil. Zira bu kulvarda başarılı olabilmek adına her şeye sahip: Viggo Mortensen ve Mahershala Ali’nin başarılı oyunculuk performansları, herkesin empati kurabileceği bir anlatı yapısı, matematiği çok dengeli düşünülmüş bir senaryo, gösterişsiz ama filmin hakkını veren bir yönetim ve belki de en önemlisi klişelerin işlevsel kullanımı. Tüm bunların birleşimi Green Book, seyirciyi çok doğru yerlerden yakalayan ama bunları kanırtmak yerine hikâyesini bu noktalar üzerinden kibarca şekillendiren hem dokunaklı hem de eğlenceli bir seyirlik.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi