5224 sayılı Sinema Filmlerinin Desteklenmesi ve Sınıflandırılması isimli yasada yapılmak istenen değişikliklerin kabul edilmesiyle birlikte sosyal medyada ciddi bir tartışma ateşlendi. Öncesinde daha ziyade, ülkenin büyük yapımcıları ve Türkiye’deki salonlarının büyük bir çoğunluğunu elinde bulunduran CGV Mars Entertainment Group arasında süregelen “mısır tartışması“yla ilişkilendirilerek konuşulan bu yeni sinema yasası kabul edildi, kanunun sansürle ilişki boyutu da yeniden gün yüzüne çıktı.

Sansürün Kurumsallaşması

Tartışmalar esnasında sıklıkla tekrar edilen ifadelerden biri, yeni kanunun mevcut duruma herhangi bir değişiklik getirmediği. Mevcut durumda, ilgili kurulların uygun görmediği filmlerin ticari gösterime sokulmasının engellenmesine Lars von Trier imzalı Nymphomaniac filminin tabi tutulduğu uygulamalarından aşinayız. Lakin yeni yasanın uygun görülmeyen filmlerin ticari dolaşıma ve gösterime sokulmaması ibaresini hâlâ kapsıyor oluşu, kendi içinde son derece sorunlu bir durum. Yeni yasayla yapılan değişikliklere rağmen mevcut durumda tartışılan ve büyük bir çoğunlukça karşı çıkılan bir kuralın aynı şekilde koruyor oluşu, iktidarın istemediği filmlerin gösterime sokulmaması durumunu daha da kemikleşmiş hâle getirecek. Yani daha net bir biçimde ifade etmek gerekirse, sinemada filmler öncesinde gösterilebilecek reklam sürelerinin sınırlaması gibi sebeplerle ilk bakışta pozitif hava yaratan bu yeni düzenleme, sinema filmleri üzerinde uygulanan sansür uygulamasını onayan, olumlayan, onu daha da kurumsal hâle getiren bir konuma sokuyor.

Yeni düzenlemeyi “Değerlendirme ve sınıflandırma sonucunda uygun bulunmayan filmler, ticari dolaşıma ve gösterime sunulamaz.” cümlesi üzerinden değerlendirdiğimizde karşımıza çıkan durumla sansürün iyiden iyiye kanuni bir zemine oturduğunu söyleyebiliyoruz. Fakat yeni düzenlemenin ortaya çıkarması muhtemel sorunlar bununla da sınırlı değil. Yasanın önceki hâlinde, “istenilen gerekli düzenlemeleri yapan” ifadesi üzerinden; sinemacılara işaret edilen sahnelerin çıkartılması hâlinde -yani bir tür otosansür uygulaması yapılarak- gösterime sokulabileceği konusunda bir açık kapı bırakılıyordu. Kazım Öz’ün Zer filmi örneğinde yaşanan bu türden uygulamaların önü, yeni düzenlemeyle birlikte tamamen kapanıyor. Yani ilgili kurulun, herhangi bir filmi ticari dolaşıma ve gösterime uygun bulmaması, doğrudan filmin yasaklanması anlamına gelecek artık.

Öte yandan sinema yasasının önceki hâli, 2004’te yürürlüğe girmişti; yani mevcut rejimin iktidarı tek başına eline alışının ilk yıllarında. Bu dönemde AKP hükümetinin kitleleri “değiştiğine” ikna etmek adına, toplumun tüm kesimlerini kapsayacak düzenlemeler yapma amacı güttüğünü ve faaliyetlerini bu doğrultuda hatırlamak gerek. Bugün, yani mevcut yönetimin toplumun kendine yakın görmediği kesimleri üzerindeki baskının her anlamda artmakta olduğu dönemde, sinemacıların kimi haklarını elinden alarak çıkartılan yeni yasanın etkisiyle, ilgili kurulların yetkilerini daha hoyrat bir şekilde kullanabileceğini öngörmek çok da zor değil.

Düzenlemenin festival gösterimlerini kapsayan kısmı ise ayrıca ilgi çekici. Yeni kanunda şöyle bir ifade yer alıyor: “Değerlendirmesi ve sınıflandırması yapılmamış olan sinema filmleri, festival, özel gösterim ve benzeri kültürel ve sanatsal etkinliklerde ancak 18+ işareti ile gösterilir.” Bu, kurulca yasaklama ihtimali olan filmlerin yapımcısı ya da dağıtımcılarının eseri tamamen yasaklanmaktansa, festivallerde -filmin içeriğinden bağımsız olarak- 18+ ibaresiyle göstermeyi tercih edebilecek olmaları anlamına geliyor. Burada da konu, “uygun bulunmayan” ifadesine takılıyor yeniden. Söz konusunun bir kanun metni olduğunu düşünürsek, bu minvaldeki muğlak ifadelerin iktidarın tercihleri doğrultusunda pratiğe dökülmesi son derece olası. Geçmişte çeşitli güvenlik ve yerel yönetim kurumlarınca LGBTI+ filmlerinin gösterimlerinin engellendiğini biliyoruz. Bu bağlamda şayet kurul, iktidarın idealleriyle çelişen -ya da bunu bir adım öteye götürürsek- iktidarın isteklerine hizmet etmeyen herhangi bir yapımı “uygun olmadığı” gerekçesiyle yasaklayabilir durumda artık. Ve eğer bir film bu damgayı yediyse, herhangi bir gösterimde sinemaseverlerle buluşamayabilir. Bu da yapımcıların, dağıtımcıların ve ithalatçıların önünde “ya festival, ya da riski göze alabiliyorsanız vizyon” gibi bir ayrım çıkıyor. Bu da bağımsız ya da sanatsal kaygılar güden filmlerin sinema sistemi tarafından iyiden iyiye ötekileştirmesi ve festival düzenlemeyen şehirlerde bu filmlerin yasal bir şekilde sinemaseverlerle buluşamayacağı anlamına gelecek bir bakıma. Bu risk özellikle iktidarın “genel ahlakla aykırı” olarak niteleyeceği ya da muhalif bir tutum sergileyen filmler için geçerli.

Toparlamak gerekirse, geçmişte gerek kanuni gerekse de Eser İşletim Belgesi gibi farklı yöntemlerle Bakur, Yeryüzü Aşkın Oluncaya Dek gibi birçok filmin gösteriminin engellenmesine şahit olduk son dönemde. Yeni sinema yasasının kabulüyle birlikte bu mekanizma daha da kolay işletilebilir hâle gelebilir. Ve bu sinemadan hangi topluluğun daha çok kazanç elde edeceğinden çok daha önemli bir konu. Çünkü bu, doğrudan sanatsal ve bireysel özgürlükle ilgili.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi