Bugün “Amerikan sinemasının yaşayan en büyük yönetmeni” unvanı pek çok sinemacı, eleştirmen,  sinemasever tarafından pek tereddüt edilmeden Martin Scorsese’ye yakıştırılacaktır. Kısa filmlerini bir kenara koyarsak, 1967 yılından bu yana içinde olduğu sinema dünyasında hem Hollywood içinde prodüktörlerin, büyük yıldızların gözünde hem eleştirmenler ve sinemaseverlerin nezdinde sahip olduğu dokunulmaz, büyük yönetmen konumunu, bu kadar uzun süre içerisinde kariyerinde ciddi düşüşler yaşamamasına borçlu. Çağdaşı olan çoğu yönetmen ya ciddi düşüşler yaşayıp sinemadan uzaklaşır (Francis Ford Coppola) ya da eskiden sahip olduğu sihrini yavaş yavaş kaybederken (Steven Spielberg), Martin Scorsese filmografisinde zaaf bulmak için ciddi bir çaba harcamak gerekiyor. Kariyeri bu kadar uzun süren, üretken bir yönetmenin hayranlık uyandırmaması zor bir durum. Kariyeri boyunca belirli bir standardı hep tutturmasının yanında kendi mührünü taşıyan benzer temaları ve dokunuşları istikrarlı olarak filmlerinde görebildiğimiz bir yönetmen Scorsese. Erkeklik, şiddet, inanç, suç temaları Scorsese’nin sıklıkla filmlerini etrafında ördüğü temalar. Mean Streets’ten bu yana filmlerini bu temaların – ağırlıkları değişse de – şekillendirdiğini gördük.

Fakat Scorsese’nin bütün bu temalardan uzakta, belki de bu yüzden eleştirmenlerin ya da sinemaseverlerin Scorsese filmografisinde oluşturdukları hiyerarşide geri planda kalan bir filmi de mevcut. “Scorsese filmi” dendiğinde seyircinin zihninde canlanan imgelerden olabildiğince uzakta bir film Masumiyet Yaşı – The Age of Innocence. Edith Wharton’ın romanından uyarlanan film, mafya içi çatışmalardan, sürekli tehlike barındıran tekinsiz ve karanlık New York sokaklarından ya da – özellikle Katoliklik dâhilinde – karakterlerin çalkantılı ve sallantıda olan inanç dünyaları film üzerine düşünmede anahtar temaları oluşturmuyor.

The Age of Innocence, 19. yüzyılın sonlarında New York burjuvazisinin gösterişli ve nefes almaya imkân vermeyecek kadar kapalı dünyasına dâhil ediyor izleyiciyi. Onur, şeref, aile, dostluk adı altında kişiyi edilgenleştiren, ritüellerin ve geleneklerin herkesin üstünde Demokles’in kılıcı gibi sallandığı ve hiç kimsenin kafasını kaldırmasına izin vermediği bir dünya bu. Bir kez sınırları ihlal ettiğinde geri dönmenin ve kabul görmenin imkânsız olduğu bir topluluk. Ellen Olenska, o sınırların belki de en önemlisini ihlal etmiş; kocasını terk etmiş, aile kurumunu bozmuş. Newland ise alışık olduğumuz Scorsese erkeklerinden farklı; kendi kurallarını koyma, ona dayatılana isyan etme konusunda daha çekingen, sosyetenin Ellen’a karşı tavrını haksız bulsa da içine dâhil olduğu toplulukla mücadele edemiyor, gelenek ve ritüeller deli gömleği gibi elini kolunu bağlamış durumda. Ellen, deli gömleğinden kurtulma konusunda daha başarılı; ilgisizliğinden ve sadakatsizliğinden bunaldığı kocasını terk edecek, onun için düzenlenen yemeğe geç kalacak ve “sonradan görme” olması sebebiyle dışlanan Julius Beaufort ile vakit geçirecek kadar pervasız. “Soylu” ve “değerli” insanlardan kabul görmek de çok umurunda değil gibi görünüyor, sadece özgür olmak istiyor. Bu istek ve tavır, “soylu” insanlara yapılabilecek en ağır hakaret. “Soyluların” ise buna cevabı aynı ağırlıkta oluyor; nezaket maskesinin arkasına gizlenmiş acımasız bir dışlama. Üstündeki deli gömleğini atmak isteyen fakat bir türlü bunu beceremeyen Newland’ın, soyluların kokuşmuş geleneklerinden bıkıp özgürlüğünün peşinde koşan Ellen’a aşık olduğunu tahmin etmek zor değil. Fakat Newland, bu muhafazakâr toplumun camdan fanusunda büyümüş, gözünde masumiyetin timsali olan Ellen’ın kuzeni May ile nişanlı. May, Newland’ın üzerindeki deli gömleğini bir kat daha sıkıyor, nefes almasını iyice zorlaştırıyor. Gösterişli ve varlıklı bir yaşamın içinde muhafazakâr ahlak anlayışı, bir mengene misali Newland ve Ellen’ın boynunu sıkıyor. Bu incelikli aşkın izleyici de yaşattığı sıkışmışlık içine kapalı Amerikan burjuvasının boğucu havasından kaynaklanıyor.

The Age of Innocence: Gösterişli ve Sıkışık

Scorsese mekân ve kadraj kullanımında bu sıkışmışlık etkisini kuvvetlendirecek tercihlerde bulunuyor. Harikulade bir sanat yönetimi ile Scorsese 19. yüzyıl New York üst sınıfının dünyasını ekrana yansıtıyor. Şatafat ve gösterişin kadrajın her yanını kapladığı, kameranın bazen karakterlerden uzaklaşıp sadece bu gösterişli dünyaya odaklandığını görüyoruz. Porselen yemek takımları, devasa büyüklükte tablolar, zarif kıyafetler, şık mobilyalar… Film üst sınıfın sahip olduğu tüm ayrıcalığı ve gösterişi sergilemekte çekinmiyor. Fakat bu gösterişin aynı zamanda boğucu bir etkisi var. Her şey çok sıkışık. Her nesne birbirine çok yakın, nefes alacak alan bırakmayacak derecede. Binaların odaları büyük ve devasa mobilyalarla ve eşyalarla dolu durumda, aynı zamanda birbirine sıkı sıkıya bağlı olan ve bireyin yalnız kalmasına pek müsaade etmeyen ve neredeyse bir komün gibi sürekli birlikte yaşayan bu topluluk bu sıkışmışlığı kuvvetlendiriyor. Evlerin duvarlarının her yanı ise tablolarla dolu, birbirine neredeyse bitişik duvarı görmenizi engelleyecek sayıda fazla sayıda tablo her nesnenin üstüne geldiği hissini yaratıyor izleyicide. Devasa yemek masaları neredeyse misafirin kolunu dahi masaya koymasına müsaade etmeyecek kalabalıkta. Tüm filmde sanki kolunuzu bir eşyaya çarpıp kıracakmışsınız hissinden kurtulmak mümkün değil. Mekân kullanımında ki bu gösteriş ve sıkışıklık hissi, kuşkusuz anlatının uyandırdığı duyguyu kuvvetlendiriyor.

Newland, özgürlüğünün peşinde, geleneklerin boyunduruğu altında olmak istemeyen Ellen ve geleneğe bağlı, yaşadığı fanusun ötesini görmeyen, görmek de istemeyen May arasında sıkışıp kalır. Bir süre sonra Ellen için tüm gemileri yakmaya karar verir fakat bu hareket Ellen’ın Newland’da bulduğu masumiyeti kirletecektir. The Age of Innocence’de hiç gerçekleşmemiş bir yasak aşkı izleriz. Belki de bütün bunlar yüzünden Scorsese, “en şiddet dolu filmim” demiştir bu aşk hikâyesi için. Geleneğin, mensubu olduğu sınıfın, ritüellerin, toplumun, asla çözüme kavuşamayan açmazların içinde kaybolup giden bir aşkı anlattığı için.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi