The Last Farm (2004) adlı kısasıyla Oscar’da boy gösteren, Volkan - Eldfjal adlı uzun metrajıyla Cannes’da Altın Kamera adaylığı elde eden yönetmen Rúnar Rúnarsson’un son filmi Yankılar - Bergmál, günümüz İzlanda toplumunun bir gününü 56 parçaya bölerek anlatıyor. Böylesine birbirinden bağımsız parçalara ayrılmış anlatı yapılarının aslında büyük bir risk taşıdığını, altından kalkmak için başarılı bir kurguya ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Neyse ki Rúnar Rúnarsson’un kurgu konusunda güvendiği isim Kare - The Square, Turist - Force Majeure gibi filmlerin de kurgucusu olan Jacob Secher Schulsinger. İzleyici olarak, her ne kadar parçalar arasında bir bağ kurmak istesek de bunun gibi klasik anlatıyı izlemeyen filmlerde sahneler arasında doğrudan bir bağ kurulmadığını biliriz; çoğunlukla sahneler arasında tema üzerinden bir birliktelik yakalanır. Schulsinger’in başarısı, böylesine birbirinden bağımsız sahneleri birleştirirken, geçişlerde müthiş bir uyum yakalaması, kesme yaptığını bile hissettirmemesi. Schulsinger, sahneler arasında duygu yoğunluğu ve ritim farkları bulunmasına rağmen hepsini bir arada tutacak bir denge yaratıyor. Filmin kurgusu, ‘’iyi kurgu nasıl olmalı?’’ sorusunun adete bir cevabı niteliğinde. Yankılar: Bir Toplumun Ruh Hâlini Anlatan 56 Parça Yankılar, anlatıya olan yaklaşımı nedeniyle muhakkak akıllara Roy Andersson'ın filmlerini getirecektir. Zira sabit kamera kullanımı ve çeşitli kısa parçalardan oluşan senaryo, Andersson’ın filmlerinde de mevcut. Ancak Yankılar, aslında daha çok gerçeğe, gündelik hayatta yer alan "sıradan" anlara odaklanıyor; Andersson gibi ironi ve mizaha fazla başvurmuyor. Her iki yönetmenin de ait olduğu sinema kültürü ve coğrafyası benzese de bu temel fark, filmde çok keskin şekilde hissediliyor. Noel gecesinden hemen önce günümüz İzlanda’sında geçen filmin birbirinden bağımsız sahneleri, kısa ama dokunaklı anlardan oluşuyor. Bir uyuşturucu bağımlısına yardım etmeye çalışan iki hemşire, annesi ve babası kavga ediyor diye acili arayıp yardım isteyen bir çocuk, ilk kez sanal gerçeklik deneyimini yaşayan yaşlı bir kadın, tek başına noel yemeği yiyen bir adam, yeni yıla yaklaşırken doğum yapan bir kadın; aslında herhangi bir filmde son derece zorlama ve yapay duracak sahneler, Yankılar’ın kendine has gerçekçi tonu sayesinde kesinlikle sırıtmıyor. Film, sahnede gördüğümüz herhangi bir karaktere - onlara karakter diyebilirsek-, odaklanmıyor ve izlediğimiz hiçbir sahne, doğrudan birbirine bağlanmıyor. İzlediğimiz bu 56 an, daha çok imgesel olarak birbirine bağlanıyor. Örneğin tabuta yerleştirilmiş ölü bir çocuğun görüntüsünü solaryum haznesine uzanmış bir adam görüntüsü izliyor. Film bu anlatı yapısıyla - isminden de anlaşılacağı gibi - İzlanda toplumunun sosyal, ekonomik, politik durumunun gündelik yaşamdaki yansımalarını sunuyor. Yankılar, tek bir açıya kilitlenmiş sabit kamerasıyla her ne kadar bizi yalnızca "izleyici" konumuna oturtsa da; anlatının karakterler yerine topluluğa, insanların birlikte nasıl yaşadıklarına odaklanması nedeniyle, bireysellikten çok kolektif duyguya, bir toplumun parçası olduğumuza vurgu yapıyor. Yankılar’ı izlerken kendimizi sadece sahnedeki âna bırakmamız gerekiyor. Çünkü aslında Rúnarsson’un filmi parça parça bir seyir sunsa da ancak toplu bir şekilde ele alındığı zaman bir anlama ulaşıyor. Bu nedenle de seyircinin biraz sabırlı olmasını, beklentilerini ve alıştığı kurgusal anlatıyı bir kenara bırakmasını talep ediyor. Finale doğru anlıyoruz ki bu film, İzlanda’daki gelir dağılımı farkını, insanların birbirlerine olan ihtiyacını, ülkenin genel ruh hâlini, küçük, sıradan anların içinden görmemizi sağlıyor.

Yazar Puanı

Puan - 60%

60%

Yankılar parça parça bir seyir sunsa da ancak toplu bir şekilde ele alındığı zaman bir anlama ulaşıyor. Bu nedenle de seyircinin biraz sabırlı olmasını, beklentilerini ve alıştığı kurgusal anlatıyı bir kenara bırakmasını talep ediyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
60

The Last Farm (2004) adlı kısasıyla Oscar’da boy gösteren, Volkan – Eldfjal adlı uzun metrajıyla Cannes’da Altın Kamera adaylığı elde eden yönetmen Rúnar Rúnarsson’un son filmi Yankılar – Bergmál, günümüz İzlanda toplumunun bir gününü 56 parçaya bölerek anlatıyor. Böylesine birbirinden bağımsız parçalara ayrılmış anlatı yapılarının aslında büyük bir risk taşıdığını, altından kalkmak için başarılı bir kurguya ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Neyse ki Rúnar Rúnarsson’un kurgu konusunda güvendiği isim Kare – The Square, Turist – Force Majeure gibi filmlerin de kurgucusu olan Jacob Secher Schulsinger. İzleyici olarak, her ne kadar parçalar arasında bir bağ kurmak istesek de bunun gibi klasik anlatıyı izlemeyen filmlerde sahneler arasında doğrudan bir bağ kurulmadığını biliriz; çoğunlukla sahneler arasında tema üzerinden bir birliktelik yakalanır. Schulsinger’in başarısı, böylesine birbirinden bağımsız sahneleri birleştirirken, geçişlerde müthiş bir uyum yakalaması, kesme yaptığını bile hissettirmemesi. Schulsinger, sahneler arasında duygu yoğunluğu ve ritim farkları bulunmasına rağmen hepsini bir arada tutacak bir denge yaratıyor. Filmin kurgusu, ‘’iyi kurgu nasıl olmalı?’’ sorusunun adete bir cevabı niteliğinde.

Yankılar: Bir Toplumun Ruh Hâlini Anlatan 56 Parça

Yankılar, anlatıya olan yaklaşımı nedeniyle muhakkak akıllara Roy Andersson‘ın filmlerini getirecektir. Zira sabit kamera kullanımı ve çeşitli kısa parçalardan oluşan senaryo, Andersson’ın filmlerinde de mevcut. Ancak Yankılar, aslında daha çok gerçeğe, gündelik hayatta yer alan “sıradan” anlara odaklanıyor; Andersson gibi ironi ve mizaha fazla başvurmuyor. Her iki yönetmenin de ait olduğu sinema kültürü ve coğrafyası benzese de bu temel fark, filmde çok keskin şekilde hissediliyor.

Noel gecesinden hemen önce günümüz İzlanda’sında geçen filmin birbirinden bağımsız sahneleri, kısa ama dokunaklı anlardan oluşuyor. Bir uyuşturucu bağımlısına yardım etmeye çalışan iki hemşire, annesi ve babası kavga ediyor diye acili arayıp yardım isteyen bir çocuk, ilk kez sanal gerçeklik deneyimini yaşayan yaşlı bir kadın, tek başına noel yemeği yiyen bir adam, yeni yıla yaklaşırken doğum yapan bir kadın; aslında herhangi bir filmde son derece zorlama ve yapay duracak sahneler, Yankılar’ın kendine has gerçekçi tonu sayesinde kesinlikle sırıtmıyor.

Film, sahnede gördüğümüz herhangi bir karaktere – onlara karakter diyebilirsek-, odaklanmıyor ve izlediğimiz hiçbir sahne, doğrudan birbirine bağlanmıyor. İzlediğimiz bu 56 an, daha çok imgesel olarak birbirine bağlanıyor. Örneğin tabuta yerleştirilmiş ölü bir çocuğun görüntüsünü solaryum haznesine uzanmış bir adam görüntüsü izliyor. Film bu anlatı yapısıyla – isminden de anlaşılacağı gibi – İzlanda toplumunun sosyal, ekonomik, politik durumunun gündelik yaşamdaki yansımalarını sunuyor. Yankılar, tek bir açıya kilitlenmiş sabit kamerasıyla her ne kadar bizi yalnızca “izleyici” konumuna oturtsa da; anlatının karakterler yerine topluluğa, insanların birlikte nasıl yaşadıklarına odaklanması nedeniyle, bireysellikten çok kolektif duyguya, bir toplumun parçası olduğumuza vurgu yapıyor.

Yankılar’ı izlerken kendimizi sadece sahnedeki âna bırakmamız gerekiyor. Çünkü aslında Rúnarsson’un filmi parça parça bir seyir sunsa da ancak toplu bir şekilde ele alındığı zaman bir anlama ulaşıyor. Bu nedenle de seyircinin biraz sabırlı olmasını, beklentilerini ve alıştığı kurgusal anlatıyı bir kenara bırakmasını talep ediyor. Finale doğru anlıyoruz ki bu film, İzlanda’daki gelir dağılımı farkını, insanların birbirlerine olan ihtiyacını, ülkenin genel ruh hâlini, küçük, sıradan anların içinden görmemizi sağlıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information