öyle çok ki ölüler,
ve öyle çok ki al güneşle yarılmış hendekler,
ve öyle çok ki gemilere vuran miğferler,
ve öyle çok ki öpüşlerle kilitli eller,
ve öyle çok ki unutmak istediklerim.

       Pablo Neruda

Latin Amerika belki de insanlık tarihinin en uzun süreli kanayan ve onarılmayan kesik damarı gibi gelmiştir bana hep. Aynı coğrafya içerisinde yaşanan ve birbirine sirayet eden acıların izleri kazılıdır bu topraklarda. Latin halklarının her birinin kendine özgü hikâyesi aynı zamanda birbirlerinin geçmişini tamamlayan bir bellek işlevi görür. Kolonyal dönemle birlikte sırasıyla Pax-Avrupa ve Pax-Amerika istilasına açılan Güney Amerika, Sanayi Devrimi sonrası hızla gelişen ve yerleşen kapitalizmin rağbet gösterdiği coğrafyaların başına yerleşerek emperyalizmin doğrudan hedefi hâline gelir.

Bu anlamıyla sinemanın bir medyum olarak modern insana sağlamış olduğu arşivleme kolaylığı, yaşanan olayların günümüze aktarılmasına ya da farklı biçimlere sokularak yeniden üretilmesine kolaylık sağlar. Bu noktada Andrés Wood’un yönettiği Machuca’yı (2004) medyumun hafızayı sürekli kılması bağlamında değerlendirmek oldukça mümkün. Hafızanın diri tutulması yönetmenin tercihi olduğu gibi aynı zamanda aygıtın da sağlamış olduğu bir faydadır. Kanımca filmin daha da ayırt edici yanı ise yalnızca yaşanan olayların geçtiği döneme tanıklık etmesi değil aynı zamanda hikâyenin sürekliliği bağlamında izleyiciye geleceğe yönelik çıkarımda bulunma fırsatı vermiş olmasıdır. Şili’de sosyalist Allende’nin toplumsal hayatı emek merkezli ve kamucu bir anlayışla dönüştürme çabasının yaşandığı yıllar aynı zamanda beyaz yakalı, orta sınıf burjuva hareketlerin siyasal iktidara karşı harekete geçtiği yıllar olarak bilinir. ABD’nin açık şekilde finanse edip örgütlediği bu hareketler ile Allende’nin sosyalist dönüşüm planını destekleyen yoksul, yarı kentli ve öğrencilerden oluşan toplumsallık arasında şiddet her geçen gün yükselir.

Benzerine Latin Amerika’daki farklı ülkelerden ve Türkiye’den de aşina olduğumuz darbe öncesi yaşanan şiddet olayları, aynı zamanda darbelerin kendisini meşrulaştırdığı birer argüman olarak da kullanılır. Hikâye tam bu toplumsal karmaşanın ortasında kalan ve yaşananların etkilerini hayatlarının geri kalanında hissedecek çocuklar üzerine kuruludur. Ülkenin Allende iktidarı ile geçirmeye başladığı dönüşüm kendisini toplumsal hayatın hemen her noktasında belli eder. Bu dönüşümü hikâyenin ve aynı zamanda geleceğin iki ana karakteri, onların dâhil oldukları sosyal ortamlar aracılığıyla biz de alımlarız. İki karakterin birbirlerinin hayatlarına dâhil olması aynı zamanda alt üst oluşun ve kırılgan sosyolojik yapının da ipuçlarını bize verir. Yaşanan sosyo-ekonomik dönüşümler Gonzalo’nun öğrencisi olduğu Katolik okuluna da yansır. Okulun müdürü peder McEnroe her fırsatta öğrencilere şiddetten uzak durmayı ve paylaşmanın ilahi bir eylem olduğunu vurgular. Tam bu sırada eğitimin kamusal düzenlemeler ile birlikte yoksul çocuklar için bir fırsat yaratması, Machuca’yı hem kendi bireysel hikâyesine hem de aynı dönemde yaşamış olan Şilili gençlerin ortak geçmişine sokar. Uluslararası ekonomik ambargo ve siyasal kriz doğrudan Şili’nin sosyal hayatına damga vurmakla birlikte bahsettiğim sınıflar arası çatışmanın da merkezi rolünü üstlenir. Gonzalo’nun film boyunca çekimser fakat bir o kadar da gözlemci tavrı Machuca ile yakınlaşmasını sağlar. Oldukça sıradan denebilecek şekilde bir kavga esnasında Gonzalo’ya yardım eden Machuca; aynı zamanda Gonzalo’yu yeni ve kendi üyesi olduğu toplumsallığa göre hiç de “steril” olmayan farklı bir toplumsal yapının içerisine sokar. Bu sınıfsal karşılaşma yalnızca Gonzalo için değil aynı zamanda Machuca için de geçerli olur.

Sınıfsal Karşılaşma Temsili Olarak Machuca

Sınıfsal karşılaşma bağlamında her iki karakterin yaşları göz önünde tutulduğunda ideoloji kavramıyla bu bölümü açıklamak oldukça mümkün görünmekte. İdeolojinin kolektif ve tarihsel olarak üretilen, kuşaklar arasında devredilen bir dinamik yapı olduğu düşünüldüğünde; karakterlerin birbirlerine farklı olan yaşam alanlarına girmesi aynı zamanda ilk sınıfsal reflekslerini üretmelerini sağlar. Orta-üst sınıf ve aynı zamanda Allende’nin yaratmış olduğu dalgalanmaya oldukça muhafazakâr yaklaşan Gonzalo’nun ailesi ile Machuca’nın yoksulluğun en çarpıcı hâllerini yaşayan ailesi arasındaki sınıfsal ayrım, ailelerin üretmiş oldukları ideolojik kodlar ile çok daha anlaşılır hâle gelir. Machuca ile sosyalist iktidarı destekleyen kurumların yapmış olduğu mitinge bayrak satmak için giden Gonzalo burada atılan “zıpla, zıpla, zıplamayan mami” sloganını kanıksar. Hikâyenin bu anına kadar iki karakterin birbirlerinin neşeli hayatlarına sorunsuz eklemlendiklerini görürken bu noktada üst sınıfı etiketlemek için kullanılan ‘’mami’’ sıfatı, Gonzalo’nun üyesi olduğu sınıfa karşı bir tehdit üretildiğini anlar. Evde haberler izlenirken yapılan yorumlar, ailesinin yaşayış tarzı ve komando eğitimi aldığını anladığımız ablasının erkek arkadaşıyla arasında geçen diyaloglardan anlamak daha kolaydır. Buna benzer biçimde Machuca’da Gonzalo’ya karşı sınıfsal refleksler geliştirir. Aralarındaki arkadaşlık bağı hikâyenin sonuna kadar kırılmalara uğrayarak ilerler. Yönetmenin tercihi bakımından hikâye kurulumu, Şili’de sosyalist iktidarın seçimleri kazandığı dönem ya da darbe sonrası dönemi anlatmak yerine bu iki dönem arasında gerçekleşir. Bu gerçekleşme sırasında karakterlerin aynı dönemde yaşayan ve görece aktif özne olmayan çocuklar tarafından seçilmesi de bana hiç düşünmeden bir kuşak trajedisi yapılmaya çalışıldığının işaretlerini verdi.

Bu anlamıyla toplumsal krizin politik aktörler tarafından temsil edildiği Costa-Gavras sineması ile belli benzerlikler bulunmasına karşın Andrés Wood’un kuşaklara yayılan bir kaybetme öyküsünü, bir trajediyi aktarmaya çalıştığını görmek pek mümkün. Gavras ile olan benzerlik ise özellikle Latin Amerika’da toplumsal muhalefete karşı üretilen şiddetin bir benzerine rastlamamız. Buna rastlarken aynı zamanda kameranın belleği diri tutmaya çalışan bir aygıt işlevi gördüğü dikkat çeker. Yazının en başında belirttiğim gibi bize arşiv tutma, belgeleme imkânı sağlayan film kamerasının, anın dinamik doğasını tekrar edebilme şansı vermesi; geçmişle kurulacak bağlantıya yönelik doğru müdahaleler yapmayı kolaylaştırıyor. Dün ne olduğuna dair ne kadar somut bir fikrimiz varsa dünün etkilerine yönelik o ölçüde somut adımlar atabiliriz. Yönetmenin bu anlamıyla politik aktörlere saplanıp kalan bir anlatım kurmak yerine hayatı kuran aktörlerin yaşadıklarını tercih etmesi önemli bir uğrak olarak gözüküyor. Ayrıca filmde Gonzalo’ya annesinin yasak aşkı tarafından verilen resimli romanın karakterin hiç ilgisini çekmemesi ve bunun ardından kitabın Gonzalo tarafından Machuca’ya verilmesi, metne ufak da olsa yapısalcı bir müdahale yapıldığını da gösteriyor. Bir kızılderilinin hikâyesini anlatan The Lone Ranger (Yalnız Gezen) isimli kitap aynı zamanda iki ana karakterin birbirinin hayatına ne ölçüde müdahil olurlarsa olsunlar, karşıtlıkların onları farklı konumlandıracağının da ironik bir temsili gibi aslında.

Hikâyenin doruk noktasının başlangıcı ise geleceği kaybolan bir kuşağa yakılan bir ağıt gibi ilerler. Gonzalo’nun tepesinden geçen jetlerin herhangi bir yerden ziyade Allende’nin başkanlık sarayını bombalamak için gittiği ve birkaç saniye sonra yıkımın geldiği fark edilir. Pinochet’nin iktidara yerleştiği darbenin makro ve mikro boyutlarda nasıl gerçekleştiğinin de bir kanıtı gibidir bu plan. Eşit ve kamusal eğitim sayesinde tanışan iki karakter, okullarının ve genel olarak yaşadıkları sosyolojik ortamın nasıl değiştiğini özümsemeye başlarlar. Sıkıyönetim – État de siège (Gavras, 1972) üniversite avlusuna polis tarafından yapılan baskının bir benzeri Machuca’da tekrarlanır. Yoksul öğrencilerin kaynaştırıldığı okula baskın yapan askerler, yeni gelen öğrencilerin bir bölümünü okuldan derdest ederek götürür. Tam bu sırada État de siège’de karşımıza çıkan avlu planı bu sefer darbeye karşı kafa tutan bir ilkokul öğrencisi ile temsil edilir. Avlu içerisinde yakaladıkları çocuk karakter hikâyenin tüm gizli kalmış karakterleri gibi gözümüzün önünden bir an da kaybolur. Machuca özelinde temsil edilen her karakterin aslında yaşanan şiddet sürecinin ve siyasal karmaşanın bir aktörü olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Yaşananlara seyirci kalan belki de tek kişi arkadaşına zarar verilirken bundan kaygı duyan ve rahatsız olduğu belli olan fakat herhangi bir refleks üretmek yerine bulunduğu mekândan bir şekilde kurtulmaya çalışan Gonzalo’nun olduğu söylenebilir.

Gonzalo’nun suskunluğu ve çekimserliği aynı dönemde darbe sonrasında yorum yapan ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger’ın sözlerini haklı çıkarır niteliktedir. “Ülkesinin insanlarının sorumsuzluğu yüzünden bir ülkenin komünist olmasına seyirci kalamayız. Meseleler, Şilili seçmenlerin kararına bırakılmayacak kadar önemlidir. Bu sözlerden de anlaşıldığı gibi geleceğini kaybedenin ve yalnız kalanın Gonzalo’nun temsil ettiği kuşak olduğu anlaşılır. Sonuç olarak Machuca’nın belleğin dinamik doğasını gözeten bir film olduğu gibi aynı zamanda bu belleğin taraflarını da yargılama güdüsüyle hareket ettiğini söylemek hiç de yanlış olmayacaktır sanırım.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi