C.R.A.Z.Y. ve Cafe de Flore gibi filmleriyle sadık bir hayran kitlesi edindikten sonra 2013 yılında Dallas Buyers Club ile dikkatleri üzerine çeken Jean-Marc Vallée’nin sekizinci uzun metraj filmi olan Wild – Yaban gerçek bir hikayeden esinlenilerek çekilmiş. Cheryl Strayed’in anılarından oluşan kitap (Wild From Lost To Found On The Pacific Crest), basıldığı dönemde New York Times Bestseller listesinde fırtınalar estiriyor ve en nihayetinde beyaz perdeye uyarlama projesi çok gecikmeden, iki yıl içerisinde gerçekleşiyor.

Cheryl, babasından dolayı oldukça travmatik bir çocukluk geçirir. Hayatının bu döneminde tutunduğu tek dal annesidir. Ne yazık ki onu da bir çeşit kanser hastalığından dolayı yitirir. Annesinin ölümü, eroin ve seks bağımlılığı ve son olarak kocasıyla boşanması onun için kelimenin tam anlamıyla dibe vuruştur.

“Pacific Crest Yolu’nu 94 günde yürümek benim için büyük fiziksel bir girişim olduğu kadar ruhani bir seyahatti de aynı zamanda…” Cheryl Strayed

Yazarın bir röportajında özetlediği gibi, çıktığı bu 1000 km’lik keşif yolculuğunda varmak istediği nokta oldukça net. Onu hayata bağlayacak bir sebep arayan ve doğanın güzelliklerinden beslenerek gücünü ondan alan Cheryl’nin hikayesi, filmin tanıtımları döndüğü günden bu yana sinemaseverlerin radarında… Tabii ki bu durumda, Vallée’nin yarattığı beklentiye ek olarak akademinin ve diğer otoritelerin performansından övgüyle söz ettiği Reese Witherspoon’un da etkisi yadsınamaz. Bana kalırsa, her ne kadar oldukça cesur ve zorlayıcı sahnelerin altından kalksa da Witherspoon’un 87. Oscar Ödüllerinde “En İyi Kadın Oyuncu” ödülüne layık görülecek kadar gerçekçi bir ruhsal dönüşüm performansı sergilediğini düşünmüyorum.

Filmin bir diğer handikapı ise; tanıtımlarda gözümüze sokulan ve deyim yerindeyse bizi heyecanlandıran Pacific Crest Yolu’nun hiking sırasında ortaya çıkabilecek potansiyel görsel şölenini, hikayedeki geri dönüşlere yaptığı sıçramalarla yitirmesi olmuş. Detayların çok sık araya girmesi ve kitaptaki her bir olayın neredeyse filmin süresine (2 saat) yedirilmeye çalışılması oldukça zorlama bir hamle olarak karşımıza çıkarken, filmde kullanılan almaşık kurgu tekniği de Cheryl’nin yola çıkma sebeplerine bir türlü odaklanamayan seyirciyi üzüyor. Doğanın kucağına bir türlü bırakamıyorsunuz kendinizi.

Aynı zamanda feminist bir duruşu da olan Strayed’ın bu yönelimi çok basit diyaloglarla geçiştiriliyor. Hem feminizm, hem filmin diğer alt metinleri olan varoluşçuluk, özgürlük, doğanın güzelliği ve acımasızlığı gibi daha nice kavramlar çok daha derinlikli diyaloglarla hayat bulabilseymiş Wild oldukça iyi bir film olabilirmiş. Açıkçası kitabın edebi olarak değerini tartışamam, güzel bir yol hikayesi olabilir ama film için alternatifler sunabilirim. Gerek görüntüleri, gerek çok daha kuvvetli drama yapısıyla tatmin eden, oyuncu performanslarıyla göz dolduran Into The Wild (2007), 127 Hours (2010), The Way (2010), Tracks (2013) gibi keşif filmlerinin yanında Wild (2014) biraz daha geri planda kalıyor.

Ek olarak; filmin finalinde çalan, içinizi ısıtacak o şarkıyı (Simon & Garfunkel – El Condor Pasa) dinlerken belki Cheryl’nin tatmin olduğu hayatı iliklerinize kadar hissedebilirsiniz. Hatta gözlerinizi kapayıp yeterince odaklanırsanız kimbilir belki kendinizi Pacific Crest Yolu’nda bile bulabilirsiniz!

C.R.A.Z.Y. ve Cafe de Flore gibi filmleriyle sadık bir hayran kitlesi edindikten sonra 2013 yılında Dallas Buyers Club ile dikkatleri üzerine çeken Jean-Marc Vallée'nin sekizinci uzun metraj filmi olan Wild - Yaban gerçek bir hikayeden esinlenilerek çekilmiş. Cheryl Strayed'in anılarından oluşan kitap (Wild From Lost To Found On The Pacific Crest), basıldığı dönemde New York Times Bestseller listesinde fırtınalar estiriyor ve en nihayetinde beyaz perdeye uyarlama projesi çok gecikmeden, iki yıl içerisinde gerçekleşiyor. Cheryl, babasından dolayı oldukça travmatik bir çocukluk geçirir. Hayatının bu döneminde tutunduğu tek dal annesidir. Ne yazık ki onu da bir çeşit kanser hastalığından dolayı yitirir. Annesinin ölümü, eroin ve seks bağımlılığı ve son olarak kocasıyla boşanması onun için kelimenin tam anlamıyla dibe vuruştur. “Pacific Crest Yolu’nu 94 günde yürümek benim için büyük fiziksel bir girişim olduğu kadar ruhani bir seyahatti de aynı zamanda..." Cheryl Strayed Yazarın bir röportajında özetlediği gibi, çıktığı bu 1000 km'lik keşif yolculuğunda varmak istediği nokta oldukça net. Onu hayata bağlayacak bir sebep arayan ve doğanın güzelliklerinden beslenerek gücünü ondan alan Cheryl'nin hikayesi, filmin tanıtımları döndüğü günden bu yana sinemaseverlerin radarında... Tabii ki bu durumda, Vallée'nin yarattığı beklentiye ek olarak akademinin ve diğer otoritelerin performansından övgüyle söz ettiği Reese Witherspoon'un da etkisi yadsınamaz. Bana kalırsa, her ne kadar oldukça cesur ve zorlayıcı sahnelerin altından kalksa da Witherspoon'un 87. Oscar Ödüllerinde "En İyi Kadın Oyuncu" ödülüne layık görülecek kadar gerçekçi bir ruhsal dönüşüm performansı sergilediğini düşünmüyorum. Filmin bir diğer handikapı ise; tanıtımlarda gözümüze sokulan ve deyim yerindeyse bizi heyecanlandıran Pacific Crest Yolu'nun hiking sırasında ortaya çıkabilecek potansiyel görsel şölenini, hikayedeki geri dönüşlere yaptığı sıçramalarla yitirmesi olmuş. Detayların çok sık araya girmesi ve kitaptaki her bir olayın neredeyse filmin süresine (2 saat) yedirilmeye çalışılması oldukça zorlama bir hamle olarak karşımıza çıkarken, filmde kullanılan almaşık kurgu tekniği de Cheryl'nin yola çıkma sebeplerine bir türlü odaklanamayan seyirciyi üzüyor. Doğanın kucağına bir türlü bırakamıyorsunuz kendinizi. Aynı zamanda feminist bir duruşu da olan Strayed'ın bu yönelimi çok basit diyaloglarla geçiştiriliyor. Hem feminizm, hem filmin diğer alt metinleri olan varoluşçuluk, özgürlük, doğanın güzelliği ve acımasızlığı gibi daha nice kavramlar çok daha derinlikli diyaloglarla hayat bulabilseymiş Wild oldukça iyi bir film olabilirmiş. Açıkçası kitabın edebi olarak değerini tartışamam, güzel bir yol hikayesi olabilir ama film için alternatifler sunabilirim. Gerek görüntüleri, gerek çok daha kuvvetli drama yapısıyla tatmin eden, oyuncu performanslarıyla göz dolduran Into The Wild (2007), 127 Hours (2010), The Way (2010), Tracks (2013) gibi keşif filmlerinin yanında Wild (2014) biraz daha geri planda kalıyor. Ek olarak; filmin finalinde çalan, içinizi ısıtacak o şarkıyı (Simon & Garfunkel - El Condor Pasa) dinlerken belki Cheryl'nin tatmin olduğu hayatı iliklerinize kadar hissedebilirsiniz. Hatta gözlerinizi kapayıp yeterince odaklanırsanız kimbilir belki kendinizi Pacific Crest Yolu'nda bile bulabilirsiniz!

Yazar Puanı

Puan - 78%

78%

Hem feminizm, hem filmin diğer alt metinleri olan varoluşçuluk, özgürlük, doğanın güzelliği ve acımasızlığı gibi daha nice kavramlar çok daha derinlikli diyaloglarla hayat bulabilseymiş Wild oldukça iyi bir film olabilirmiş.

Kullanıcı Puanları: 3.24 ( 4 votes)
78
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi