1960’lı yıllarda İngiliz sinemasında estetik ve içerik bakımından arayışlar daha çok sosyal gerçekçi yaklaşımla şekillenirken gişede ise Brit Horror türünün etkisi hissedilir. Temeli Hammer Stüdyosu’nun çektiği sayısız korku filmine dayanan bu tür, edebiyat alanında yer alan folk korku hikâyelerinden beslenmektedir. Çoğunlukla başka bir kaynaktan uyarlanan bu filmlerde İngiltere tarihinden belirli bir dönem, çeşitli fantastik ögelerle işlenir. Hammer filmleri o kadar başarılı olur ki endüstri adına Kraliçe Ödülü’ne bile layık görülür. Fakat bu yaklaşım 60’lı yılların sonuna doğru değişime uğramaya başlar. Düşük bütçeli bu yapımlar, dönemin yükselen gerçekçi denemelerinin yanında komik görünmeye başlarlar. Efektlerin ucuzluğu ve abartılı oyunculuklar türün korku yönüne darbe vururken diğer taraftan dünyada yükselen öğrenci hareketleri, savaş karşıtlığı ve umutsuz bakış açısı sinemayı da değiştirir. Plague of the Zombie ve Taste the Blood of Dracula gibi filmler bu değişimin ilk işaret fişekleridir. Belki bütçeler yükselmemiş ama filmlerin anlatıları daha karanlık ve psikolojik bir boyuta evrilmiştir. 1968’de genç bir İngiliz yönetmen olan Michael Reeves’in yönetmenliğini yaptığı Witchfinder General ise, sonraki yıllarda kült bir filme dönüşecek ve bahsi geçen değişimin en parlak örneği olarak anılacaktır.

Michael Reeves, 1969 yılında henüz 25 yaşındayken yatağında ölü bulunduğunda geride sadece üç film bırakmış bir yönetmendir. Fakat Reeves’in kısa hayat hikâyesi oldukça ilginçtir. Henüz 21 yaşındayken okulu bırakıp soluğu favori yönetmeni Don Siegel’ın kapısında alan ve hemen ertesinde başrolünde Christopher Lee’nin yer aldığı The Castle of the Living Dead’in çekimlerinde yardımcı yönetmenlik yapmak için İtalya’ya giden Reeves, ilk filmi The She Beast’te dönemin ikonik oyuncusu Barbara Steele’ye yer vermeyi başarır. 1966’da çektiği ikinci filmi The Sorcerers’ta ise Boris Karloff ile çalışır. İki filmde de oynayan bir diğer büyük oyuncu ise aynı zamanda yakın dostu olan Ian Ogilvy’dir. Reeves ilk filminden itibaren hissettiği bütçe sıkıntılarını ve ucuz setlerde çalışma zorunluluğunu göz önünde bulundurarak zamanla senaryolarını gerçekçi bir temele oturtmaya yönelir. Bu noktada canavarları ya da zombileri hikâyelerinin tamamen dışında tutarken, oyuncularından sahici performanslar alabilmek için onları zor durumların içine sokmaya başlar.

Witchfinder General, daha yapım aşamasında itibaren ilginç olaylara sahne olmuştur. Reeves filmin başrolünü Donald Pleasance’a vermek istese de filmin yapımcıları Vincent Price isminde ısrarcı olurlar. Normal şartlarda türün en önemli oyuncularından biri olan Price’a karşı çıkacak bir yönetmen akla gelmese de Reeves, bu zorunluluktan doğan intikam fırsatını kullanmaktan hiç çekinmez. Oyuncuyu karşılamaya gitmez, çekimlerin ilk gününde attan düştüğünde onu hastanede ziyaret etmez ve sıklıkla “aslında onunla çalışmak istemediğini ve oyuncunun onun başına kaldığını” söylemekten çekinmez. Price’ın setteki önerilerini sürekli olarak reddetmesi üzerine ünlü oyuncu dayanamayarak “Benim 87 filmim var, peki sen ne yaptın?” diye sorar. Reeves ise soğukkanlılıkla cevaplar: “Üç tane iyi filmim!” Yıllar sonra Price, Reeves’ten bahsederken birbirlerinden nefret ettiklerini ama bazı yönetmenlerin oyuncularını sinirlendirerek onların sınırlarını zorlamak istemelerini anladığını ifade eder ve ekler: “Witchfinder General’daki performansım, korku filmleri kariyerimin en iyi performansıdır.”

Witchfinder General: Büyünün ve Canavarların Ardında Yatan Gerçekler

Reeves, Ronald Bassett’in aynı adlı romanından uyarladığı bu film ile öncelikle tarihsel bir arka plan sunar. Filmi bir western gibi tasarlayıp hikâyeyi 17. yüzyıl İngiltere’sine taşır. Kralcılar ile parlamentocular arasında iç savaşın çıktığı bir dönemde ülke karışıklıklar içerisindedir. İki taraf arasındaki gerilim haksız suçlamalara, idamlara ve muhbirliğe yol açarken köylerde cadı yakma törenleri de iyice önüne geçilemez bir hâl almıştır. Bu karmaşa ortamında ortaya çıkan Matthew Hopkins (Price) isimli bir adam ve yardımcısı Stearne (Robert Russell), köy köy gezerek cadıları avlamakla ün yapmışlardır. Bu esnada parlamentocuların ordusunda yer alan Richard Marshall (Ian Ogilvy) isimli bir genç, Brandeston kasabasında yaşayan sevgilisi Sara (Hilary Dwyer) ve onun amcası rahip John Lowes’i (Rupert Davies) ziyaret eder. Lowes’in uyarılarına karşın geri dönmek üzere kasabayı terk eder ve sonrasında köylülerin Lowes’a cephe alması sonucu Hopkins şeytanla işbirliği yaptığı gerekçesiyle rahibi idam eder. Sarah ise Hopkins ve yardımcısı tarafından tecavüze uğrar. İntikam almak isteyen Richard’ın yolu sürekli olan savaşlarla ve ordudaki göreviyle kesintiye uğrar. Nihayetinde Richard, Hopkins ile yüzleşme imkânını bulur ama şiddet ve kan, ruhların iyileşmesine çözüm olmayacaktır.

Film âşık olduğu kadını korumak için mücadele eden bir kahramanı konu alıyor gibi görünse de romantik geleneğin oldukça dışında bir anlatıma sahiptir. Gotik ögeler aracılığıyla ekranı kaplayan tüm o kırsal mizansenler, aslında filmin içerdiği şiddetle bir zıtlık yaratır. Güç kazanan insanların batıl inançları kullanarak gözlerini kırpmadan cinayetler işleyebildikleri, mevki ve para kazanma hırsının tüm değerleri alt üst ettiği ve her şeyin “Tanrı” için yapıldığı bu dönem aynı zamanda İngiltere İç Savaşı’nın ipliğini pazara çıkaran bir yapıya da sahiptir. Kral I. Charles’ın karşı cephesinde yer alan Oliver Cromwell’in tüm mücadelesini “Tanrı’nın tercih ettiği püritenlerin kazanacağı zafer” üzerinden kurması ve gücü ele geçirdikten sonra parlamentoyu feshedip oluk oluk kan akıtması gibi filmdeki karakterlerin de ağzından Tanrı vurgusu düşmez. Filmin kahramanı Richard da Cromwell için mücadele etmesine rağmen kötülüklere engel olmayı bir türlü başaramaz. Her şeyin önüne koyduğu görev bilinci yüzünden Sarah, Hopkins’in kötü emellerine alet olur. Kral I. Charles’ı kaçmadan yakalama çabası da sonuçsuz kalır. Filmin kadına yaklaşımı ise pek yenilikçi sayılmaz. Sarah kendini korumak için bir noktaya kadar mücadele verse de filmdeki asıl rolü cezalandırılan ya da erkeğin başına bela olan kadın imgesini aşamaz. Onun varlığı Richard için bir yük gibidir ve filmin başından itibaren cinsel bir nesnenin ötesine geçemez. Filmin sonunda kurtarılmış olsa da sonsuza kadar lanetlenmiştir ve ataerkilliğin kurbanı olmuştur.

Bu filmden sonra Köpekler – Straw Dogs ve  Dehşet – The Changeling gibi filmlerde de çalışmış olan görüntü yönetmeni John Coquillon, panoramik çekimleri ile araziyi uçsuz bucaksız bir kovalamacının mizanseni yapar. Sıklıkla filtre kullanarak alacakaranlık bir atmosfer yaratmayı başarır. Karakterlerin yüzlerine yapılan hızlı zoom’lar aracılığıyla western ruhunu yakalarken birçok sahnede Bergman filmlerini andıran çekimlere rastlanır. Özellikle Yedinci Mühür – Det sjunde inseglet’in bu film için önemli bir kaynak teşkil ettiği söylenebilir. Bunun yanı sıra dalgalı bir denizden kadınların yakıldığı bir ateşe yapılan kesme gibi ilginç kurgu geçişleri de filmin dikkat çeken özellikleri arasındadır.

Witchfinder General, büyüyü ele alan bir korku filmi gibi görünse de gerçekliğin büyünün altında nasıl manipüle edilebileceğini gösteren sert ve realist bir film olarak yorumlanabilir. Canavarların yerini bürokratların aldığı, sinir bozucu setlerin ise yerlerini kiliselere ve köy meydanlarına bıraktığı filmde otorite figürlerinin sıradan insanların hayatlarını acımasızca nasıl yok edebildiği gösterilir. Şüphesiz ki bu yaklaşım, dönemin devinen ruhu ile de yakından ilgilidir. Her ne kadar gösterime girdiği ilk dönemlerde sadistik bir karmaşa olarak yorumlansa da, Yaşayn Ölülerin Gecesi – Night of the Living Dead’e benzer şekilde Witchfinder General da farklı bir bakışı hak etmektedir. Erk sahipliğinden başı dönmüş ve tüm özgürlükleri baskılamayı kendisine görev bilmiş yerleşik düzenin hakimiyetine karşı çıkan, girdiği her alana özgürlük ve yenilik katmak isteyen, en küçük engele karşı kültürel bir öfke duyan bir neslin ayak seslerini temsil eder. Başta 24 yaşında bu filme imza atan ve sunmak istediği sinema anlayışına karşı konulan her engeli –birer ikon olsalar bile- eğip büken Reeves olmak üzere.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi