Yapay zeka, özgür irade ve yakın gelecek teknolojisi mefhumlarını irdeleme iddiasıyla hayatlarımıza dört sene evvel girip, kendisine dizi camiasında çok ciddi bir yer edinen Westworld üçüncü sezonu ile huzurlarımızda.

(Dikkat bu yazı Westworld’ün önceki sezonlarıyla ilgili keyif kaçırabilecek detaylar içermektedir)

Önceki iki sezonu gerek iki farklı zaman çizgisinde ilerleyen anlatısı, gerek bölüm isimleri, gerek ritmi ile bir takım seyirci kitlesi tarafından ‘fazla karmaşık’ bulunan dizinin 15 Mart’ta başlayan üçüncü sezonunda en azından bu zaman çizgisi konusu aşılmış ve bütün anlatı 2058’e, dizinin şimdisine taşınmış. Yeni sezona, Delos parkında yaşanan kanlı olayın akabinde, Dolores’in kendine yeni cephe olarak belirlediği bu “gerçek” dünyada başlıyoruz.

Her ne kadar serinin en az izlenen bölümü olduğu söylense de, bu yeni sezonun ilk bölümünün görsel sembolleri okumak ve diyalogları analiz etmek konusunda, eğitilmiş bir Westworld seyircisi için eskilerinden daha az tatmin edici bir yanı yok. Serinin jeneriğinin sezon ile ilgili bir çok bilgiyi üstü kapalı bir şekilde barındırdığı bilgisiyle, yeni jenerik de önümüzdeki sezonla ilgili birkaç çıkarım yapmayı mümkün kılıyor. Bir kere host üretimine devam edildiğine dair imajlar görüyoruz ki bu sezonun ilk bölümünde Dolores’in hangi host’a ait olan core küreyi kullanarak kopyaladığını bilmediğimiz yeni ve fake Charlotte Hale’in park yatırımcıları toplantısında parkları kapatmayacağını söylemesiyle kanıtlanmış oluyor. Bu noktada ileriye dönük bir tahmin yapılırsa Dolores, Delos’un kaynaklarını insanlıkla girdiği savaşta üstün bir robot ırkı yaratmak için kullanabilir (Zaten Delos ve Dolores isimleri birbirine ne kadar benziyor neredeyse anagram gibi olacaklarmış – ki Robert’in bize Bernard Lowe (Arnold Weber) ile çektiği numarayı burada hatırlatmak isterim).

İkinci önemli imaj, bir uçak motoruna ya da alev almış bir küreye doğru uçan kartalın hedefe yaklaştıkça tüylerinin yanması ve altındaki iskeletten bir robot olduğunun anlaşılması. Burada elbette bütün internet camiasının hemen hem fikir olduğu İkarus göndermesi bariz; ama bu çok yüksekten uçup yanan, telef olan kuşun bir robot olmasının yeni sezonun anlatısında daha önemli olacağı da başka bir okuma olarak ortaya atılabilir. Özgürlük sembolü olan kartal uzun süre insan ya da gerçek olduğunu düşündüğümüz bir karakterin, tam amacına ulaşacakken robot olduğunu öğrenmesine/öğrenmemize yönelik bir işaret bence. Bu karakterin kim olacağına dair yazının ileriki bölümünde bir kehanette bulunuyorum.

Westworld 3. Sezon İlk İki Bölüm İncelemesi

Bence üçüncü ve en önemli referans imaj ise daha önceki iki sezonda da karşımıza çıkmış olan Michaelangelo’nun ünlü resmi Creation of Adam’a bir gönderme. Önceki sezonda Robert Ford, bu ünlü resimde tanrıdan insanlığa aktarılan yaratılış ya da yaratı izninin, ilahi bir dokunuştan ziyade insan zihninin ve özgür iradenin tetiklediği bir durum olduğunu, tanrı temsilinin arka planındaki beyin siluetine dikkat çekerek anlatmıştı. Yani insanları yaratan ve devamını sağlayan tanrı değil, kendi zihinleri demek istiyordu. Açılış jeneriğinde tam da bu resmi ve bu konuşmayı hatırlatıcı şekilde iki robotun birbirine o ilahi dokunuşu yaptığı görülebilir. Bu imajla imlenenin yaratım izninin robotların kendi özgür iradeleriyle yapacağı bir aktarım/üreme/çoğalma olduğunu düşünüyorum. Tam dokunuş gerçekleştikten sonra yeniden kaybolan robotun üst tabakasının açılması ve robot yüzünün açığa çıkması da, resimdeki arka plandaki beyin gibi, aksiyonun ana tetikleyicisinin robotların mekanikliği olduğuna yapılan bir vurgu  şeklinde yorumlanabilir.  Yani robotlar için tanrı/insan diye bir şey yok, kendi bilinçleri var. Artık kendilerini üretiyorlar ve sentient hale geldiler. Zaten bu sezonun bir sonraki sezonun altyapısını hazırlayacak tartışmasının, robotların insanları alaşağı ederek baskın tür haline gelip, kendi yıkıcılıklarını ortaya koyacakları olduğunu düşünüyorum. Yani belki dördüncü ya da beşinci sezonun sorusu  “İnsanlar gibi robotlar da kendi sonlarını getirecekler mi?” olabilir. Elbette bizi bu noktaya getirmek için önce robotlar ve insanları bir savaşa sürüklemeleri gerekiyor.

Özellikle ilk bölümden anlaşıldığına göre bu savaşta host saflarını temsil eden Dolores olacak. Ama sezonun ilk bölümünün daha ilk dakikalarından itibaren Dolores’in bu robotlar/insanlar savaşını tam da bir türler savaşına dönüştürmediğini görüyoruz. Delos ve Incite yatırımcısı ve karikatür derecede kötü bir karakter olduğu, karısını azarlamasıyla gözümüze sokulan adamı öldüren Dolores, adamın karısını esirgiyor ve sen kimsin sorusuna “Seni özgürlüğüne kavuşturanım” cevabını veriyor.  Dolores’in bu savaşta ezilenlerden çok, ekonomik güce sahip ve belki de yapay zekayı Westworld’de görmeye alışkın olduğumuz şekilde, (izinsiz data toplamadan tecavüze kadar) salt kendi ahlaksız çıkarları için kullanmış ezen kesime yoğunlaşacağı görülüyor. Böyle bir resimde bizim gerçek insanlar, yani seyirciler olarak Dolores’le empati kurmamamız neredeyse mümkün değil. Ama tabii, Jonathan Nolan ve Lisa Joy gibi akıllı yaratıcılar tarafından tasarlanmış bir dizinin Dolores’i dünyayı açgözlülükten kurtaracak bir adalet savaşçısı yerine, müthiş bir anti kahraman yapması beklenir.

Sezonun ilk iki bölümünün dikkatli gözlerden kaçmayan önemli bir diğer tasarımı da tekrarlar. Birinci sezonda sık sık gördüğümüz Dolores’in yeni güne uyanışının rutinliği nerdeyse aynı kadraj ve ölçeklerle dizinin yeni kahramanı ve (şimdilik) insan olan Caleb’e uyarlanmış. Caleb 2058’in Los Angeles’ında hayatını sürdürmeye çalışan bir insan olarak kendi sıkıcı rutini içinde uyanıyor, Rhoborum adlı dev küre ile temsil edilen algoritmanın kendisi için belirlediği işi, yine yapay zekanın fonksiyonel olarak tasarlanmış işçi robotlarıyla çalışarak yapıyor. Kendisi de bir robottan farksız… Ama Caleb’i bizim için bir temaşa nesnesi haline getiren onun kendi çelişkileri. Geçmiş travmalarına dair şu bilgileri öğreniyoruz: Caleb bir askerdi ve Francis adlı arkadaşıyla ne zaman ve kimle olduğunu bilmediğimiz belli ki ülkeler arası bir savaş veriyordu (Belki de türler arası bir savaştı). Daha sonra sivil kıyafetleriyle Francis’in Caleb’in yanında öldürüldüğünü görüyoruz. Bütün hayatı regüle eden algoritma Caleb’in Travma Sonrası Depresyon tedavisini onu bir Francis botu ile konuşturmak olarak belirlemiş fakat Caleb robotlarla konuşmaktan pek haz etmiyor. Yeterince “gerçek” değiller. Hasta annesine bakmak için yeterli para kazanamayan Caleb başvurduğu işlere kabul edilmediğini de yine robot arayıcılardan öğreniyor. Caleb’in başvurduğu işlere kabul edilmemesi, onu ciddi bir travmaya sürükleyen geçmişi, ekstra para kazanmak için kullandığı suç aplikasyonu Rico’da şahsi meseleleri (cinayet, adam kaçırma, vs.) kabul etmemesi karakterin gizemliliğini perçinleyip sezon boyunca yavaşça açılacak bir yan hikaye örgüsünün de sinyallerini veriyor.

Caleb’in bir insan olarak yapay zekaya karşı mesafeli duruşu elbette onun Dolores ile karşılaşmasını bizim için ilginç kılacak. Bu noktada, tam da Westworld fanatizminin benden beklediği şekilde ortaya bir teori atmak istiyorum. Caleb’in bu yavaş yavaş açımlanacak hikayesinde onun da bir nevi host olduğunu ya da yapay zeka ürünü bir varlık olduğunu anlayacağız (Bknz. Filmin jeneriğindeki uçak motoruna uçan kartal imgesi). O da tıpkı Dolores gibi sentient hale gelmiş, ya da tersi şekilde insanken robot özellikleri verilerek “yapaylaştırılmış” biri olabilir. Bu konuya dair bize ipucu veren iki önemli şey var. Birincisi Caleb’in annesini ziyaret ettiğinde annesinin ona “Sen benim oğlum değilsin” demesi, ikincisi de Westworld’de hiç bir şeyin göründüğü gibi olmaması. Ve tam da bu noktada, edebiyat tarihinde en çok trajedilere atfedilen görünüş/gerçeklik farkının Westworld’ün en önemli teması olduğunu iddia edebilirim.

Örneğin önceki sezonları hatırlarsak, dizinin en başından beri insan sandığımız Bernard’ın da bir host olduğu bilgisi çaktırmadan ince ince işlenmiş tam bu teori dikkatli izleyenler tarafından pişirildiğinde dizide de ortaya atılmıştı. Benzer şekilde Man in Black’in de aslında kim olduğu iki farklı zaman çizgisinde ilerleyen anlatının tek bir çizgiymiş gibi gösterildiği şekilde bizden uzun süre gizlenmişti. Dolores’in Man in Black ile karşılaşma onun kollarına düşme anının, üçüncü sezonun ilk bölümünün sonunda Caleb’in kollarına düşme anıyla yine ölçek ve açı olarak benzerlikler taşıdığının da altını çizeyim.  Dizinin yaratıcılarının Caleb karakteriyle de benzer bir anlatı takip edeceğini, onun bir host olduğunu değilse bile, hikayeye kilit bir şekilde bağlanan başka bir sürprizle karşımıza çıkacaklarını düşünüyorum.

Westworld, yazının en başında belirttiğim gibi, derin konular hakkında konuşma iddiası olan biri dizi. Geçtiğimiz iki sezonda özgür irade ve insanların zekasının yıkıcı sonuçları üzerine bizi sık sık düşündürdüler. Bunu yaparken seyircisini bol bol ters köşeye düşüren, “aslında göründüğü gibi değil” vurgusu yapan bir yöntem izlediler. Dizinin üçüncü sezonun başlamasıyla birlikte en çok üstünde duracağı fikrin, insan/robot ve belki daha önemlisi gerçek/simülasyon arasındaki çelişki ya da çatışma olacağını düşünüyorum. Kaldı ki son sezonun ikinci bölümünde canımız Stubbs’in bile robot olduğunu öğrendik. Westworld, iki sezon ve dört yıldır öyle sandığımız bir şeyin “aslında öyle olmadığını” bize hala gösterebiliyor.

Tam da bu tezimi doğrular şekilde sezonun ikinci bölümü neredeyse baştan sonra görünüş/gerçeklik farkına odaklanıyor. İkinci bölümün ilk yarısı özellikle gerçekliğin ne kadar yanıltıcı olduğunun, ve bu dizide gördüğümüz her şeyi sorgulamamız gerektiğinin kanıtı gibi. Meave 2. Dünya Savaşı İtalya’sında bir casusluk oyunu için programlanmış bir host olarak karşımıza çıkıyor. Onu kurtarmaya gelen Hector’un aslında onun gibi bilinç kazanmış Hector değil oyunun bir parçası olan Ettore olduğunu anlaması, hemen akabinde aslında bu parkın ‘gerçekte’ var olmayan bir simülasyondan ibaret olduğunu anlamasıyla Westworld izleyicisine tam da beklediğimiz o görünüş/gerçeklik karşıtlığını buram buram hissettiriyor. Öyle ki bölümün çok büyük bir kısmı bu fikrin Meave üzerinden incelenmesine ve Meave’in ilk sentient olan hostlardan biri olarak sistemle ve sitemi yaratan insan aklı ile dalga geçmesine odaklanıyor. Hızla içinde bulunduğu simülasyonu sekteye uğratmayı başarırken, Meave’in,  kendisi de bir simülasyondan başka bir şey olmayan Lee Sizemore’un şaşkın bakışlarına verdiği cevap ise net: “Bu simülasyonu insanlar yaptı, ve insanlar tembeldir”. İkinci sezonun sonunda hostların gönderildiği yerin koordinatlarını Meave’den öğrenmek gibi kendi içinde tek bir amacı olan simülasyonun aslında hiç detaylandırmaya gerek duyulmamış ‘kopyala yapıştır’la doldurulmuş  taraflarına saldırarak onu ele geçiren Meave, gerçek dünyadaki kendi core küresine ulaşsa da, şeytani insanlığın askeri gücü karşısında duramıyor, ve Vincent Cassel tarafından canlandırılan sezonun yeni gizemli kahramanı Serac’ın gizli mabedinde uyanıyor.

Bölümün son dakikalarda gerçekleşen bu host-insan karşılaşması da dizinin alt metninde devam eden iyi-kötü kavgasını anlamlandırmaya yönelik bir ipucu barındırıyor. Bir yanda beyazlar içinde uyanan ve beyaz tonların hakim olduğu bir atmosferde Serac ile konuşan Meave’in karşısında sezon başından beri genellikle siyah kostümlerle tasvir edilen Dolores’in iyi-kötü kavgasını izleyeceğimize dair bir ipucu (Önceki sezonlarda kötülük ve nihilizm timsali olan adı üstünde Man in Black tasvirlerini hatırlayınız.) Aynı denklemde, dizinin ilk bölümünde sürekli gri renk giyerek bize eşlik eden ve gölge-aydınlık arasındaki keskin bir ayrımın olduğu resimlerde gölgeye geçen taraf olarak resmedilen Caleb (semavi dinlerdeki anlatılara göre sadık bir köpek olduğunu söyleyebiliriz kendisinin) ve insanları temsilen ve beyazlar içinde arz-ı endam eden Serac merak edilesi bir dörtlü ve iki çarpışma hattı oluşturuyor. Bu iki cephede, tam bir bilinç ve yapay zeka karışımı olan Bernard’ın nerde duracağını ileriki bölümlerde göreceğiz. Bu konuda da Westworld’den bir ters köşe bekliyorum, çünkü her ne kadar Bernard’ın yapay zeka tarafı, Dolores’in çok yıkıcı bir şey yapmasını engellemek için görevlendirilmiş de olsa, bu görevin ona Dolores tarafından verildiğini unutmamamız gerekiyor. Dolores vazgeçip Bernard’ı başka türlü programlayabilir ya da Bernard kendi bilinçli/insan tarafına geçip bu iyi-kötü savaşında bambaşka bir pozisyon alabilir.

Yine de  iyi-kötü savaşının böylesine derinlikli bir dizi için sadece bir yan izlek olduğunu belirtmek istiyorum. Dizinin ilk sezonundan beri üstünde durduğu temel mesele görünüş ve gerçeklik arasındaki fark. O yüzden iyi ve kötünün de göründükleri gibi olmadığını tecrübe edebiliriz. Bu dizinin en iyi yaptığı şey bu “aslında böyleymiş” trüğünü kapsamlı araştırmalarla, günümüzde anlam ifade edecek şekilde ve sırtını HBO gibi dev bir şirketin kaynaklarına/olasılıklarına dayanarak yapabiliyor olması. İlk sezonda bu içinde olduğumuz kovboylar dünyasının aslında bir “eğlence parkı” olduğunu, sadece insanlar tarafından programlanmış bir robot olduğunu anlayan Dolores ve Meave ile birlikte öğrendik. İkinci sezonda bir “eğlence parkı” olarak tasarlanmış bu ağın işlevinin, büyük bir şirketin yapay zeka üretimi konusundaki gösterişinden ziyade, bu parka “eğlenmeye” gelen dünyanın en varlıklı yüzde 1’ine dair veri depolamak olduğunu, zavallı robotlarken birçok açıdan kendi yaratıcılarından daha üstün olduğunu kavrayan hostlar üzerinden öğrendik. Şimdi üçüncü sezonun bize ne söyleyeceğini henüz tam bilemesek de dizinin bu son sezonuna kadar eğitilmiş/programlanmış zihinlerimizle “Aslında gerçek dünya sandığımız yer de bir Futureworld mü?”, “Yoksa yeni sezon Dolores ve Meave gibi iki sentient robotun çatışmasının ne boyutta olacağını merak eden bir teknoloji mogul’unun simulasyonu mu?” gibi sorular ortaya atabiliriz.

Ama sezon başladığından beri bu konuda beni düşündüren birkaç şey daha var. ilk bölümde geçen gerçek hayat olduğunu sandığımız bir ortamda ortaya atılan “Yoksa hepimiz bir simülasyonda mıyız?” sorusu ve ikinci bölümde parkın hostların tamir edilip tekrar hizmete sunulduğu laboratuvar kısmında gözümüze sokulan teknisyen kılığındaki Game of Thrones yaratıcılarının başında durduğu ve yeni bir start up’a satıldığı söylenen “bu bariz Drogon” dediğimiz bir ejderha… ki Game of Thrones’un da bir HBO yapımı olduğunu hatırlatmaya gerek olmasa gerek. Bütün bu üretim… Simülasyon içinde simülasyon… İnsan gibi robotları, robot gibi insanları bizim için mümkün kılan tek yer, başından kalkamadığımız ekranlarımız. Yoksa… Aslında HBO, Delos’un ta kendisi mi?

Bir düşünün.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information