Çağımızın ve sinema tarihinin en önemli yönetmenlerinden Werner Herzog ile 32. Avrupa Film Ödülleri kapsamında buluştuk. Herzog, alacağı Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nün kendisi için değeri, yeni medyaya karşı tutumu, The Mandalorian ve Scorsese’nin Marvel filmleri hakkındaki fikirleri gibi konular üzerine sorulan soruları yanıtladı.

İlk filmini henüz 19 yaşındayken yapan Werner Herzog, özellikle Yeni Alman Sineması için önemli bir figür. Aynı zamanda bugüne dek Nicole Kidman, Christian Bale, Nicolas Cage gibi birçok Hollywood yıldızıyla da çalışan Werner Herzog yetmişten fazla yapıta imza atan, üretken bir sinema insanı.

Yakın zamanda birçok projede oyuncu olarak gördüğümüz Herzog, Jack Reacher (2012)’da kötü bir karaktere (The Zec) hayat verdi örneğin. Kötü bir karakteri korkutucu olarak canlandırmasını istediklerinde bunu yapabileceğini bildiğini söyleyen yönetmen “Sahne cinselliğe veya vahşete dair hiçbir şey içermiyordu ancak o kadar korkutucuydum ki, benden defalarca daha az korkunç olmam istendi” dedi. Herzog, röportaj sırasında The Mandalorian’da canlandırdığı karakterin (The Client) doğasıyla ilgili sorulan soruya ise “Kötülüğü tatışılabilir, ancak kesinlikle güvenilmemesi gereken, karanlık bir karakter” cevabını verdi.

“15-17 yaş aralığındaki çocuklar daha ebeveynleri hayatta değilken yaptığım filmlerin hayranlığıyla bana ulaşıyorlar.”

Usta yönetmene, The Mandalorian’daki rolüyle kendisini farklı bir izleyici kitlesine ulaştırmış olma olasılığı ve bu konuda ne hissettiği de soruldu. Usta isim bu soruya cevaben her ne kadar bu tür platformların izleyici kitlesini net bir şekilde görmek mümkün olmasa da, yaklaşık 1200 kişilik salonda gerçekleşen bir gösterimde yapılan analizle, dizi izleyicisinin en az %60’ının genç Star Wars hayranlarından oluştuğunu ve seçilmiş, genç bir kitleye ulaşabildiklerini gördüklerini anlattı. “İzleyici tepkileri hiçbir şekilde kurgulanmış değil, tanıdıkları bir karakteri gördükleri zaman doğal bir coşkuyla karşılıyorlar, sosyal medyada yaptığım küçük bir yorum bile milyonlarca insan tarafından konuşuluyor ve bu çok farklı bir duygu” dedi. Herzog, yeni medyanın kaçınılmaz olduğundan, emin adımlarla geldiğinden ve durdurulmasının mümkün olmadığından söz etti. Cannes Film Festivali’nin Netflix gibi platformlarda yayınlanan filmleri kapsam dışı bırakma çabasına da değinen yönetmen, Cannes’ın bu tutumunda daha fazla ısrarcı kalamayacağını söyledi. Sinema her ne kadar kendisi için en büyük savaş olsa da, bu konuya nostaljik olarak bakmadığını, bunu bir avantaj olarak kullandığını belirtti. 55’e yakın filminin internetten ulaşılabilir vaziyette olduğunu söyledi. Genç izleyici kitlesine hitap edişinin The Mandalorian’dan önce başladığını ekledi.

Filmleri ve doğa unsuru arasındaki ilişki sorulduğunda, hayatta iyi bir asker olmayı önemsediğinden bahseden Herzog, dışarıda olmaktan ve çalışmaktan hoşlandığını ancak insan ve doğa arasındaki ilişkiye özellikle değinmeyi hedeflemediğini söyledi. Aynı zamanda, kendisi için hayattaki en önemli şeyin ne olduğu sorulduğunda ise, “Hayattaki en önemli şey şu an, geçmişe çok fazla dönüp bakmam” dedi.

“Nasıl kötü bir yorum iyi bir filmi kötü yapmıyorsa, kazandığım ödüller de yaptığım filmleri daha iyi veya kötü yapmıyor.”

Bu yıl 32’incisi gerçekleşen Avrupa Film Ödülleri gecesinde Hayatboyu Başarı Ödülü’ne layık görülen Werner Herzog’a ödülü ne kadar önemsediği sorulduğunda, önemsemediği cevabını verdi: “30, 40 yıl öncesinde yılda bir bazen iki film vizyona sokuyordum. Şimdi ise, geçtiğimiz 12 ay içerisinde 3 uzun metrajlı film yaptım, hatta şu anda burada oturuyorken bile, bir başka filmimin Los Angeles’ta kurgusunu yapıyor olmalıydım. Şu an çok üretkenim, böyle bir ödül, sahneye tekerlekli sandalyeyle çıkacak durumda olduğumda verilseydi daha anlamlı olurdu.”

“Film yapmak istiyorsanız kitap okuyun!”

Başarılı yönetmene Scorsese’nin Marvel sinematik evreni konusunda yaptığı ‘sinema değil’ yorumu konusunda da bir soru yöneltildi. Bu tartışmanın bir parçası olmadığını, bu konuya geleneksel yaklaşmadığını belirten Herzog, zamanın hızlıca değiştiğini ve onların da sinemanın spesifik bir türü olduğunu düşündüğünü belirtti. Gençlerin artık sinemaya gitmeyi tercih etmediğini, kitap bile okumadıklarını söyleyen yönetmen, öğrencilerine her zaman kitap okumalarını tavsiye ettiğini söyledi.

Geçmişte farklı operaları sahneye koyan Herzog, yönetmen olmasına rağmen film izlemediği konusundaki soruya ise, “Daha önce opera evine de gitmedim, bir iki sahnelemeye katıldım, ancak hepsi çok kötüydü. Çünkü biliyordum ki, ben olsam daha iyi yapardım. Kendi filmlerimi ölçmek için başka filmlere ihtiyacım yok, zaten yeterince net görebiliyorum.” diyerek cevap verdi. Filmleri arasından bir favori seçmesi istendiğinde, hepsini çok sevdiğini söyledi. Konu kendi filmleri olduğunda en kötü hakem olduğunu söyleyen Herzog, neredeyse bütün filmlerinin internette var olduğunu ve herkesin kendi seçimini yapabileceğini söyledi.

“Nicole Kidman gerçek bir silah arkadaşı, kesinlikle korkusuz ve yapabileceklerinin en uç noktasına erişene kadar gerçekten çok çalışıyor.”

Birçok Hollywood yıldızıyla da çalışan Werner Herzog, hepsinin tam anlamıyla bir profesyonel olduğunu söyledi. Christian Bale (Rescue Dawn)’in oldukça profesyonel olduğunu, Nicolas Cage’in (Bad Lieutenant) oyunculuk konusunda herkesten farklı bir derinliğe sahip olduğunu söyledi. Birbirimizle çalışacağımızı bilmesek Cage de ben de film için kontratlarımızı imzalamazdık ve bu durum, bizi yapım şirketinin olası yönlendirmelerine karşı güçlü bir takım haline getirdi dedi.

Ünlü yönetmene birlikte beş farklı filmde çalıştığı Klaus Kinski (My Best Friend) ile yollarının kesişmesinin kariyeri üzerinde yarattığı etki soruldu. Herzog, karşılaşmalarının ikisinin de hayatını değiştirmediğini söyledi. Sözlerine, “Tehlikeli dönemeçlerden geçen yoğun bir çalışma ilişkimiz vardı. İkimiz de limitlerinin dışında bir şeyler aradığımız için, zaman zaman tehlikeli alanlara girdik. Bu gayet normal, benim işim böyle bir şey zaten. Bunun dışında, Kinski’den daha iyi oyuncularla çalıştım.” diyerek devam etti. “En iyiyi konuşmak istiyorsanız, Bruno S.’den (Kaspar Hauser, Stroszek) bahsetmeliyiz, çünkü ekranda onun gerçekliğinden daha gerçek birini görmedim.” dedi.

Werner Herzog, kariyeri boyunca Amazon Ormanları, Sahra Çölü gibi uç ortamlarda çekimler yaptı. 1977 yılında ise La Soufrière – Warten auf eine unausweichliche Katastrophe isimli filminde patlamaya hazır aktif bir yanardağda bulundu. Kendisine, tehlikeli ortamları tercih edişi ve özellikle La Soufriere… filminde tüm ekibi tehlikeye sokuşuyla ilgili sorulan soruya, macera yaşamanın verdiği heyecanın peşinde olmadığını ancak bir iki kez hayatıyla kumar oynadığını söyleyerek cevap verdi. “Böyle bir kumar söz konusu olduğunda tehlikelerin farkındayım ve tehlikeli durumlarla iyi başa çıkarım ancak, bu durum, tahmin edilemez ve farklıydı çünkü bilimsel olarak herkes yanardağın patlayacağını ve bu olduğunda üst kısmının birçok atom bombasının beraber patlaması gibi büyük bir etkiyle havaya uçacağını, bu yüzden, uzak durmamız gerektiğini söyledi.” dedi. Sözlerine, “Durum böyle olsa da bunun ne zaman olacağı bilinmiyordu” diyerek devam etti. Herzog, görüntü yönetmenlerine dönüp bütün engelleri aşıp dağa ulaştıktan sonra ne yapmak istediklerini sorduğunu anlattı ve bunun tamamen kendi kararları olduğunu belirtti. Ne olursa olsun kendi kararı kesin olan ve diğerlerinin kararına saygı duyan Herzog’a çekimi yaparken görüntü yönetmenleri de eşlik etti. Ortaya çıkan sonucun kendisi için tatmin edici olmadığından bahsetse de, kendisine göre bütün sorunun aslında filmin kendileri için sahip olduğu değer ile, hayatlarının değeri arasındaki kıyasa dayandığını ve çok temel olduğunu düşündüğünü söyledi. Yönetmen, sözlerine, “Filmi bitirmek istiyorduk, ancak çekimlerimiz biter bitmez oradan hızlıca uzaklaştık” diyerek devam etti.

“Yakınlaşmamızı sağlayan internet, aslında yalnızlaşmamıza sebep oluyor.”

Werner Herzog, aynı zamanda Family Romance LLC isimli filminin gösteriminden önce ufak bir söyleşi gerçekleştirdi. Bu söyleşi sırasında Herzog, filmin hikayesinin eski bir öğrencisi tarafından keşfedildiğini söyledi.

Eski öğrencisinin iki yıl içerisinde önemli bir başarıya ulaşan Tokyo’daki bir “aile sevgisi şirketi” ile ilgili yazdığı makale üzerine, bu hikayenin filmini yapmazsa kendisinin yapacağını söylediğinden bahsetti. Tokyo’daki bu şirket, yanlızlık çeken insanlara para karşılığında arkadaş ve hatta aile üyesi rolünü oynayacak aktörler kiralıyordu ve usta yönetmen bunun insanlığın temel yalnızlığı ve bizleri git gide daha da yakınlaştıran internetin aslında bir o kadar da yalnızlaştırdığı konularını ön plana çıkardığını düşündüğünü anlattı.

Bizler yaradılışımız gereği yalnızız ve ne kadar çok internet erişimimiz olursa o kadar fazla yalnızlaşıyoruz, içinde bulunduğumuz yüzyıl insanlığın en yalnız olduğu zaman dilimi dedi. Hikayeyle tek ilgilenenin kendisi olmadığından bahseden Herzog, yasal haklarının alımıyla ilgilenenler arasında Spielberg’in yapım şirketi, ünlü aktör Ryan Gosling’in de olduğunu ancak içlerinden kamerasını alıp gerçekten çekmeye gidenin sadece kendisi olduğunu söyledi. Tokyo’ya giderek şirketin kurucusuyla buluştuğunu, oyuncu seçimleri sırasında hikayeyle ilgili daha fazla detay elde ettiğini ve en sonunda kurucu Yuichi Ishii’yi de başrolü oynamaya ikna ettiğini anlattı. Aynı zamanda her ne kadar film, gerçeğe dayalı hikayesiyle belgesel sanılsa da, filmin kurmaca senaryosuyla bir belgesel olmadığının altını çizdi. Filmin yapımında tek başına aldığı çeşitli sorumluluklar yüzünden çalışan kadroyu listelerken isimler uydurmak durumunda kaldığını anlatırken, genç sinemacılara ise sahip oldukları bütçelerle ilgili bahaneler üretmektense film yapmalarını söyledi.

Usta yönetmen Werner Herzog 7 Aralık Cumartesi gecesi gerçekleşen 32.Avrupa Film Ödülleri’nde Hayatboyu Başarı Ödülü’nü, geçmişte defalarca Oscar’a aday gösterilen yönetmen Wim Wenders’den teslim aldı.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information