Pek çok canlıda olduğu gibi insanın da genetik materyali birçok faktörle birlikte şekillenir. Bu bağlamda anne babadan gelen kalıtsal özellikler kadar çevre de bir bünyenin gelişmesinde önemli bir etmendir. Buna paralel olarak benliğimizin oluşmaya başladığı ilk yıllardan itibaren birikegelen deneyimler yavaş yavaş kimliğin oluşmasına önayak olur ki tüm bu süreçte, tıpkı insan biyolojisindeki gibi, ebeveynler yani aile kadar sosyal çevrenin de yadsınamaz bir etkisi olduğu aşikâr. Hayat boyu süren bütün bu kendi kendini bulmaya çalışmanın en sancılı ve yoğun süreci ise, kimliğin pek de fazla bir şey ifade etmediği çocuklukla belki de her şey olduğu yetişkinlik arasındaki köprü olan ergenliktir hiç kuşkusuz. İşte Luca Guadagnino, yeni dizisi We Are Who We Are’da bu çerçevede şekillenen bir büyüme hikâyesi anlatmaya soyunuyor.

Yakın dönemde Avrupa sineması kadar Hollywood’da da önemli bir yer edinen İtalyan yönetmenle birlikte Paolo Giordano ve Francesca Manieri’nin yaratıcılığını yaptığı dizinin tüm bölümlerini de yine Guadagnino’nun kendisinin çektiğini görüyoruz. Her ne kadar Suspiria, Sen Benimsin – A Bigger Splash, Benim Adım Aşk – Io Sono l’amore gibi oldukça başarılı işlere imza atsa da Luca Guadagnino denilince akla Beni Adınla Çağır – Call Me by Your Name’in geliyor olması, HBO yapımı diziyle film arasında istemsiz bir kıyaslama yapmamıza önayak oluyor. İki işin de birer büyüme hikâyesi olması da cabası.

We Are Who We Are: Guadagnino’dan, Call Me by Your Name Tadında Bir Büyüme Hikâyesi

Orduda görev yapan annesinin New York’tan İtalya’daki bir Amerikan üssüne atanmasının ardından yaşanan zorunlu taşınma sürecinin tam ortasında bulduğumuz Fraser’ı merkezine alıyor We Are Who We Are. Arkasında bıraktıklarından ötürü pek de mutlu olmadığını gördüğümüz bu genç, tarzı ve dış görünüşü itibarıyla bir “asker çocuğu” olmaktan epey uzak. Dolayısıyla kışla benzeri bir yerleşim yeri için fazlasıyla marjinal. Dirlik ve düzenin hâkim olduğu yerleşim yerine girdiği ilk andan itibaren tam bir aykırı tip olarak addedilen Fraser’ın, her şeyin bu denli katı olduğu bir ortamda henüz keşfetmeye çalıştığı akışkan hâliyle doğrudan çatışmaya giriyor olması da pek şaşırtıcı değil. Kimlik kartı için fotoğraf çekilirken bile orduyla sıkıntılar yaşarken, nereye uzandığını bilmediği bir yolculuğa çıktığı sırada kartını ısrarla geri almaya çalışması da tüm bu karakter yolculuğu hakkında önemli doneler veriyor. Bölüm ilerledikçe cinsel kimliği konusunda da bir keşfetme sürecinde olduğunu gördüğümüz Fraser, her ne kadar yeni yaşam yeriyle pek barışık olmasa bile çevresine karşı bir merak da besliyor. Böylelikle onun gözünden ve Luca Guadagnino’nun spontane kamerası eşliğinde bir yolculuğa çıkıyoruz bu askeri bölgede. Ve bu sırada, kendini keşfetme sürecinin yalnızca Fraser ya da Caitlin gibi ergenlik döneminden geçenlerle sınırlı olmadığını görüyoruz. Öyle ki Maggie’yle devam eden ilişkisine rağmen bir erkekle flörtleşen Sarah’ın veya vücudunu Fraser’a sergilemekten çekinmemesine karşın başka bir kadına da ilgi duyan bir askerin karşımıza çıkması, kimlik bulmanın insan hayatının yalnızca spesifik bir bölümünü işgal etmediğinin bir göstergesi olarak beliriyor. Böylelikle yönetmenin sinemasında alışkın olduğumuz katmanlı ve gerçekçi hava da büyük oranda yakalanmış oluyor.

Gelgelelim, Beni Adınla Çağır’ın son sahnesinde Elio’nun şömine ateşine kilitlenen bakışının bir benzerini henüz havalimanındaki ilk sahnede gördüğümüz Fraser, çevre konusunda onun kadar şanslı değil. Elio’nun her koşulda yanında olan ailesi ve onu kucaklayan dış dünyasının aksine ordunun sert kollarına atılan Fraser’ın, buna karşın ailesinden destek gördüğüne dair ipuçları veriliyor ilk bölümde. Bununla birlikte filmin aksine We Are Who We Are’ın oldukça yavaş bir temposu olduğunu belirtmek gerek. Karakterleri ve onların statükolarını tanıtma amacı gütmesi nedeniyle doğal karşılanabilecek bu durumun ilerleyen bölümlerde de devam etmesi dizinin seyir zevkine önemli bir darbe vurabilir. Yine de birçok karakter ve olayın gelişimi için yollar açılmış olması önümüzdeki bölümlerde böyle bir sorunun yaşanmayacağına dair işaretler vermiyor değil.

Kısaca özetlemek gerekirse We Are Who We Are, 1. bölümü itibarıyla, bir diğer Luca Guadagnino yapımı Beni Adınla Çağır’la önemli benzerlik gösterirken ilerleyen bölümler için de umut vadediyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information