Fantezi ya da bilimkurgu türüne dahil edebileceğimiz anlatıların, anlam dünyalarını genişleterek okuyucuların altında yaşadıkları şartlara dair sözler söylüyor oluşu, bu metinlerin daha kıymetli hâle gelmesinin yolunu açıyor şüphesiz. Bu tip metinler büyük bir kısmı -örneğin Yüzüklerin Efendisi- kendi dünyasını, kendi mitolojisini yaratırken, bazıları da hikâyesini üzerinde yaşadığımız dünyada geçecek şekilde kurgular. Yeni bir evren yaratan ya da mevcut dünyayı yaptığı eklemelerle zenginleştiren bu anlatılar, içerdikleri hayal gücü ve yaratıcılıkla da ön plana çıkarlar. Richard Adams’ın 1972’de kaleme aldığı Watership Down, ya da Türkçeye çevrilmiş adıyla Watership Tepesi, fantastik metinlere yeni bir boyut getirir. Zira bu roman, sadece tavşanların ve diğer bazı hayvanların dahil olduğu bir anlatı ortaya koyarken, hâlihazırda bu gezegende yaşanabilecek bir macerayı anlatır, içeriğinde fantastik bir ögeye rastlanmaz. Yine de, yazar Adams’ın tavşanların arasında geçen olayları anlattığı romanı, hayvanlar arasındaki güç mücadelelerini öylesine detaylı ve derinlikli bir şekilde ele alır ki, neredeyse sıfırdan bir dünya yaratır. Fakat, bu dünya aslında üzerinde yaşadığımız dünyanın ta kendisidir. Adams’ın metninin etkileyiciliği de birincil olarak bu noktadan ileri gelir. Okuyucuyu doğada var olduğunu bildiği hayvanlara başka bir açıdan bakmaya davet eden roman; tavşan ya da insan, tüm canlıların var olmak ve öteki olarak adlandırdıkları toplulukları alt etmek adına girdikleri mücadelenin yansımasıdır aslında.

Richard Adams’ın, sadece tavşanlar arasında geçen bir hikâye olarak tanımladığı ve herhangi bir alegori barındırmadığını söylediği romanının beyazperdeyle buluşması ise 1978 yılına denk geliyor. Romanla aynı ismi taşıyan bu uzun metrajlı animasyon oldukça sadık bir uyarlamadır. Tavşanların arasındaki son derece sert iktidar mücadelesinin yanında dini ve mitolojik çağrışımlara kapı açan detaylar içeren romanın uyarlaması da bu sertliğin hakkını verir. Tüm zamanların en başarılı animasyon filmleri arasında sayabileceğimiz 1978 yapımı Watership Down’ın çocuklar için bir korku filmi olarak tanımlanması da bu yüzdendir. Hatta, çocukluğunu bu dönemde yaşamış, filmi küçük yaşlarda izlemiş birçok kişide travmatik etkiler yarattığı söylenir. Görsel açıdan dönemin Disney çizgi filmlerini andıran animasyon, anlatının devamında, iktidar kavgası sertleştikçe ve işin içine kan dökülmesi girince başka bir boyut kazanır. Çizgi filmlerden tanıdığımız, sempati duyduğumuz hayvanların dünyası başka bir yöne meyletmiş; insanların öldüğü çatışma alanlarından farksız hâle gelmiştir. 1978 tarihli yapımın önemi, doğanın her katmanında yaşanan çetin ve acımazsız mücadeleleri görselleştirmesinden ileri gelir. Bu filmde görürüz ki, zihnimizde doğadaki en masum görünümlü hayvanlardan biri olarak kodladığımız tavşan dahi güç mücadelesinin bizzat öznesi olabilir. Film, özellikle çizgi filmlerde yaratılan toz pembe doğa temsilinin üzerindeki örtüyü kaldırır ve ortaya çıkan sert tabloyu seyircinin hiç de alışık olmadığı bir görsellikle yüzüne vurur.

Watership Down: Tavşanlar ve Diğer Canlılar Arasında

Netflix’in BBC ortaklığıyla hayata geçirdiği yeni Watership Down uyarlaması, dört bölümden oluşan bir mini dizi. Tamamı bilgisayar ortamında hayata geçirilmiş animasyonlardan oluşan bu dizi, Adams’ın romanın sayfalarında yarattığı dünyayı, 1978 yapımı filmin aksine, tüm gerçekliği ve çirkinliğiyle ekrana getirmeye çalışıyor. Zira 1978 yapımı film, kullanılan animasyon tekniğinin gereği olarak hemen hemen tüm karakterleri -yani tavşanları- az ya da çok sempati duyulabilecek biçimde resmediyor; sempatik tonu böyle yüksek olan dünyanın sert ve kanlı bir anlatıyla buluşması şok edici bir etki yaratıyordu. Yeni Watership Down uyarlamasında kullanılan animasyon tekniği ise, yapımın elini iki farklı açıdan zayıflatıyor. Daha gerçekçi bir animasyon tekniğiyle yaratılmak istenen dünyanın etkisiyle, anlatı şok edici etkisini büyük ölçüde kaybediyor. Sempatik tavşanların şiddete yönelip kana bulanmasının etkisiyle, gerçekçi bir şekilde resmedilmiş tavşanların aynısını yapması arasındaki etki farklı oluyor hâliyle. Buna, dizide görünen kan miktarının azalmasının da etkisi olduğunu söyleyebiliriz. Tavşanlar arasında geçen kavgaların, kullanılan animasyon tekniği sonucu oluşan görsel dünyanın kaldırabileceğinden daha “yumuşak” bir şekilde ekrana geldiğini söyleyebiliriz. Zira kurulan dünya fazlasıyla sert, gerçekçi ve yer yer gerçekten karanlık. Bu sebeple daha vahşi kavga sahnelerinin eksikliğinin hissedildiğini söyleyebiliriz. Çünkü Watership Down, anlatı bağlamında tam olarak bu gerçeklik ve vahşilikten beslenen bir metin. Bu durumun politik yansımalarını hâlâ bünyesinde taşıyan dizinin anlatının görsel karşılığını, özellikle Netflix gibi cesur bir platformda yayınladığını da göz önünde bulundurarak, veremediğini söyleyebiliriz. 2018 yapımı Watership Down’ın animasyon açısından bir diğer dezavantajı da, kullanılan tekniğin biraz eski görünmesi. CGI ya da performans yakalama gibi teknolojilerle (burada bir başka Netflix yapımı Mowgli’yi hatırlamakta fayda var) ortaya koyulanlardan çok daha eski görünüyor bu mini dizi. Hatta biraz da mübalağa ederek gördüğümüzün 2000’lerin ortalarında üretilmiş bir bilgisayar oyunu gibi göründüğünü dahi iddia edebiliriz. Bu da 2018’de karşımıza çıkan animasyon formatındaki bir dizinin etkileyiciliğinin azalmasına sebep oluyor ister istemez.

Yeni Watership uyarlaması metinsel anlamda ise romanın hakkını büyük ölçüde veriyor diyebiliriz. Bir tavşan kolonisinin yaşam alanı, insanların o bölgeye gelmesiyle tehdit altına giriyor. Bu kolonideki tavşanlardan Fiver, gördüğü halüsinasyonlar aracılığıyla geleceğe dair fikir sahibi olabilme özelliğine sahip. Yaşam alanlarının tehdit altında olduğu haberini de koloniye ileten Fiver oluyor ve bir grup tavşan oradan ayrılarak yeni yurtlarını bulmak adına bir yolculuğa çıkıyor. Watership Down’ın iskeletini bu yolculuk oluştursa da, roman alt metin anlamında oldukça zengin anlatı sunuyor. Romanın yazıldığı dönemde dünyada esen Soğuk Savaş rüzgarlarından militarizmin toplulukları etkileme biçimine, kadınların erkekler tarafından dış dünyadan soyutlanmasından radikal inançlara birçok gönderme, yeni mini dizide de kendini hissettiriyor. Bu bağlamda dizinin yönetmeni Noam Murro’nun başarılı bir dünya kurduğunu söyleyebiliriz. İzlediğimiz olayların üzerinde yaşadığımız dünyada geçiyor oluşu fikrinden bir an olsun uzaklaşmamıza izin vermiyor yönetmen. İnsanların ve insan üretimi araçların, binaların varlığına birçok noktasında şahit olduğumuz dizi, tavşanların arasında bölünme ve kamplaşmaya odaklanarak hikâyesini katmanlandırıyor. Zira buradan hareket dizi, herhangi bir canlı türünü doğrudan işaret etmeden toplulukların aralarında kurulan güç dengeleri ve iktidar mücadelesi üzerinden zengin bir anlam dünyası ortaya koyuyor.

Yönetmen Murro’nun özellikle takip-kovalamaca sahnelerinde aksiyonu yakalama konusunda çok iyi bir iş çıkararak dizinin seyir zevkine önemli bir katkı yapıyor. Ek olarak, James McAvoy, Nicholas Hoult, John Boyega, Olivia Colman gibi isimlerin yer aldığı seslendirme kadrosu, izleyicinin özdeşlik kurma şansının düşük olduğu tavşanların birer karakter olarak ekrana gelmesini sağlıyor. Son söz olarak, Watership Down’ın animasyon tekniği açısından sınıfta kalsa da, anlatısının derinliğiyle izlenilmeyi hak eden, zengin Netflix kataloğu içinde gözden kaçmaması gereken bir yapım olduğunu söyleyebiliriz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi