Alan Moore ve Dave Gibbons’ın 1986-87 yıllarında DC Comics tarafından yayınlanmış çizgiroman serisinin uzun zamandır merakla beklenen televizyon uyarlaması, HBO’da yayın hayatına başladı.

1921 senesinde, Oklahoma’da bir sinema salonunda, o dönem için süper kahraman hikâyesi sayılabilecek bir sessiz filmin gösteriminde açılıyor dizi. Alışılmadık bir şekilde, suçlu şerifi kilise cemaatine teslim eden maskeli kahraman, bir siyah. Ve gerçek bir karaktere dayanıyor. 1800’lerin ikinci yarısında efsaneleşmiş kanun adamı Bass Reeves hakkındaki filmi, koca salonda izleyen tek bir çocuk. Sessiz sinema dönemine özgü bir adetle, salonda yer alan piyanoda çalınan müzik, filme eşlik ediyor. Bass Reeves’in kahramanlıklarını kim bilir kaçıncı kez izlerken coşan, kanundan kaçılamayacağına dair diyalogları ezberden tekrarlayan, kendini güvende hisseden çocuk, annesinin müzikle aslında dışardaki gürültüleri bastırmaya çalıştığının farkında değil.

Yedi yaşındaki oğlanın anne babasıyla beraber sinema salonundan sokağa çıkışı, bizi de kentte olan bitene şahit ediyor. Oklahoma’nın Tulsa kentinde, Black Wall Street Katliamı olarak tarihe geçmiş olayların ortasındayız. Bu organize ırkçı saldırıda, bugün tam olarak bilinmeyen sayıda siyah erkek, kadın ve çocuk öldürülmüş. Binaları yakılmış. Sadece ırkçı grupların değil, bölgede para ve imtiyaz sahibi beyazların da desteklediği bir katliam bu. Çünkü siyah kesimin gitgide zenginleşmesi ve kendi ekonomilerini yaratmasını tehdit olarak görüyorlarmış.

Günümüzle güçlü bağlar kuran bir açılış sekansı bu. Evet, sinema perdesinde veya ekranda siyah kahramanların yüceltildiği, galip geldiği filmler ya da diziler izliyor olabilirsiniz. Fakat bu, gerçek hayatta, sokaklarda siyah halkın hâlâ katledildiği gerçeğini saklamaya yetmez. Black Panther milyar dolarlarca hasılat yapıp Oscar ödülleri kazanabilir, rap müzik yediden yetmişe herkesin dilinde olabilir. Fakat kendileriyle eşit haklara sahip, kültürü yönlendiren, Amerikan başkanı seçilebilen, ekonomik güçleri yadsınamaz bir siyah toplumun varlığı, ırkçı beyaz grupları da harekete geçiriyor. Trump gibi bir adam Amerikan Başkanı seçiliyor. Hatta ikinci kez seçilmesi çok mümkün gözüküyor. Nazi sempatizanları Amerika’da ve başka ülkelerde de cirit atıyor. Kimi zaman güvenlik güçleri tarafından da gelen ırkçı saldırılar, siyah bireylerin sokaktaki güvenliğini tehdit ediyor.

Moore ve Gibbons’ın çizgiromanı, kendi döneminin endişeleri üzerine kurulu bir alternatif tarih yaratıyordu. Dolayısıyla kurulan dünyanın eksenini Soğuk Savaş ve ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki nükleer savaş tehdidi belirliyordu. Bugünse tüm dünya için faşizmin yeniden yükselişi söz konusu. Damon Lindelof’un yaratıcısı olduğu dizi de merkezine bunu alıyor. Çizgiromanı serbestçe günümüz Amerika’sına uyarlayan Lindelof, kendi kaleme aldığı ilk bölümde, faşizm ve ırkçılık temalarını, Watchmen’e özgü bir alternatif tarih kurgusu içinde ele alıyor.

Bölümün açılış sekansı sona ererken, o oğlan çocuğu Tulsa Katliamı’ndan kurtulmayı başarıyor. Bebek yaştaki bir kız çocuğunu da kendisiyle birlikte kurtarıyor. Çocuğun cebinde babası tarafından yazılmış bir not var. Mektuba benzer bir metnin yer aldığı kağıdın arkasına büyük harflerle yazılmış. “Watch Over This Boy” diyor orada. Noktalama işareti yok ama tek bir virgül, cümlenin anlamını değiştirebilir. “Bu çocuğa göz kulak olun” mu demek istiyor not? Yoksa “Buna göz kulak ol, çocuk” mu? Hikâyenin gelişiminde önemli olan çocuk mu, yoksa kağıdın arkasında yazılanlar mı, daha ilerde keşfedeceğiz herhâlde. Ama öykü 2019’a döndüğünde, çocuk yeniden karşımıza çıkıyor. Artık 105 yaşında. Ve not hâlâ yanında.

Watchmen 1. Sezon 1. Bölüm: Redford Amerikası

Beklenmedik bir dünyadayız. Yine Tulsa’da. Fakat tarihin bildiğimizden farklı aktığı, alternatif bir gerçeklik. Siyah kesim toplumsal yaşamda çok aktif. Kenti onların kültürü şekillendirmiş. Polis teşkilatı içinde bile yüksek oranda temsil ediliyorlar. Bu farklılık neden?

Dizi, çizgiromanın finalinde aktör Robert Redford’ın siyasete atılmayı düşündüğü noktadan alıp, bizi Redford’ın en uzun süredir Beyaz Saray’da oturan Amerikan Başkanı olduğu bir dünyaya sokuyor. Reagan Amerikası değil, Redford Amerikası! Sol liberal bir dünya görüşünün 1992’den beri iktidarda olduğu, silah sahibi olmanın bile çok katı prosedürlere bağlandığı, belli ki bazı açılardan bizim şu an yaşadığımızdan çok daha özgürlükçü ve eşitlikçi ama tam da bu sebepten ırkçı görüşlerin de daha sert tezahür edebildiği bir dünya.

İzlediğimiz ilk 2019 sahnesinde, daha sonra “Seventh Kavalry” adlı ırkçı oluşumun üyesi olduğunu anlayacağımız bir beyaz adam, radyodaki hiphop şarkısına eşlik ederek arabasıyla yol alıyor. Aynı vurgu burada da var. Siyah kültürün popülerliği sizi yanıltmasın. Irkçılık hâlâ canlı.

Araba polis tarafından durdurulduğunda, bu yeni gerçekliğin çetrefilli ve deşifre etmesi zor yüzüne dair ipuçları almaya başlıyoruz. Amerika’da siyah bir şoförün, beyaz bir polis tarafından durdurulduğu zaman, işin içinde ırkçı görüşler varsa, bunun nerelere varabileceğini çok iyi biliyoruz. Fakat bu kez beyaz bir şoför, siyah bir polis tarafından durduruluyor ve pek de sorgulanmadan, ufak bir detay sebebiyle tehlikeli muamelesi görüyor. Bildiğimiz siyah-beyaz gerilimi tersine dönüyor. Ve bu kez polisin yanlı muamelesinde haklı olduğunu da kısa süre sonra anlayacağız. Roller tersyüz edilirken, kolay cevapların peşinde olmadığını hemen belli ediyor dizi.

Her biri Rorschach maskeleri takan ırkçı grubun, yakın geçmişte polislere yönelik geniş çaplı saldırılar düzenlediğini, çok sayıda polisin bu saldırılarda öldürüldüğünü, dolayısıyla polis memurlarının artık yüzlerini gizleyen sarı maskeler taktıklarını, kimliklerini kamudan sakladıklarını öğreniyoruz.

O dönem bastırılan Kavalry tehdidi bir kez daha gün yüzüne çıkarken, tanımaya başladığımız yeni kahramanlarımızın polis teşkilatına bağlı çalıştıklarına ve henüz ellerinde somut kanıtlar olmadığı hâlde, sadece bireysel şüphelerle ev basmaktan, bir şüpheliden işkence yoluyla bilgi almaktan, yasalara aykırı biçimde ateşli silah kullanmaktan çekinmediklerine şahit oluyoruz. Çizgiromandan ve Zack Snyder’ın 2009 tarihli filminde de iyi bildiğimiz, üzerine kan damlamış gülen surat rozetinin yerine, aynı şekilde kana bulanmış polis rozeti geçiyor.

Siyah bir kadını kahramanı olarak konumluyor dizi ama püripak bir kahramanın eylemleriyle tanımlamıyor onu. Tüm karakterlerini gri bir alanda bırakıyor. Bu sene izlediğimiz Amazon dizisi The Boys gibi, kötülüğün aslında süper kahramanlık müessesesinden çıktığı bir tepetaklak etme de değil bu kez karşımızdaki. İyilerin kanunsuz davranmakta beis görmediği, kötülerin süper kahramanları idol seçtiği, safların tamamen birbirine geçtiği bir dünya. En ilgi çekici tarafı da bu zaten.

Watchmen 1. sezon 1. bölüm, bazı ana karakterlere ve dizinin tematik meselelerine girizgah işlevi görüyor. Ama bu alternatif dünyanın birçok detayına, dünyayı o noktaya getirmiş olan tarihsel sürece henüz girmiyor. Ancak çizgiromanların öyküyü bıraktığı noktaya sadık davranır gözüküyor. Gökten mürekkep balıkları yağıyor mesela. Dr. Manhattan’ın hâlâ Mars’ta yaşadığı bilgisi arada geçiyor. Jeremy Irons tarafından canlandırılan ve İngilitere’de toplumdan izole bir hayat süren karakterin Ozymandias olabileceği sezdiriliyor. İlerleyen bölümlerde paralel evrenler ve/veya zaman makinelerinin öyküye girebileceğinin de sezdirildiği gibi… Çok fazla açıklama yapmıyor bu ilk bölüm. Sadece dizinin kurduğu dünyayı tanıtmak yönünde bazı temkinli adımlar atıyor.

Amerika’daki televizyon yazarlarının söylediklerinden anladığımız, dokuz bölümlük bu ilk sezon, asıl üçüncü bölümden itibaren açılacak. Lindelof’a sonsuz güvenimizin sebebi olan The Leftovers’ta da tam olarak aynı şeyi yaşamıştık. Fakat bu ilk bölümün de merak uyandırıcı, kışkırtıcı bir açılış olduğu muhakkak. Sezona dair ipuçları taşıyan yeni fragmandan, Dr. Manhattan’ı veya artık FBI ajanı olan “Silk Spectre II” Laurie’yi de önümüzdeki bölümlerde izleyeceğimiz anlaşılıyor.

Belli ki sabırsız seyircilere göre bir dizi olmayacak Watchmen ama sabredeni de ödüllendireceğini tahmin ve umut ediyoruz şimdilik…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi