Bir romanı ekrana uyarlama eylemi –ister sinemaya ister televizyona olsun- belli başlı zorlukları beraberinde getirir. Sayfada betimlenen manzarayı görsel olarak ekrana yansıtmak bu zorlukların aşılması en kolayıdır. İçsel olanın dışavurumu, dillendirilmeyenin dillendirilmesi ise bir uyarlamada aşılması çok daha zor engeller olarak karşımıza çıkar. Hele ki Yolda – On the Road, Bin Dokuz Yüz Seksen Dört – 1984, Cesur Yeni Dünya – Brave New World gibi hayata, topluma, insanlık hâline dair söylemek istediklerini okuyucuyla paylaşmak için hikâyesini araç olarak kullanan romanlar söz konusuysa. Yabancı Dilde En İyi Film Oscarı’na aday olan Embrace of the Serpent - El abrazo de la serpiente ve Göç Mevsimi - Pájaros de verano ile adından övgüyle söz ettiren Kolombiyalı yönetmen Ciro Guerra’nın, dünya prömiyerini 76. Venedik Film Festivali’nde yapan son filmi Waiting for the Barbarians, tam da böyle bir romandan uyarlanıyor. Pulitzer ödüllü Güney Afrikalı yazar J. M. Coetzee’nin Türkçeye Barbarları Beklerken adıyla çevrilen romanından uyarlanan Waiting for the Barbarians, geniş topraklara yayılmış, hayali bir imparatorluğun 20. yüzyılın başlarındaki Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan esintiler taşıyan hudut bölgesinde geçiyor ve burada yerel idareden sorumlu olan sulh hâkimine (Mark Rylance) odaklanıyor. Sınırlarının hemen ötesinde İmparatorluk tarafından “barbarlar” olarak nitelendirilen göçebe kabilelerin yaşadığı bu hudut bölgesinde huzuru sağlayan Sulh Hâkimi, günlerini yerel halk arasında çıkan küçük sorunları çözerek ve ele geçirdikleri bu bölgedeki eski medeniyetlerin kalıntılarını inceleyerek geçiriyor, ta ki İmparatorluk tarafından denetim için gönderilen polis amiri Albay Joll (Johnny Depp) gelene kadar. Çünkü Albay Joll’un gelişi ile birlikte, nereden çıktığı belli olmayan bir “barbar tehdidi” de baş gösteriyor. Çocuk yaştaki yeğeninin iyileşmeyen yarasına derman bulmak için şehre girmeye çalışan bir çoban, bir anda İmparatorluk’a karşı ayaklanma hazırlığında olan bir barbara dönüşüveriyor. Uyarlandığı roman gibi Ciro Guerra’nın filmi de, iktidarların istediklerini elde etmek için hayali düşmanlar, tehditler üretme konusunda ne kadar yaratıcı, ne kadar istekli olabileceğini gözler önüne seriyor. Hayali bir imparatorluğun güneş altında kavrulmuş bu uzak köşesi, bir anda bugün dünyanın dört bir yanında –ki çok da uzağa bakmamıza gerek yok- gördüğümüz yozlaşmış düzenlerin bir temsiline dönüşüyor. Albay Joll, sorgu sırasında İmparatorluk’un isteklerine hizmet edecek cevapları almak için akıl almaz işkencelere başvururken, Sulh Hâkimi kenara çekilip bu vahşetin yaşanmasına seyirci kalmaktan başka bir şey yapamıyor. Joll ve adamları istediklerini alıp şehirden ayrıldıktan sonra adeta bu kara lekeden kurtulmak istercesine yaşananlara dair tüm izleri silmeye çalışan Sulh Hâkimi, bir süre sonra sokakta dilenen bir kadınla (Gana Bayarsaikhan) karşılaşıp, onun maruz kaldığı işkenceleri ve üzerinde bıraktığı izleri görünce, seyirci kaldığı insanlık suçlarıyla yüzleşmek zorunda kalıyor. Bu yüzleşmenin yarattığı farkındalık, onu İmparatorluk için baş edilmesi gereken bir muhalif, bir tehdit hâline getiriyor. Waiting for the Barbarians: Düşmansız Var Olamayan Bir Devlet "Burası sınır, burası hiçbir yer, burada tarih yok." Mevsimlere göre dört bölüme ayrılan film, buradan hareketle hikâyesini Sulh Hâkimi’nin, İmpatorluk’u temsil eden Albay Joll ve türevleriyle karşı karşıya gelmesi üzerinden kuruyor. İlk başta çay eşliğinde gerçekleşen diplomatik tartışmalar, savaşın başlamasıyla birlikte yerini acımasız zabitlerin işkencelerine, kırılan burunlara, mahkumiyete bırakıyor. İmparatorluk'un gösterişli üniformalar, sahte nezaketler arkasına saklanmış vahşiliği ve acımasızlığı, Robert Pattinson'ın canlandırdığı Subay karakterinde vücut buluyor. Waiting for the…

Yazar Puanı

Puan - 65%

65%

Waiting for the Barbarians, yer yer savsaklayan temposunu ve uyarlandığı roman kadar etkili olmayan hikâyesini, Oscar ödüllü Chris Menges’in şahane bir iş ortaya koyduğu görüntü yönetimi ve başrol oyuncularının etkileyici performansları ile telafi etmeyi başarıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.2 ( 4 oy)
65

Bir romanı ekrana uyarlama eylemi –ister sinemaya ister televizyona olsun- belli başlı zorlukları beraberinde getirir. Sayfada betimlenen manzarayı görsel olarak ekrana yansıtmak bu zorlukların aşılması en kolayıdır. İçsel olanın dışavurumu, dillendirilmeyenin dillendirilmesi ise bir uyarlamada aşılması çok daha zor engeller olarak karşımıza çıkar. Hele ki Yolda – On the Road, Bin Dokuz Yüz Seksen Dört – 1984, Cesur Yeni Dünya – Brave New World gibi hayata, topluma, insanlık hâline dair söylemek istediklerini okuyucuyla paylaşmak için hikâyesini araç olarak kullanan romanlar söz konusuysa. Yabancı Dilde En İyi Film Oscarı’na aday olan Embrace of the Serpent – El abrazo de la serpiente ve Göç Mevsimi – Pájaros de verano ile adından övgüyle söz ettiren Kolombiyalı yönetmen Ciro Guerra’nın, dünya prömiyerini 76. Venedik Film Festivali’nde yapan son filmi Waiting for the Barbarians, tam da böyle bir romandan uyarlanıyor.

Pulitzer ödüllü Güney Afrikalı yazar J. M. Coetzee’nin Türkçeye Barbarları Beklerken adıyla çevrilen romanından uyarlanan Waiting for the Barbarians, geniş topraklara yayılmış, hayali bir imparatorluğun 20. yüzyılın başlarındaki Orta Doğu ve Kuzey Afrika’dan esintiler taşıyan hudut bölgesinde geçiyor ve burada yerel idareden sorumlu olan sulh hâkimine (Mark Rylance) odaklanıyor. Sınırlarının hemen ötesinde İmparatorluk tarafından “barbarlar” olarak nitelendirilen göçebe kabilelerin yaşadığı bu hudut bölgesinde huzuru sağlayan Sulh Hâkimi, günlerini yerel halk arasında çıkan küçük sorunları çözerek ve ele geçirdikleri bu bölgedeki eski medeniyetlerin kalıntılarını inceleyerek geçiriyor, ta ki İmparatorluk tarafından denetim için gönderilen polis amiri Albay Joll (Johnny Depp) gelene kadar. Çünkü Albay Joll’un gelişi ile birlikte, nereden çıktığı belli olmayan bir “barbar tehdidi” de baş gösteriyor. Çocuk yaştaki yeğeninin iyileşmeyen yarasına derman bulmak için şehre girmeye çalışan bir çoban, bir anda İmparatorluk’a karşı ayaklanma hazırlığında olan bir barbara dönüşüveriyor. Uyarlandığı roman gibi Ciro Guerra’nın filmi de, iktidarların istediklerini elde etmek için hayali düşmanlar, tehditler üretme konusunda ne kadar yaratıcı, ne kadar istekli olabileceğini gözler önüne seriyor. Hayali bir imparatorluğun güneş altında kavrulmuş bu uzak köşesi, bir anda bugün dünyanın dört bir yanında –ki çok da uzağa bakmamıza gerek yok- gördüğümüz yozlaşmış düzenlerin bir temsiline dönüşüyor.

Albay Joll, sorgu sırasında İmparatorluk’un isteklerine hizmet edecek cevapları almak için akıl almaz işkencelere başvururken, Sulh Hâkimi kenara çekilip bu vahşetin yaşanmasına seyirci kalmaktan başka bir şey yapamıyor. Joll ve adamları istediklerini alıp şehirden ayrıldıktan sonra adeta bu kara lekeden kurtulmak istercesine yaşananlara dair tüm izleri silmeye çalışan Sulh Hâkimi, bir süre sonra sokakta dilenen bir kadınla (Gana Bayarsaikhan) karşılaşıp, onun maruz kaldığı işkenceleri ve üzerinde bıraktığı izleri görünce, seyirci kaldığı insanlık suçlarıyla yüzleşmek zorunda kalıyor. Bu yüzleşmenin yarattığı farkındalık, onu İmparatorluk için baş edilmesi gereken bir muhalif, bir tehdit hâline getiriyor.

Waiting for the Barbarians: Düşmansız Var Olamayan Bir Devlet

“Burası sınır, burası hiçbir yer, burada tarih yok.”

Mevsimlere göre dört bölüme ayrılan film, buradan hareketle hikâyesini Sulh Hâkimi’nin, İmpatorluk’u temsil eden Albay Joll ve türevleriyle karşı karşıya gelmesi üzerinden kuruyor. İlk başta çay eşliğinde gerçekleşen diplomatik tartışmalar, savaşın başlamasıyla birlikte yerini acımasız zabitlerin işkencelerine, kırılan burunlara, mahkumiyete bırakıyor. İmparatorluk’un gösterişli üniformalar, sahte nezaketler arkasına saklanmış vahşiliği ve acımasızlığı, Robert Pattinson’ın canlandırdığı Subay karakterinde vücut buluyor.

Waiting for the Barbarians, uyarlandığı romandan güç alan derinlikli hikâyesine rağmen, uzun süre akılda kalacak, etkileyici bir anlatı kurma konusunda zorlanıyor. 112 dakikalık süresi boyunca tempo sorunları kendisini hissettirirken, ilk başta sözünü ettiğimiz romanların uyarlamaları gibi Waiting for the Barbarians da ekrana uyarlanması güç olguları, olay örgüsü ve karakterler arasında geçen diyaloglar üzerinden izleyiciye aktarma konusunda zayıf kalıyor. Anlatmak istediğini “emperyalizm kötüdür” gibi basit bir çıkarımın ötesine taşıyamıyor. Ciro Guerra’nın yönetimi ve Jacobo Quadri’ye emanet edilen kurgudaki bazı aksaklıkları bunda pay sahibi olsa da, film boyunca karşımıza çıkan sorunların asıl sorumlusunun J. M. Coetzee tarafından kaleme alınan senaryo olduğu aşikâr. Kendi romanını beyazperdeye uyarlayan Pulitzer ödüllü yazar, Waiting for the Barbarians ile ilk film senaryosunu kaleme alıyor ve roman yazma konusunda tartışılamaz bir yeteneğe sahip olsa da, bir film senaryosu kurgulama konusundaki tecrübesizliği Waiting for the Barbarians’ta kendisini açık bir şekilde gösteriyor. Oysa senaristin uyarladığı roman üzerindeki hakimiyeti, kaynak materyalin inceliklerini koruma konusunda eşsiz bir fırsat sunabiliyor –Sally Rooney’nin kendi romanından uyarladığı Normal People bunun en yakın, en iyi örneklerinden biri. Bu noktada Guerra ve film ekibinin en büyük hatası, Coetzee’yi senaryo yazma konusundaki eksiklerini kapatacak bir senarist ile bir araya getirmemeleri olmuş diyebiliriz. Coetzee’nin, Sally Rooney’nin Alice Birch ile birlikte senaryosunu yazdığı Normal People’da yaptığı gibi yanına tecrübeli bir senarist alarak imza atacağı bir versiyonun, çok daha iyi sonuç vereceğini düşünmemek elde değil.

Waiting for the Barbarians, yer yer savsaklayan temposunu ve uyarlandığı roman kadar etkili olmayan hikâyesini, Oscar ödüllü Chris Menges’in şahane bir iş ortaya koyduğu görüntü yönetimi ve başrol oyuncularının etkileyici performansları ile telafi etmeyi başarıyor. Oscar kazandığı Bridge of Spies ile geç de olsa sinema dünyasında hak ettiği değeri gören Mark Rylance, yine karakteri içinde kaybolup giderek oyunculuk anlamında etkileyici bir iş ortaya koyarken, Johnny Depp de Albay Joll rolünde son yıllardaki en etkileyici performanslarından birine imza atıyor. İki oyuncunun ekranda bir araya geldiği kareler, filmin izlemesi en keyifli anlarını oluşturuyor. Son yıllarda doğru film tercihleriyle etkileyici bir kariyer çizen Robert Pattinson için aynı şeyi söylemekse pek mümkün değil.

Waiting for the Barbarians, tüm kusurlarına, eksikliklerine rağmen, Ciro Guerra’nın görüntü yönetmeni Chris Menges’in yardımıyla yarattığı etkileyici kareleri ve Rylance ile Depp’in başarılı performansları ile pandemi nedeniyle yeni filmlere hasret kaldığımız bu yılın görülmeye değer filmlerinden biri olmayı başarıyor. Var olabilmek için düşmanlara ihtiyaç duyan, böyle bir düşmanın yokluğunda hayali düşmanlar yaratan iktidarlar ve onların acımasız hizmetkârları yeni bir şey olmasa da, bugün dünyanın dört bir yanında yaşananlar, bu bilindik gerçekleri tekrar gözler önüne seren Waiting for the Barbarians gibi eserlere hâlâ ihtiyacımız olduğunu gösteriyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information