Nobel ödüllü tiyatro yazarı Eugene O’Neill’in başyapıtı ile aynı ismi taşıyan bu Çin filminin, oyun ile hiçbir ilgisi yok. Oyun ne kadar konuşkansa, bu film o kadar suskun. Yahut belki de iletişimi kopuk demeliyiz. Rüya ve gerçek, anılar ve bugün arasında gidip gelen, bir ağıt, bir destan gibi bir film ile karşı karşıyayız. Yıllar sonra memleketine dönen bir adam, geride bıraktığı ve hiç unutamadığı sevgilisini aramaya başlar. Peki onu gerçekten nerede aramaktadır, kendi içinde mi yoksa memleketi Kaili’nin sokaklarında mı? Henüz ikinci filmini çekmiş olan yönetmen Bi Gan, oldukça usta işi kotarılmış bir film ile karşımızda. Üç boyutlu olmayan ama başkarakter üç boyutlu gözlükleri taktığında bizi ona eşlik etmeye davet eden bir film bu. Tek plan olarak çekilmiş üç boyutlu final sahnesi devasa bir teknik meydan okuma. Bi Gan, sinemasal referansları ile, atmosfer kurmadaki ustalığı ile parmak ısırtıyor. Karanlık ve ıslak Kaili sokaklarından kahramanımız dolaşırken biz de onun peşinden gidiyoruz, tıpkı hafızanın yahut geçmişin tehlikeli dehlizlerinde olduğu gibi. Yer yer Blade Runner’a kadar uzanan bir hissiyat skalası var filmin. Sanki bilimkurgu gibi bir kara filmden, yahut bir aşka ağıttan çok. Uzun Bir Günden Geceye Yolculuk: Teknik Ustalık Hikayeyi Örter mi? Bi Gan, Uzun Bir Günden Geceye Yolculuk filmini, olabildiğince anlattığı gerçekliğe göre biçimlendirmek istemiş. İzleyicinin doğrudan bir rüyada gibi hissetmesi, anıların içinde dolaşması veya aşkını arayan adamın yerinde olabilmesini sağlamak için tüm imkânları kullanmış. Bir saate yakın süren üç boyutlu tek plan final sahnesi de bunlardan biri, belki de en önemlisi. Fakat, Bi Gan, bu büyüleyici paketin ardından bize ne söylüyor? Yahut, şöyle soralım, Bi Gan bir şey söylüyor mu? Sinemanın bir hikâye anlatma biçemi olmaktan bir deneyim aktarımı platformu olmaya doğru evrildiğini, bazı yönetmenlerin bunu başardığını ya da bunu bir dönüşüm olarak görüp buraya doğru işlerini yönelttiğini görebiliyoruz. Bi Gan ise genç bir yönetmen olarak bu dönüşüm/değişim - ya da trend diyelim - sürecinin içine doğmuş bir isim. Peki yapmaya çalıştığı kalıpları kırmak, yeni anlatım biçimleri geliştirmek ve seyirciye bir deneyim aktarmak mı? Tüm film boyunca sevdiği birini arayan bir kişiyi takip ediyoruz, rüyalarına, anılarına ortak oluyoruz. Gerçekten o sahnelerde rüyada gibiyiz, geçmişe gidiyor gibiyiz ama bu rüyaları unutacaksak, ya da o rüyanın ne ifade ettiğini sorgulamayacaksak, bunun bir önemi kalır mı emin değilim. Yine de Bi Gan’ın filmini içi boş ve aşırı süslü bir paket olarak yansıtmak da haksızlık olur. Efsunlarla dolu yeşil kitabın filmin farklı katmanlarında öyküyü bağlaması, oyunculukların -özellikle de başroldeki Huang Jue’nin- filmin dingin temposunu oluşturmaktaki etkileri, özellikle son sahnedeki set tasarımı ve kullanılan inanılmaz neredeyse post-apokaliptik mekanlar ve Mustang’de de iyi iş çıkarmış görüntü yönetmeni David Chizallet’nin fotoğraflara olan tartışmasız katkısı filmi her yönüyle iddialı bir iş hâline getiriyor. Yine de, bir hikâyesi, söyleyeceği bir şeyi varmış gibi duran bir film için bunu minimum belli ediyor Uzun Bir Günden Geceye Yolculuk. Siz de benim gibi hikâyeyi merkeze koyan, söyleyecek iki çift lafı olan filmlerden hoşlanan sinema tutkunlarıysanız, filmin tekniğine ve görsel diline hayran kalacak sonrasında ise filmde noksan olan şeyin tam olarak ne olduğunu düşünmeye başlayacaksınız muhtemelen. 2018 yılında sinemanın geleceğine dair bir tartışma…

Yazar Puanı

Puan - 68%

68%

Bi Gan, Uzun Bir Günden Geceye Yolculuk filmini, olabildiğince anlattığı gerçekliğe göre biçimlendirmek istemiş. İzleyicinin doğrudan bir rüyada gibi hissetmesi, anıların içinde dolaşması veya aşkını arayan adamın yerinde olabilmesini sağlamak için tüm imkanları kullanmış. Siz de benim gibi hikayeyi merkeze koyan, söyleyecek iki çift lafı olan filmlerden hoşlanan sinema tutkunlarıysanız, filmin tekniğine ve görsel diline hayran kalacak sonrasında ise filmde noksan olan şeyin tam olarak ne olduğunu düşünmeye başlayacaksınız.

Kullanıcı Puanları: 3.7 ( 1 votes)
68

Nobel ödüllü tiyatro yazarı Eugene O’Neill’in başyapıtı ile aynı ismi taşıyan bu Çin filminin, oyun ile hiçbir ilgisi yok. Oyun ne kadar konuşkansa, bu film o kadar suskun. Yahut belki de iletişimi kopuk demeliyiz. Rüya ve gerçek, anılar ve bugün arasında gidip gelen, bir ağıt, bir destan gibi bir film ile karşı karşıyayız. Yıllar sonra memleketine dönen bir adam, geride bıraktığı ve hiç unutamadığı sevgilisini aramaya başlar. Peki onu gerçekten nerede aramaktadır, kendi içinde mi yoksa memleketi Kaili’nin sokaklarında mı?

Henüz ikinci filmini çekmiş olan yönetmen Bi Gan, oldukça usta işi kotarılmış bir film ile karşımızda. Üç boyutlu olmayan ama başkarakter üç boyutlu gözlükleri taktığında bizi ona eşlik etmeye davet eden bir film bu. Tek plan olarak çekilmiş üç boyutlu final sahnesi devasa bir teknik meydan okuma. Bi Gan, sinemasal referansları ile, atmosfer kurmadaki ustalığı ile parmak ısırtıyor. Karanlık ve ıslak Kaili sokaklarından kahramanımız dolaşırken biz de onun peşinden gidiyoruz, tıpkı hafızanın yahut geçmişin tehlikeli dehlizlerinde olduğu gibi. Yer yer Blade Runner’a kadar uzanan bir hissiyat skalası var filmin. Sanki bilimkurgu gibi bir kara filmden, yahut bir aşka ağıttan çok.

Uzun Bir Günden Geceye Yolculuk: Teknik Ustalık Hikayeyi Örter mi?

Bi Gan, Uzun Bir Günden Geceye Yolculuk filmini, olabildiğince anlattığı gerçekliğe göre biçimlendirmek istemiş. İzleyicinin doğrudan bir rüyada gibi hissetmesi, anıların içinde dolaşması veya aşkını arayan adamın yerinde olabilmesini sağlamak için tüm imkânları kullanmış. Bir saate yakın süren üç boyutlu tek plan final sahnesi de bunlardan biri, belki de en önemlisi. Fakat, Bi Gan, bu büyüleyici paketin ardından bize ne söylüyor? Yahut, şöyle soralım, Bi Gan bir şey söylüyor mu? Sinemanın bir hikâye anlatma biçemi olmaktan bir deneyim aktarımı platformu olmaya doğru evrildiğini, bazı yönetmenlerin bunu başardığını ya da bunu bir dönüşüm olarak görüp buraya doğru işlerini yönelttiğini görebiliyoruz. Bi Gan ise genç bir yönetmen olarak bu dönüşüm/değişim – ya da trend diyelim – sürecinin içine doğmuş bir isim. Peki yapmaya çalıştığı kalıpları kırmak, yeni anlatım biçimleri geliştirmek ve seyirciye bir deneyim aktarmak mı?

Tüm film boyunca sevdiği birini arayan bir kişiyi takip ediyoruz, rüyalarına, anılarına ortak oluyoruz. Gerçekten o sahnelerde rüyada gibiyiz, geçmişe gidiyor gibiyiz ama bu rüyaları unutacaksak, ya da o rüyanın ne ifade ettiğini sorgulamayacaksak, bunun bir önemi kalır mı emin değilim.

Yine de Bi Gan’ın filmini içi boş ve aşırı süslü bir paket olarak yansıtmak da haksızlık olur. Efsunlarla dolu yeşil kitabın filmin farklı katmanlarında öyküyü bağlaması, oyunculukların -özellikle de başroldeki Huang Jue’nin- filmin dingin temposunu oluşturmaktaki etkileri, özellikle son sahnedeki set tasarımı ve kullanılan inanılmaz neredeyse post-apokaliptik mekanlar ve Mustang’de de iyi iş çıkarmış görüntü yönetmeni David Chizallet’nin fotoğraflara olan tartışmasız katkısı filmi her yönüyle iddialı bir iş hâline getiriyor. Yine de, bir hikâyesi, söyleyeceği bir şeyi varmış gibi duran bir film için bunu minimum belli ediyor Uzun Bir Günden Geceye Yolculuk. Siz de benim gibi hikâyeyi merkeze koyan, söyleyecek iki çift lafı olan filmlerden hoşlanan sinema tutkunlarıysanız, filmin tekniğine ve görsel diline hayran kalacak sonrasında ise filmde noksan olan şeyin tam olarak ne olduğunu düşünmeye başlayacaksınız muhtemelen. 2018 yılında sinemanın geleceğine dair bir tartışma açısından bu ve benzeri filmler önemli yer tutacak gibi görünüyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi