Usta Yönetmenlerin İmza Attığı 7 Mini Dizi

Sinema ve dizi yapımları birbirlerinden ayrı prodüksiyon ve anlatım yapısı içerdiğinden genel olarak aynı kulvara alınmazlar hatta aralarında belli oranda hiyerarşik bir düzen olduğu bile söylenebilir. Çoğunlukla televizyon için yapılan diziler ile beyazperdede gösterilmek üzere yapılan sinema filmleri karşılaştırıldığında, sinemanın daha “önemli” bir varlığı olduğuna dair algı da mevcuttur. Ancak konu, bir anlatının uygun olduğu forma kavuşması ve ehil eller tarafından yönetilmesi olunca bu temeli pek sağlam olmayan hiyerarşi bir anda yıkılıverir. Televizyonlarda gösterildiği tarih aralığını aşan ve belleklerde uzun yıllar görkemiyle yer edinen birçok dizi filmin arasında sinema tarihinin auteur sayılan usta isimlerinin de dizi formuyla anlatmayı tercih ettiği hikâyeler bulunmaktadır. Sinema tarihinin usta yönetmenlerinin imzasını taşıyan 7 önemli mini diziyi sizin için derledik.

Berlin Alexanderplatz (1980)

(Yönetmen: Rainer Werner Fassbinder)

Alfred Döblin’in aynı isimli romanından uyarlanan Berlin Alexanderplatz, Yeni Alman Sineması’nın önde gelen nev-i şahsına münhasır yönetmeni Rainer Werner Fassbinder’in 1979-1980 yılları arasında çektiği yaklaşık 16 saatlik başyapıtıdır. Epizodik anlatımı nedeniyle mini dizi olarak gösterilen dizi film, 1920’lerin Berlin’inde, kız arkadaşını öldüren Franz Biberkopf karakterinin 4 yılın ardından hapisten çıktıktan sonra yeniden suç batağına çekildiği süreci konu alır. Dönemin Alman televizyon kanalı için çekilen dizi, kimi okuyucu ve izleyicinin gözünde, Wiemer Almanyası’nın en önemli eserlerinden biri olan romandan daha ağır ve etkileyici bir anlatıma sahiptir. Epilog bölümüyle daha gerçeküstü bir anlatıma geçiş yapan bu mini dizi, ana karakterin dönüşümüne ve bir suç hikâyesi anlatımına dair sinema ve dizi tarihindeki en yaratıcı ve çarpıcı yapımlardan biri olarak gösterilir.

Fanny ve Alexander – Fanny och Alexander (1982)

(Yönetmen: Ingmar Bergman)

Ingmar Bergman’ın sinemasının neredeyse tamamı otobiyografiktir ve yönetmenin kişisel kaygı ve sorgulamalarına odaklanır. Fanny och Alexander’da yönetmen, izleyici karşısına aile kavramını koyuyor. Oluşturulan her ailenin farklı dinamiklerinden ve bu dinamikler içerisinde kendini var etmeye çabalayan bireyleri sorunsallaştıran Bergman bir ailenin çocukları üzerinden değişimlerin ve bu değişimlerin getirdiği hayat sınırlarını izleyicisinin karşısına çıkarıyor. Fanny ve Alexander mutlu bir ailenin iki çocuğu iken babalarının ani ölümleriyle beraber kurdukları dünya da değişiyor. Anneleri bir papaz ile evleniyor ve iki çocuk anneleriyle beraber bu papazın evine yerleşiyor. Bu yeni dünyada tutsak olarak yaşamaya başlayan iki çocuk kaderlerini -eğer öyle bir şey varsa- yeniden yaratmaya çabalıyorlar ve çocuk gözüyle dünyayı anlamaya çabalıyorlar. Bergman’ın senaryosunu kaleme alırken Charles Dickens’dan etkilendiği bu başyapıt, dizi formundan ziyade 4 Oscar kazanmış sinema versiyonu ile bilinir aslında. Lakin Fanny och Alexander, aslen toplam 312 dakikalık, 4 bölümlük bir televizyon dizisi olarak tasarlanmıştır ve Bergman televizyon versiyonunu tercih ettiğini ifade etmiştir.

Dekalog (1989)

(Yönetmen: Krzysztof Kieślowski)

Fransa bayrağındaki üç rengin ideallerini temsilen çektiği Mavi, Beyaz ve Kırmızı üçlemesi ile dünyaca tanınan Polonyalı yönetmen Krzysztof Kieślowski’nin 1989-1990 yılları arasında Polonya ulusal kanalı için çektiği Dekalog serisi, Musa’ya gönderilen 10 emirin her bir bölümde günlük hayattaki meseleler üzerinden temsil edildiği bir anlatıyı kapsıyor. Kendi içinde birer film olarak da sayılabilecek bu mini dizinin her bölümü 9 bölümde de oynayan “Genç Adam” karakteri dışında, birbirinden farklı karakterler üzerinden anlatılsa da aslında hepsi, Kieślowski’nin yarattığı tek bir film evreninde yaşamaktadırlar. Bu nedenle, bir bölüm olarak izlendiğinde bütünlüğünü koruyan her film, dizinin diğer bölümlerinden karakterleri de barındırdığından, 10 bölüm izlendiğinde kendi arasında bağlantı kurulabilecek geniş bir tabloya dönüşür. Yönetmenin diğer filmlerinde de buna benzer bir “tek evren” kurma yönelimini hatırlayacak olursak, bu ince bağlantıların ortaya ilk çıktığı yapım aslında Dekalog serisi denilebilir.

Krallık – Riget (1994 & 1997)

(Yönetmen: Lars von Trier)

Kariyerinin her döneminde seyirciyi provoke etmeyi kendine şiar edinmiş olan Danimarkalı yönetmen Lars von Trier’in imzasını taşıyan dizi, 1994’te yayınlanan 4 bölümlük ilk sezonunun ardından, 1997’de yayınlanan yine 4 bölümlük, Riget II olarak da anılan ikinci sezonuyla sona ermiştir. Daha öncesinde çamaşır yıkamak için kullanılan derenin kurumasıyla oluşan bataklık üzerine kurulmuş bir hastanede geçen dizide olaylar; hastanenin itici doktorları, koridorlarda dolaşan hayaletler, bu hayaletlerle iletişim kurabilen ve bu yüzden hastaneye gelmek için hasta taklidi yapan bir karakter etrafında gelişiyor. Tüm bu olayların arasına serpiştirilen ve İskandinav ülkelerinin arasındaki fikir ayrılıklarına yönelik politik alt metin diziyi daha da ilgi çekici kılıyor. Riget, 2004 yılında ABD’de Stephen King tarafından Kingdom Hospital adıyla tekrardan televizyona uyarlandı.

Angels in America (2003)

(Yönetmen: Mike Nichols)

Yönetmenlik kariyerine 1966 yapımı ve 5 Oscar’lı Kim Korkar Virginia Woolf’tan? – Who’s Afraid of Virginia Woolf? gibi bir başyapıtla adım atan Birdcage, The Graduate gibi sinemaya yön veren yapımların yönetmeni Mike Nichols’ın, “Dizi sinema kadar güçlü olabilir mi?” sorusuna tokat gibi çarpan mini dizisi Angels in America, HBO tarafından ilk yayınlandığında kitleler tarafından ayakta alkışlandı, Emmy ve Altın Küre adaylıklarının çoğunu ödülle taçlandırdı. Oyuncu kadrosunda Meryl Streep, Emma Thompson, Al Pacino gibi büyük isimlerin yer aldığı dizi, 1980’lerdeki AIDS krizini konu alan Tony Kushner imzalı Pulitzer ödüllü oyununun uyarlaması. Farklı karakterlerin hikâyelerinin belli oranda kesişmesiyle şekillenen anlatı 6 bölümden oluşuyor ve aslında her biri bir filmlik görkemli ve büyük prodüksiyon ile tasarlanmış bu bölümler, herhangi bir televizyon ekranında görmeye pek de alışık olmadığımız şekilde son derece yaratıcı bir politik söylemle Amerika toplumuna dair büyük bir eleştiri getiriyor.

Carlos (2010)

(Yönetmen: Olivier Assayas)

Genellikle “Çakal Carlos” adıyla bilinen Venezuellalı terrorist Ilich Ramírez Sánchez’in hikâyesine devrimci bir örgütte geçirdiği çaylaklık günlerinden başlayarak ışık tutan, toplam süresi yaklaşık 330 dakikalık mini dizi, merkezine aldığı karakterin hayatını ele alırken takındığı detaycılık ve epik üslupla dikkat çekiyor. Hayalet Hikâyesi – Personal Shopper’dan Imra Vep’e, çok farklı türlerde gezinen filmlerin altından kalkmayı başarmış Fransız auteur Olivier Assayas, dizide Carlos’u bir suç dehası olarak ele almak yerine, uluslararası politikada yaşanan gelişme ve dönüşümlerin bir yasıması olarak konumlandırıyor. Bu bağlamda ana karakterin yargılmak yerine, onun eylemlerinin bir sonuç olduğuna dair tutarlı bir söz üretiyor. Ilich Ramírez Sánchez’e hayat veren Édgar Ramírez’in harika performansıyla da dikkat çeken dizi ayrıca yaklaşık 3 saatlik bir kurguyla sinemalarda da gösterilmişti. Son olarak Carlos’un En İyi Mini Dizi ya da Televizyon Filmi kategorisinde Altın Küre sahibi olduğunu da belirtelim.

Mildred Pierce (2011)

(Yönetmen: Todd Haynes)

Eşinden boşanan Mildred’ın bir restoran açmaya karar vermesi, hayata karşı sert duruşunu ortaya koyduğu ilginç bir yolculuğun kapısını aralar. Kızı Veda ile ilişkisini etkileyen bu olay Mildred’ın zor günler yaşamasına sebep olur. Artık kolaylıkla “usta” olarak niteleyebileceğimiz oyuncu Kate Winslet’ın kıyılara gizlenen performansıyla hatırlanmasına rağmen Mildred Pierce, usta yönetmen Todd Haynes’in de en başarılı işlerinden biri olan olarak değerlendirilebilir. Daha önce 1945’te, Michael Curtiz’in yönettiği, film noir janrına yakın duran bir uyarlaması yapılan, James M. Cain romanından uyarlanan dizi, Haynes’in detaylar üzerinden dünya yaratma konusundaki ustalığını gözler önüne seriyor. Öyle ki dizinin adını, yönetmenin Carol, Cennetten Çok Uzakta – Far from Heaven ya da Beni Orada Arama – I’m Not There gibi başyapıtlarının yanına yazsak abartmış sayılmayız.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi