Advertisement

Ultra ortodoks bir Yahudi komünitesinde yaşayan Esty’nin, katı kuralları olan bu dünyadan kaçış ve dış dünyada varoluş mücadelesine odaklanan Unorthodox, yazar Deborah Feldman’ın otobiyografik kitabından, Alman oyuncu-yönetmen Maria Schrader tarafından ekrana uyarlanan dört bölümlük bir mini dizi. Diziyle ilgili bahse geçmeden önce, New York, Williamsburg’dan, yani Esty’nin de içinde yaşadığı, katı muhafazakâr Yahudi nüfusun çoğunluk olarak  yaşadığı bölgeden bahsetmek gerekebilir. Williamsburg, hâlihazırda müthiş bir kültürel çeşitlilik içeren New York’un en ilginç bölgelerinden biri. Çok farklı sınıf ve dünyadan insanın yaşadığı bu bölge, bir dönem New York’un Berlin’i olarak anılan, kültürel olarak hype, elektro müzik, indie rock gibi alternatif türlerin membaı bir yerleşke. Modern hayatın kültürel anlamda zirveyi gördüğü bu muhit, modern yaşama dair birçok şeyi reddeden, teknolojiden giyim kuşama, toplumsal normlardan, yiyeceklere dek her şeyin dini kurallara göre düzenlendiği, bambaşka bir dönem, bambaşka bir gerçeklikte yaşayan aşırı muhafazakâr, ortodoks Yahudi toplumunun da yaşadığı yer aynı zamanda. Kadınlara hemen hiçbir konuda söz hakkı tanımayan, eğitim, iş hayatı gibi alanlarda kadınların yer bulmalarının neredeyse olanaksız olduğu, onlara sadece anne ve ev hanımı rolü biçen bir komüniteden bahsediyoruz.

Unorthodox, Williamsburg’da sıradan bir günde açıyor hikâyesini. Bir yandan kendi içinde tutarlı bir yaşamın akıp gittiği, bir yandan da modern olanla yan yana varolabilmesi hasebiyle ilgi çekici olan bu komünde yaşayan ana karakterimiz Esty’yle tanışıyoruz. Anlıyoruz ki Esty, komündeki kaderine baş kaldırmak için bir kaçış planlamış ve bunu gerçekleştirmek üzere. Esty’nin, komünden kaçıp, annesinin de vatanı olan Almanya’ya gittiği bir aksı takip ediyor evvela dizi. Bu noktadan itibarense iki ayrı zaman dilimine ayırıyor anlatısını. Birinde Esty’nin neden kaçtığını izleyiciye aktaran geçmiş hikâyeyi izliyoruz. Yani Esty’nin bu komündeyken nasıl yaşadığını, nasıl bir baskı altında kaldığını ve erken yaşta evlendikten sonra yaşadıklarını… Günümüzdeki akstaysa Esty’nin New York’tan Berlin’e uzanan hayata alabildiğine tutunma öyküsüne odaklanıyoruz. Esty’nin kaçışı şüphesiz kendi ailesinde, kocasının ailesinde ve komünitede huzursuzluk yaratıyor. Haham efendi, bu kaçışın başka kadınlara da kötü örnek olacağını savunarak Esty’nin kocası Yakov ve onun kuzeni Moische’ye Esty’i ne olursa olup bulup geri getirmekle görevlendiriyor. Bu noktadan sonra dizi geçmişe gidiş gelişlerle, Esty’nin Berlin’de yeniden inşa etmeye çalıştığı yaşamıyla ve peşindekilerle baş etme çabasıyla ilgileniyor çoklukla.

Unorthodox 1. Sezon: Ben Değilsem Kimim?

Unorthodox, Esty’nin kaçtığı komüne dair anlatısını kurarken bu koyu dindar topluluğa olabildiğince içeriden bakmaya, bu topluluğu ve kurallarını izleyicisine belgeci bir üslupla aktarmaya çalışıyor. Kocasının ailesi tarafından Esty’e kurulan baskıyı, Esty’nin ve elbette komündeki diğer kadınların bir bebek makinesi olarak görülmesini sert biçimde eleştiren, kadınların saçlarının görünmesine dahi tahammülü olmayan, bu nedenle kadınların saçlarını kazıyan ve onları peruk takmaya yahut örtünmeye bir şekilde zorlayan ataerkil otoritenin varlığını güçlü biçimde ortaya koyuyor dizi. Bununla beraber hiçbir noktasında bu komüniteyi tümden şeytanlaştırmıyor. Neden bu şekilde yaşadıklarını, neye inandıklarını ve nasıl böyle bir yaşamı seçtiklerini içeriden anlatılarla izleyicisine aktarmayı seçiyor. Dizinin serim aşamasında Esty’nin dış dünyaya dair algısının da yavaş yavaş açıldığını izliyoruz. New York’ta yaşamasına rağmen kendi toplumunun ve Williamsburg’ün dışına hiç çıkmamış olan Esty, Berlin gibi bir şehirde karşılaştıklarıyla ciddi bir kültür şoku yaşıyor. O güne dek inandığı her şeyi sorgulamasına vesile olan bir şoka dönüşse de bu, Esty kendi değer yargılarını da koruyor ve “Ben değilsem kimim” sözleriyle kimliğini kaybetmemeye çalışıyor. Cinselliğin sadece üremekle ilişkilendirildiği bir topluluktan, neredeyse kırılmayan tabunun kalmadığı modern bir şehrin atmosferine gelmesi, onun da zihnini bir anlamda allak bullak ediyor. Berlin’de yaşayan annesini, vaktiyle kendisini bırakıp gittiği için hiç affetmeyen ve ondan yardım istemeyi aklında bile geçirmeyen Esty, aynı zamanda evlenene kadar bir şekilde devam ettiği özel dersler sayesinde piyano ve şan eğitimi almış, müziğe yetenekli bir genç kadın. Bu yeteneğini değerlendirebileceği ortamı, Berlin’de, konservatuarda buluyor. Böylelikle Berlin’de annesi dâhil kimseye muhtaç olmadan hayatta kalması için bir çıkış yolu buluyor karşısında. Konservatuarda tanıştığı öğrencilerle kurduğu arkadaşlık ve bir konservatuar hocasının ona verdiği akılla Esty, özel durumdaki öğrencilere sağlanan bir bursu alma çabasına girişiyor. Öte yandaysa peşindeki Yakov ve Moische’nin Berlin’de onun izini sürdüğünü görüyoruz.

Unorthodox, içlerine dâhil olmanın zor olduğu, gelenek görenekleriyle kendini dünyanın geri kalanından ayıran bir topluluğa dair ilginç bir portre çıkarıyor. Dizi boyunca konuşulan ve Avrupalı Yahudiler’e has Eskenazi diliyle (Yiddish) epey ayrı bir dünyanın kapılarını aralıyor. Her ne kadar Esty’nin kaçış öyküsü son derece nahif bir biçimde işleniyor ve bilhassa Berlin’de çaldığı her kapının kendisine kucak açtığı “masalsı” bir atmosfere sırtını yaslıyor olsa da, dizinin Esty’nin yaşadığı katı gerçeklikten sağdığı duygunun çok güçlü olduğunu kabul etmek gerekiyor. Bilhassa Esty ve aslında yaşadığı komünü aşan hayallere sahip olduğunu anladığımız eşi Yakov’un öyküsü incelikli bir anlatıyla izleyiciye sunuluyor. Yine Esty’nin, annesiyle yaşadığı yüzleşme de güçlü bir trajediye dönüşüyor. Dizi ayrıca, Berlin’e ve Almanya’ya dair de ilginç bir şehir hafızası sunuyor. Dizinin bir sahnesinde bir karakter Esty’e boş bir çocuk parkını gösterip, orada daha önce varolan binadan, bu binada yaşayan Yahudi aileden ve bu ailenin nasıl buradan çıkartılıp sokak başında öldürüldüğünden bahsediyor. Her sokağı bu gibi anılarla ve hayaletlerle dolu böyle bir şehirde nasıl yaşayacağına dair Esty’e hesap soruyor. Dizi bu açıdan, birçok örneğini gördüğümüz Yahudi Soykırımı’na dair filmlerin pek sık girmediği bir alana adım atıyor ve soykırım sonrası travmanın Yahudi toplumu içerisinde ne gibi bir etki yarattığının izini sürüyor. Şehirlerin, binaların, sokakların sağ kalanlar ve torunları için farklı anlamları olduğunu vurguluyor. Bununla beraber Esty üzerinden, bu travmanın nasıl aşılabileceğiyle ilgili umutlu bir mesaj da sunuyor.

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information