Gençliğin imkânlarını ve sınırlarını deneyimlemek, bir nefeste haykırabilmek gibi esasen. Yetişkinliğin gri bölgesinin her hakkının saklı olduğu yaşlara gelmeden bir önceki kulvar çünkü gençlik. Umudun da umutsuzluğun da sonsuzlukla boy ölçüştüğü, renkli, depresif, yerinde duramayan, dalıp giden binbir ruh hâlinin bir dönemde toplanması aslında. Birkaç yıl, birkaç sınıf, bir okul dönemi, bir yaz, bir gün… Hayata karşı yaşanacak tüm hadiselerin öncülünü hızlıca ve ilk kez deneyimleten bir sürecin ürünü gençlik. Çok büyülü, çok güçlü ve çok kırılgan. Greta Gerwig, ilk uzun metrajı olan Uğur Böceği’nde bu dünyanın kahramanlarından birini bizlerle tanıştırıyor. “Lady Bird” mahlaslı Christine, Gerwig’in kalemiyle ve kamerasıyla ona kız kardeşlik yaptığı bir yolculuğu da andırıyor o yüzden. İlk filminde Uğur Böceği’nin hayatından bir dönemi yazıp çekmekten ziyade, kendine bir yol arkadaşı edinmiş bir yönetmenin umudunu izliyoruz. Bu seyrin etkisi de gençliğimizin şu an bulunduğumuz noktaya etkisine orantılı bir şekilde biçim değiştiriyor. Gerwig’in anlatısı da bu orantıyla biçimleniyor. Uğur Böceği: Anne Benim Uçmam Gerek Film, Sacramento’da yaşayan Christine’in lisedeki son yılındayken açılıyor. Katolik okuluna devam eden Christine, üniversite tercihlerinin, hayallerinin, gitmek istediği şehirle ilgili planlarının tam ortasında. Karar verme ve harekete geçme aşamasının da tam kıyısında. Aile ve okul arasında devam eden irili ufaklı anlaşmazlıkların yanı sıra romantik ilişkileri de yeni yeni tanımaya başladığı bir dönemeçte aslında. Duvara yazılan isimlerle, okullar için hazırlanan makalelerin öznesi ortak: Bir hayat yaratma gayesi. Gerwig de filmin anlatısını bu noktada konuşlandırıyor. Mekanların ve bu mekanlar arasında mekik dokuyan karakterlerin gözünden ortaya koyduğu manzaralarla şehri, ikili ilişkileri ve günlük yaşamda kendi alanını çizme gayreti gösteren bireyleri, duru ve aydınlık tonlarla resmediyor. Devamının geleceğini bildiğimiz, sonunu tahmin edemediğimiz, heyecanını her daim saklı tuttuğumuz bir hikâyenin aydınlığı bu. Kendi hayatlarımız ya da nam-ı diğer Uğur Böceği’nin hayatı gibi. New York’ta okuma isteğini, kendi kazancıyla okul masraflarını çıkarma gayretini ve annesiyle çatışmalarını da bu heyecanın parçaları olarak saklı tutuyoruz. Greta Gerwig gençlik sancılarının altını kalın kalın çizmemeye dikkat ediyor. Çoğu gençlik hikâyesinin içine düştüğü, büyümenin ajitasyona varan sancılı anlatımını sakince bir kenara bırakıyor ve olanca umutsuz an içinde bile filmin tonunu zedelemeyecek bir nefes alma alanı yaratıyor “Lady Bird”e. O da biz de düşünecek aralıklar buluyoruz. Gençliğimizi ve geleceğimizi düşünebileceğimiz anılar ve diyaloglar filmin en güçlü kozu. Özellikle 90’lar neslini merkezine alan hikâye, Amerika’nın ve değişen dünyanın izinde de yeni neslin boşluğa düşecek geleceğinin bir önizlemesini sunuyor yarattığı bu anılar sayesinde. 11 Eylül’ün ardından New York’a gitmek isteyen Lady Bird'ün bir anlamda zoru seçmesi ve 2000 sonrası yaratılan korku toplumuna karşı gelmesi de bu yüzden önemli bir noktada duruyor. Annesini karşısına alarak bir nevi geleceğini kurtaran Lady Bird, boşlukta salınacak yeni yetişkinliğe de restini çekiyor böylece. Evden uçmak, anneyi bırakmak, onunla yüzleşmek ve tekrar barışmak bu döngünün tamamlanması gereken parçaları. Lady Bird, bu döngüyü kendi tasarladığı hayatında başarıyla son noktasına ulaştırıyor. Gözü yaşlı ama gururlu! Greta Gerwig filmin yarattığı bu çok yönlü yapıyı, gösterişli bir anlatıya esir etmeden gençliğimize sesleneceğimiz bir aracı gibi sunuyor bizlere. Ve tabii ki Cry Me a River eşliğinde geleceğini düşünen bir neslin hayallerini ve umutlarını da…

Yazar Puanı

Puan - 83%

83%

Greta Gerwig filmin yarattığı çok yönlü yapıyı, gösterişli bir anlatıya esir etmeden gençliğimize sesleneceğimiz bir aracı gibi sunuyor bizlere.

Kullanıcı Puanları: 3.37 ( 14 votes)
83

Gençliğin imkânlarını ve sınırlarını deneyimlemek, bir nefeste haykırabilmek gibi esasen. Yetişkinliğin gri bölgesinin her hakkının saklı olduğu yaşlara gelmeden bir önceki kulvar çünkü gençlik. Umudun da umutsuzluğun da sonsuzlukla boy ölçüştüğü, renkli, depresif, yerinde duramayan, dalıp giden binbir ruh hâlinin bir dönemde toplanması aslında. Birkaç yıl, birkaç sınıf, bir okul dönemi, bir yaz, bir gün… Hayata karşı yaşanacak tüm hadiselerin öncülünü hızlıca ve ilk kez deneyimleten bir sürecin ürünü gençlik. Çok büyülü, çok güçlü ve çok kırılgan.

Greta Gerwig, ilk uzun metrajı olan Uğur Böceği’nde bu dünyanın kahramanlarından birini bizlerle tanıştırıyor. “Lady Bird” mahlaslı Christine, Gerwig’in kalemiyle ve kamerasıyla ona kız kardeşlik yaptığı bir yolculuğu da andırıyor o yüzden. İlk filminde Uğur Böceği’nin hayatından bir dönemi yazıp çekmekten ziyade, kendine bir yol arkadaşı edinmiş bir yönetmenin umudunu izliyoruz. Bu seyrin etkisi de gençliğimizin şu an bulunduğumuz noktaya etkisine orantılı bir şekilde biçim değiştiriyor. Gerwig’in anlatısı da bu orantıyla biçimleniyor.

Uğur Böceği: Anne Benim Uçmam Gerek

Film, Sacramento’da yaşayan Christine’in lisedeki son yılındayken açılıyor. Katolik okuluna devam eden Christine, üniversite tercihlerinin, hayallerinin, gitmek istediği şehirle ilgili planlarının tam ortasında. Karar verme ve harekete geçme aşamasının da tam kıyısında. Aile ve okul arasında devam eden irili ufaklı anlaşmazlıkların yanı sıra romantik ilişkileri de yeni yeni tanımaya başladığı bir dönemeçte aslında. Duvara yazılan isimlerle, okullar için hazırlanan makalelerin öznesi ortak: Bir hayat yaratma gayesi. Gerwig de filmin anlatısını bu noktada konuşlandırıyor. Mekanların ve bu mekanlar arasında mekik dokuyan karakterlerin gözünden ortaya koyduğu manzaralarla şehri, ikili ilişkileri ve günlük yaşamda kendi alanını çizme gayreti gösteren bireyleri, duru ve aydınlık tonlarla resmediyor. Devamının geleceğini bildiğimiz, sonunu tahmin edemediğimiz, heyecanını her daim saklı tuttuğumuz bir hikâyenin aydınlığı bu. Kendi hayatlarımız ya da nam-ı diğer Uğur Böceği’nin hayatı gibi. New York’ta okuma isteğini, kendi kazancıyla okul masraflarını çıkarma gayretini ve annesiyle çatışmalarını da bu heyecanın parçaları olarak saklı tutuyoruz. Greta Gerwig gençlik sancılarının altını kalın kalın çizmemeye dikkat ediyor. Çoğu gençlik hikâyesinin içine düştüğü, büyümenin ajitasyona varan sancılı anlatımını sakince bir kenara bırakıyor ve olanca umutsuz an içinde bile filmin tonunu zedelemeyecek bir nefes alma alanı yaratıyor “Lady Bird”e. O da biz de düşünecek aralıklar buluyoruz. Gençliğimizi ve geleceğimizi düşünebileceğimiz anılar ve diyaloglar filmin en güçlü kozu. Özellikle 90’lar neslini merkezine alan hikâye, Amerika’nın ve değişen dünyanın izinde de yeni neslin boşluğa düşecek geleceğinin bir önizlemesini sunuyor yarattığı bu anılar sayesinde. 11 Eylül’ün ardından New York’a gitmek isteyen Lady Bird’ün bir anlamda zoru seçmesi ve 2000 sonrası yaratılan korku toplumuna karşı gelmesi de bu yüzden önemli bir noktada duruyor. Annesini karşısına alarak bir nevi geleceğini kurtaran Lady Bird, boşlukta salınacak yeni yetişkinliğe de restini çekiyor böylece. Evden uçmak, anneyi bırakmak, onunla yüzleşmek ve tekrar barışmak bu döngünün tamamlanması gereken parçaları. Lady Bird, bu döngüyü kendi tasarladığı hayatında başarıyla son noktasına ulaştırıyor. Gözü yaşlı ama gururlu!

Greta Gerwig filmin yarattığı bu çok yönlü yapıyı, gösterişli bir anlatıya esir etmeden gençliğimize sesleneceğimiz bir aracı gibi sunuyor bizlere. Ve tabii ki Cry Me a River eşliğinde geleceğini düşünen bir neslin hayallerini ve umutlarını da…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi