Her ne kadar iki yönetmen tarafından çekilmiş bir film olsa da Üç Tekerlekli Bisiklet, daha ziyade Ömer Lütfi Akad’a mal edilen bir filmdir. Büyük bölümü kendisi tarafından çekilmiş, son kısımları Memduh Ün tarafından tamamlanmıştır. Bir cinayet sebebiyle aranan bir adamın sığındığı evde yaşayan kadınla birbirlerine âşık olmalarının hikâyesi anlatılır. Yeşilçam sinemasının başat şablonu olan bu hikâye, ona el vermiş diğer isimlerin etkisiyle toplumsal nitelikli bir hal alır. Türk edebiyatının önemli isimlerinden Orhan Kemal’in Kaçak isimli romanından Vedat Türkali’nin senaryolaştırmasıyla ortaya çıkan hikâye, tahmin edileceği üzere toplumsal gerçekçiliğin izlerini taşır. Edebiyatımızın önemli bir damarı olan toplumsal gerçekçilik, emekleme döneminde yerli sinemaya soluk vermiş, başlıca kaynağı olmuştur. Ömer Lütfi Akad, daha ziyade kente yeni göç etmiş kır kentlilerinin hikâyelerini anlattığı sinemasında edebi mirasın izini taşıyan gerçekçi bir üslup benimser. Kendisine ait olan “kent üçlemesi” ya da “göç üçlemesi” olarak da bildiğimiz Gelin-Düğün-Diyet, bu üslubu karakterize eden başlıca örnektir. Kente (İstanbul’a) yeni göç etmiş taşralıların tutunma hikâyelerini anlatan üçleme, yerli sinemanın toplumsal gerçekçi tarafını yansıtır. Bu geçişle birlikte köy gerçekliği yerini yavaş yavaş kent gerçekliğine bırakır. Lütfi Akad’a bu geçişin temel taşı nitelemesini yapmak yanlış olmaz.

Filmin hikâyesi yaralı bir adamın peşindekilerden kurtulmak amacıyla zoraki misafir olduğu eve girişiyle başlar. Ev sahibi, küçük çocuğuyla birlikte yaşayan yalnız bir kadındır. Başta tereddüt etse de zoraki misafiri evine kabul eder. Bu zoraki durum zamanla bir aşka evrilir. Yaralı adam, etrafta Sütçü Ali olarak bilinen bir mandıracıdır. Başı inşaat mafyasıyla derde girmiş, gelişen olaylar üzerine inşaat patronlarından birini öldürmüştür. Gurbete çalışmaya giden kocasından bihaber yaşayan Hacer ise, çamaşırcılık yapıp hayata tutunmaya çalışır. Onun başı da ev sahibiyle derttedir. Yaşadığı ev kiradır ve borcunu ödeyememiştir. Art niyetli bir adam olan ev sahibi, kocasının yokluğunda Hacer’i elde etmek ister. Hacer’in küçük oğluysa baba özlemi çeker, kazara gördüğü Ali’yi babası sanır ve olaylar bu şekilde gelişir. Hacer ve Ali’yi canlandıran Sezer Sezin ve Ayhan Işık, abartıdan uzak yalın bir oyunculukla yapıtın dokusuna uygun performans sergilerler. İkili dışında öne çıkan yan karakterlerde Yeşilçam’ın emektar oyuncuları görülür; yönetmen Akad’ın uyarladığı eserin ruhuna uygun bir oyuncu yönetimi benimserler.

İstanbul Taşralaşırken 

Filmin geçtiği mekân, 1960’lı yılların hızla göç alıp plansız şekilde büyüyen İstanbul’udur. 1950’li yıllarla başlayan kırdan kente göç etkisini en çok İstanbul’da gösterir. Şehrin nüfusu hızla artarken bu yığını içine alabilecek konut arzı yoktur. Bu sebeple çarpık kentleşmenin belirgin dışavurumu olan gecekondulaşma hızla artar. Filmde görülen mahalle de böyle bir yerdir, zamanın İstanbul’unda çeperde kalmış bir gecekondu semtidir. Birbirinin içine geçmiş, belirli bir planı olmayan tek katlı evlerin kümelendiği bir yer görülür. Yaşayan halk da kente yeni göç etmiş taşralılardır. Aslen Diyarbakırlı olan Hacer de gurbete gelmiş bir taşralıdır. Örfünün gereği olarak dara düşüp evine sığınan Ali’ye kapısını açar. Mahallenin fötr şapkalı, fistanlı kadın ve erkekleri geldikleri taşranın geleneksel yaşam şeklini yansıtır. Çoğu işsiz olan bu insanların umudu Almanya’dır. Pek çoğu ismini yazdırıp bir an evvel gitmenin hesabını yapar. Gelen havadisler kısa sürede refah sahibi olunduğu üzerinedir. Savaş sonrası yeniden dirilmeye çalışan Almanya, dönemin yoksulları için umut kapısı olur.

Öte yandan hızlanan göç ve kentleşme kimileri için yeni fırsatlar doğurur. Dönem aynı zamanda İstanbul’un hızla apartmanlaşmaya başladığı yıllara denk gelir. İnşaat firmaları ve müteahhitler, kıymeti artan kent mekânının arsa rantından pay kapma yarışındadırlar. Ucuza kapattıkları arsalara yaptıkları binaları yüksek fiyatlardan satarlar. Ali’nin baba yadigârı mandırası da değerli bir arsa üzerine kuruludur. Başına musallat olan inşaat firması arsayı ucuza kapatmanın derdine düşer. Yasal yolla alamadıkları arsayı kaba kuvvetle almaya girişir. Buna direnen Ali, mandırasının kundaklandığı gece inşaat firmasının patronunu öldürür. Giriştiği eylem bir nevi meşru müdafaadır. Tanıdık gelen bu durum ta o yıllarda bile kentleşmenin başıboş, kontrolsüz bir şekilde yürüdüğünü gösterir. Mafyalaşan şirketler, başıboş ortamda kent yoksulunun mülkünü yasal yollarla, o olmazsa zora dayanarak elde etmeye çalışır. Ali’nin inşaat firmasının adamlarıyla giriştiği kavga sahnesi, bu mücadelenin simgesel anlatımı olur. Kamyonun içinden kavgayı seyreden patron, dize getiremediği Ali’yle göz göze gelir ve kavganın sonunda oradan uzaklaşır.

Kolaylıkla melodram kalıpları içinde kalabilecek bir konuya sahip olan film, metne eli değen isimler sayesinde toplumsal dokuya sahip bir eser haline gelir. Orhan Kemal’in edebi metni Vedat Türkali ve Lütfi Akad’ın toplumcu bakış açısıyla birleşerek dönemin hızla taşralaşan İstanbul gerçekliğini yansıtan belge nitelikli bir uyarlamaya dönüşür. Plansız büyümeyle, çarpık kentleşmeyle giderek içinden çıkılmaz bir karmaşaya dönüşen bugünün İstanbul’unu anlamak için şüphesiz yakın geçmişe bakmak aydınlatıcıdır. İşte, Üç Tekerlekli Bisiklet tam da bu yakın dönemin sinemasal boyutunu temsil eden başarılı bir örnektir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi