Kült film, net bir tanımını yapmanın çok zor olduğu bir kavram. Kalabalık olmasa da tutkulu bir hayran kitlesine sahip olan, alışılmış kuralların dışına çıkan, farklı sebeplerle tekrar tekrar izlenebilirliği olan filmler için kült sıfatını uygun görebiliriz. Bir filmin kült olabilmesi için “iyi” ya da “kusursuz” olması ise bir gereklilik değil kesinlikle. Buna örnek olarak bugün “tüm zamanların en kötü yönetmeni” olarak anılan Ed Wood’un filmlerinin kült mertebesine layık görülmesini gösterebiliriz. Türkiye sineması da, farkında olarak ya da olmayarak, bu tanıma uygun olan birçok film üretmiştir. Bunlar bazen cesur ve ezberbozan yapılarıyla dikkat çeken filmler, bazen de klasikleşmiş yapımların “Turkish” versiyonları olabilir. Esaslı “çöp film”lerden Türkiye sinemasının geleneklerini cesurca kıran çalışmalara; farklı sularda gezen yapımların yer aldığı, Türkiye sinemasından kült sıfatını hak eden 9 unutulmaz film listesini derledik.

Türkiye Sinemasından Kült Sıfatını Hak Eden 9 Unutulmaz Film

Drakula İstanbul’da (1953)

Drakula figürünü, insanlığı ortak mirasına armağan eden Bram Stoker imzalı korku edebiyatı klasiğinin Türkçeye uyarlanmış versiyonu olan “Kazıklı Voyvoda”dan hareketle beyazperdeye uyarlanan film, adından da anlaşılacağı üzere Drakula’nın İstanbul’a gelmesiyle yaşanan olayları konu alır. Drakula’nın gün ışığına çıkamama, kanını emdiği kişileri vampire dönüştürme gibi özelliklerini gördüğümüz film, dönemim şartlarına meydan okurcasına, son derece “ilginç” fikirler barındırır. Bunlara örnek olarak, çekimlerde kullanılacak duman efektini yaratmak için sette içilen sigaraların dumanlarından faydalanılmasını verebiliriz. Mehmet Muhtar’ın yönettiği, Türkiye sinemasının önemli oyuncularından Atıf Kaptan’ı Drakula rolünde izlediğimiz film sinema tarihinine de geçmiştir. Zira Drakula İstanbul’da Drakula karakterinin uzun köpek dişleriyle sinema perdesinde göründüğü ilk film olma özelliği taşır.

Ölüler Konuşmaz ki (1970)

At arabaları, ürkütücü kahkahalar, ansızın ve sebepsizce açılan kapılar… Türkiye yapımı bir perili ev anlatısı olan Ölüler Konuşmaz ki kendisinden önce çekilmiş korku filmlerinin yarattığı külliyatın tüm mirasını kullanan bir film. Bugünden bakıldığında korkutma görevini yerine getirdiğini söyleyemeyiz belki ama Ölüler Konuşmaz ki’de dönemin Türkiye sineması geleneklerini de göz önünde bulundurursak, sinematografik anlamda son derece iyi bir iş çıkarıldığını söyleyebiliriz. Uzunca bir süre kayıp olduğu düşünülen film, 2000’lerin başında Yeni Lale Film Stüdyoları’nda yapılan araştırmada bulunmuş ve bu sayede yerli ve yabancı sinemaseverlerle buluşabilmiştir. Dediğimiz gibi Ölüler Konuşmaz ki, belki başarılı bir korku filmi değil ama vampirler, hortlaklar, zombiler gibi birçok korku filmi ögesini bir potada eritme girişimi ve kalbur üstü sinematografisiyle kesinlikle kült bir film.

Üç Dev Adam (1973)

İstanbul, Örümcek Adam’ın başını çektiği bir çete tarafından bir suç şehrine döndürülmek istenmektedir ve Örümcek Adam’ın hain planlarının karşısında duracak isimler ise Kaptan Amerika ve Meksika kökenli bir güreşçi/kahraman olan Santo’dur. Evet, Örümcek Adam’ın bir suç lideri olduğu ve Kaptan Amerika’yla savaştığı, yerli bir filmden bahsediyoruz. Three Giant Men adıyla yurtdışında da hatırı sayılır bir hayran kitlesine sahip olan filmin yönetmen koltuğunda T. Fikret Uçak’ı görüyoruz. Kaptan Amerika kostümü içerisinde Aytekin Akkaya’yı izlediğimiz filmin aksiyon sahnelerinin “dudak uçuklatıcı” özelliğinden sanıyoruz ki özellikle bahsetmeye gerek yok. Üç Dev Adam, fikir olarak kağıt üzerinde de perdede gördüğümüz son hâliyle de kült bir “çöp film”.

Şeytan (1974)

Tüm zamanların en başarılı korku filmleri arasında kolaylıkla sayabileceğimiz The Exorcist’in, orijinal filmden hemen bir sene sonra çekilen bu yeniden çevrimi Türkiye sineması tarihinin en önemli yönetmenlerinden Metin Erksan’ın imzasını taşır. Dönemin yapım şartlarını aşma gayretinin her anından hissedildiği filmin, bugün izlendiğinde kahkahalarla karşılanması, dönemin Yeşilçam’ının teknik imkanlarını düşündüğümüzde biraz acımasızlık hissi uyandırmıyor değil. Zira rüşdünü çoktan ispatlamış olan Erksan’ın sadece teknik engelleri aşma çabası değil; ortaya çıkan eserin Türk izleyicisini etkilemesi zorunluluğu da filmin aşırı uçlara kaymasına neden oluyor. Filmde görünen “Şeytan:Akıl Hastalıkları Hakkındaki Çağdaş Görüşlerin Işığı Altında Evrensel Dinlerde Şeytanın Ruh Zaptetmesi Olayı ve Şeytan Kovma Merasimi” kitabının adı bile Şeytan’ı kült mertebesine ulaştırmaya yeter de artar. Bunun yanında orijinal anlatıyı İslam motifleriyle yeniden yorumlaması, günümüzün dinsel metinlerden kökenini alan yerli korku sinemasının öncül örneklerinden biridir.

İntikam Meleği/Kadın Hamlet (1977)

Daha ziyade Kuyu ya da Susuz Yaz gibi sosyal gerçekçi filmleriyle nam salmış Metin Erksan’ın bu listede iki filminin bulunması şaşırtıcı elbet, ama bu durum usta yönetmenin çok yönlülüğünün de bir kanıtı olarak yorumlanabilir pekâlâ. Eğer Türkiye sineması tarihinde bir filmi “tuhaf” olarak niteleyeceksek, Metin Erksan’ın İntikam Meleği/Kadın Hamlet’i bu tanıma en uygun düşecek filmlerden biri olur. William Shakespeare’in defalarca sinemaya uyarlanmış meşhur oyunu Hamlet’in serbest bir uyarlaması olan filmin en önemli özelliği olarak oyuna ismini veren karakterin bir kadın olarak yorumlanması ve Fatma Girik tarafından canlandırılması öne çıkıyor. Erksan, filmin açılışından itibaren kurduğu gerçeküstücü atmosferle seyirciyi, Türkiye sinemasında örneğini görmenin çok zor olduğu fantastik bir dünyaya davet ediyor. Deneysel olarak tanımlayabileceğimiz kadrajlar, kamera kullanımları bu atmosferin kurulumundaki teknik detaylar, en önemlisi filmin fantastik evrene adım atışı Girik’in performansı ve senaryoda da imzası olan Erksan’ın Hamlet karakterine getirdiği yorumlarla güçleniyor.

Dünyayı Kurtaran Adam (1982)

Bugün, “Turkish Star Wars” olarak ünü tüm dünyaya yayılmış, kült mertebesine erişmiş bir Türk bilimkurgusu olan Dünyayı Kurtaran Adam, varlığını 70’lerin sonunda başlayan Star Wars fırtınasına borçlu desek yanılmış olmayız. Senaryosunun altında filmin aynı zamanda başrol oyuncusu olan Cüneyt Arkın’ın imzasının bulunduğu yapımın yönetmen koltuğuna ise Türkiye sinemasının fantastik ve avantür kolunun en önemli yönetmenlerinden Çetin İnanç oturuyor. Bu iş birliğinden ortaya çıkan sonuç ise kelimenin tam anlamıyla “fantastik.” Akıl almaz kostüm ve karakter tasarımları, doğrudan Star Wars filmlerinden “ödünç” alınmış görüntüler ve “Cüneyt Arkın filmi” kavramından fazlasıyla aşina olduğumuz aksiyon sahneleri. Eğer Türkiye’den çıkmış tek bir kült film seçeceksek bu kesinlikle Dünyayı Kurtaran Adam olurdu!

Her Şey Çok Güzel Olacak (1998)

Cem Yılmaz ile Mazhar Alanson’un birbirinden çok farklı iki kardeşi, Altan ile Nuri’yi canlandırdığı; hikâyesiyle, diyaloglarıyla ve müzikleriyle akıllara kazınan Her Şey Çok Güzel Olacak, aradan uzun yıllar geçse de hissettirdiği duyguların değişmeyeceği filmlerden biri. Ömer Vargı’nın yönettiği ilk film olma özelliğini de taşıyan Her Şey Çok Güzel Olacak, bugün bir kuşağın en sevdiği, sıkı sıkıya sahiplendiği, diyaloglarını günlük konuşmaların bir parçası hâline getirmesiyle kült mertebesindeki yerini hakkıyla almış durumda. Türkiye’nin en başarılı komedyenlerinden Cem Yılmaz’ın ve sinema perdesinde canlandırdığı ilk karakter olan Altan’ın da bu durumda önemli bir payı var şüphesiz.

Fasulye (1999)

Türkiye televizyon tarihine geçmiş birçok sitcom‘un yönetmeni olan Bora Tekay’ın yönettiği ilk proje olan Fasulye, kelimenin tam anlamıyla bir “çığırından çıkan işler” komedisi. Bir köyün sakinleri tarafından vergi iadesi formlarını şehre götürmekle görevlendirilen nahif bir adamın, yolunun absürt bir şekilde suçlularla kesişmesini konu alan Fasulye, akıllara kazınan sahne ve diyaloglarıyla alışılagelen komedi anlayışının çok uzağında duran bir yapım. Başka hangi filmde birbirlerine silah doğrultmuş suçluların, ansızın tenis konuşmaya başladığını görebiliriz ki?! Fasulye ile ilgili önemli ve ilginç bir detay da spor medyasının en tanınan isimlerinden Kaan Kural’ın filmin yapımcısı olması.

Bir Tuğra Kaftancıoğlu Filmi (2007)

Emre Akay ve Hasan Yalaz ikilisinin yönettiği Bir Tuğra Kaftancıoğlu Filmi, Dogma akımının etkilerinin hissedildiği, yer yer deneysel sulara giren bir yapım olarak dikkat çekiyor. Bir film için casting çalışmalarını yürüten Emre isimli karakter, film yönetmeni Tuğra Kaftancıoğlu ile tanışınca onun sapkınlıklar ve tuhaflıklarla dolu dünyasına da adım atmış oluyor. Zihnindeki filmi çekebilmek için tüm kural ve sınırların dışına çıkabilme “cüretini” gösteren yönetmenin üzerinden gerçeklik ve kurgu arasında son derece sert bir biçimde gidip gelen, seyircinin gerçeklik algısıyla oynayan Bir Tuğra Kaftancıoğlu Filmi bireyin ilgi görme ihtiyacının sorunlu yapısına dair de önemli sözler söylüyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi