Sinemanın Lumière Kardeşler ve ardından George Méliès ile Fransa sınırları içerisinde ilk kez filizlendiği bir gerçek. Fransa’nın sinema üzerindeki hakimiyetini dünya çapında ilan ettiği dönemlerde Pathé dev bir dağıtım ağına sahipti. Kaldı ki, Osmanlı’nın sinemayla ilk kez tanıştığı yıllarda, sinemayı çay-kahve içilen kafe-vari mekanlardan ayırıp ayrı bir salona ihtiyaç duyulduğunu düşünen Sigmund Weinberg, Pera’da ilk sinema salonunu açabilmek adına Pathé ile iletişime geçmişti. Böylece 1908 yılında Tepebaşı’nda Pathé adındaki ilk yerleşik sinema açılmış oldu. Ardından Amerika’nın atılımlarıyla kırılmaya başlayan Fransa’nın sinema üzerindeki hakimiyeti, yıllar içerisinde Amerika’nın üstünlüğüyle sonuçlandı. Geliştirilen star sistemiyle büyük paralar kazanan ve dev bir ticarethaneye dönüşen Hollywood’un karşısında duran en önemli sinema hareketlerinden biri ise yıllar sonra yine Fransa’dan geldi. Fransız Yeni Dalga hareketi, Hollywood’un sinemayı içine soktuğu tüketici döngüyü, izleyiciye izlediğinin bir film olduğunu tekrar tekrar hatırlatarak kırmayı hedefledi. Sinemanın önemli dönemlerinde, sinema tarihi üzerinde büyük etkiler bırakan Fransız yönetmenlerin yolculuklarını filmleri üzerinden takip etmek ise oldukça mühim. Bu yolculuğa çıkabilmek adına, bizim için tüm zamanların en etkili 15 Fransız yönetmenini sizler için derledik.

Katkıda bulunanlar: Gizem Çalışır, Ecem Şen

Tüm Zamanların En Etkili 15 Fransız Yönetmeni

George Méliès

Öne Çıkan Filmi: A Trip to The Moon (1902)

Lumière kardeşlerin 1895’te sinematografı icat etmeleri ve geliştirmeleri üzerine filmleri kaydedebilen, düzenleyebilen ve yansıtabilen bu cihaz büyük ilgi görür ve kardeşler ilk ücretli film gösterimini 28 Aralık 1895’te Paris’te bir kafede gerçekleştirir. Méliès de bu gösterimleri izleyenler arasındadır ve kelimenin tam anlamıyla büyülenmiştir. Cihazı satın almak istese de Lumière kardeşler buna izin vermez ve Méliès pes etmeyip fabrikada öğrendiği teknik bilgilerle kendi kamerasını kendisi yapar. Méliès’nin Lumière kardeşlerden en büyük farkı, filmlerinde teknikten daha fazlasını kullanıp hikaye anlatıyor olmasıdır. Londra’da tam zamanlı tiyatrocu olarak çalıştığı dönemde öğrendiği hileler üzerine kafa yorarak sinemada öykü dönemini başlatır ve farkında olmadan zaman ve mekan uzamı yaratmıştır. Böylece sinemanın kendine ait zaman ve alan oluşturduğunu fark edip kullanan ilk kişi Georges Méliès olmuştur.

Claude Chabrol

Claude Chabrol -filmloverss

Öne Çıkan Filmi: Le Boucher (1970)

Fransız Yeni Dalga’nın önemli isimlerinden biri olan Claude Chabrol, diğer dönemdaşları kadar geniş spektrumda deneysel tavırlar sergilemese de yönettiği Marxist filmlerle dikkat çeker. Fransız Hitchcock olarak da anılan Claude Chabrol’un bu lakabı almasında filmlerinde kullandığı gizem hissiyatının varlığı önemli. Chabrol’un Eric Rohmer ile birlikte yazdığı Hitchcock adlı kitabının varlığından da bu noktada bahsetmek gerekir. 1958 yılında çektiği ilk film olan Le Beau Serge (Yakışıklı Serge) ile tanınırlık elde eden Claude Chabrol’un 1995 yılında çektiği La Cérémonie’si ise son Marksist film olarak anılır.

Jean Cocteau

Jean Cocteau

Öne Çıkan Filmi: La belle et la bête (1946)

Gençlik yıllarında sanatla ilişkisine yazın ile başlayan Jean Cocteau, dönemin sürrealist, dadaist ve kubist sanatçılarıyla kurduğu arkadaşlıkların da üzerine şiir, piyes ve roman yazmayı ihmal etmedi. Bu çok yönlü yazım kabiliyetini sinemaya da aktarmayı seçen Jean Cocteau, La belle et la bête (Beauty and the Beast) ile tüm zamanların en aslına sadık uyarlamalarından birine imza atarak Xavier Dolan’dan Martin Scorsese’ye geniş bir sprektrumda kendisinden sonra gelen yönetmenlerin de etkisi altında kaldığı filmler listesinde kendisine yer edinmiş bir isimdir. Yazmaya 10 yaşında başlamasının ardından 16 yaşında ilk şiirini yayınlayan Jean Cocteau’nun, 20. yüzyılın çok yönlülüğüyle ve yaptığı her işteki başarısıyla öne çıkan dahilerinden biri olduğu söylenebilir.

Jean Vigo

Jean Vigo-filmloverss

Öne Çıkan Filmi: L’atalante (1934)

1930’lara denk gelen sineması ve sinema anlayışıyla, 1960’larda kendisini tüm dünyaya duyuran Fransız Yeni Dalga hareketinin esin kaynaklarından biri olduğu söylenebilecek isimlerden Jean Vigo, 29 gibi çok erken bir yaşta hayatını kaybederek ortaya koyabileceği birçok eserden tüm dünyayı mahrum bırakmış oldu. Kısa yaşamında, adını geniş kitlelere duyuracak Zéro de conduite (Hal ve Gidiş Sıfır) ile L’atalante filmleri toplamda çektiği 4 filmden en çok ses getirenleri olarak sıralanabilir. Babasının bir anarşist olduğu ve bir yatılı okulda kaldığı bilinen Jean Vigo, okuduğu yatılı okulda verem hastalığına yakalanıp 29 yaşında hayata veda etti. Anarşizmden vereme ve yatılı okumaya hayatının bu dönüm noktalarının Jean Vigo’nun filmlerinin esin kaynaklarından en önemlileri olduğunu görmek mümkün.

Agnes Varda

Agnes Varda-filmloverss

Öne Çıkan Filmi: Cléo de 5 à 7 (1962)

Fransız Yeni Dalga akımının tek kadın yönetmeni ve günümüz itibariyle babaannesi olarak sayılan Agnes Varda’nın özgün anlatıları; Jean-Luc Godard ve François Truffaut gibi entelektüel erkek grubundan oluşan bu sinefil hareketinin yerleşik film tarihi ve estetiği ile ilgili takıntısına karşı yumuşatıcı ve taze bir alternatif olarak görülüyordu. 1961’de ikinci uzun metrajlı filmi Cléo de 5 à 7 ile ölümcül hastalığı olan bir şarkıcının iki saatini anlatan Varda bu filmde, ölçülebilir zaman ile hissedilen ‘heterojen’ zaman arasındaki fark üzerine söylemler geliştirir. Film boyunca Cléo Victoire’ı (Corinne Marchand) takip eden Varda, kanser olup olmadığını ortaya koyacak bir tıbbi testin sonuçlarını bekleyen karakterini gözlemler. Cléo, oldukça güzel, kendinden emin Parisli bir pop yıldızıdır ve günün öğlen 5 ile 7 saatleri arasını günlük aktivitelerine ayırır. Filmin 90 dakikalık süresi, Cléo için zaman akışının gerçekten hızlandığına işaret ederken; yaşamı hissettiği ve algıladığı süre artmaya başlar. Film boyunca izleyici Cléo ile iki saat geçirip biyopsi sonucunu beklerken ve bu iki saat içerisinde bir hayatın mizanseni gözler önünden geçer.

Alain Resnais

resnais-alain-filmloverss

Öne Çıkan Filmi: Hiroshima mon amour (1959)

İsmi bellek ve hafıza kelimelerinden neredeyse ayrı anılamayan Alain Resnais, Hiroshima mon amour’dan L’Année Dernière à Marienbad’a unutulmaz filmlerle hem Fransa’nın hem de dünyanın sinema anlayışına damgasını vurmuş önemli yönetmenlerden biridir. 1956 yılında çektiği Guernica (1951) ile İspanya’nın Bask bölgesindeki Guernica kasabasının 1937 yılında Almanlar tarafından tek bir uyarı olmaksızın bombalanması sonucu yaklaşık iki bin sivilin nasıl katledildiğini; Gece ve Sis (Nuit et brouillard, 1956) ile II. Dünya Savaşı’nın toplama kamplarını oldukça etkileyici bir şekilde anlatan Alain Resnais 1959 yılında Hiroshima mon amour aracılığıyla Hiroshima’yı da anlatmaya cesaret ediyor ve böylelikle toplumsal hafızanın hızlı kaybının önüne geçilme ihtimalini artırıyor.

Robert Bresson

Robert-Bresson-filmloverss

Öne Çıkan Filmi: Pickpocket (1959)

Bresson sinemasının özellikle daha sonraki usta yönetmenlerden Bergman ve Tarkovski’yi etkilemesinin en önemli sebeplerinden biri, hakikatle olan ilişkisi olmuştur. Bu noktada Bresson’un yaklaşımı, gerçeği yapıbozuma uğratarak; var olan gerçekliğin ötesindeki hakikate yönelme çabasından ileri gelir. Bu sebeple örneğin görsel kullanımında, yönetmenin alışılagelmiş açılardan ve mizansenlerden uzakta bir yaklaşım sergilediğini görürüz. Benzer şekilde hikaye de, boşluklarla dolu ve metafor olmanın ötesinde bizzat hakikate yönelmiş yapısıyla süregelen hikaye anlatıcılığından tamamen farklıdır.

1 2
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi