True Detective’in ilk iki sezonunu izleyenler hatırlayacaktır; her iki sezonda da dördüncü bölümler, hikâyenin gidişatı ve bölümlerdeki etkileyici sahneler açısından oldukça önemli bölümlerdi. Örneğin; ilk sezonda plan sekans olarak çekilen, Rust Cohle’un eski çete arkadaşlarıyla birlikte polis kılığına girerek siyahi mahallesini basma sahnesi dördüncü bölümdeydi. Yine ikinci sezonun en etkileyici çatışma sahnesinin dördüncü bölümde olduğunu hatırlatmak gerekiyor. Game of Thrones dizisindeki dokuzuncu bölümler kadar olmasa da, True Detective’de de ufak ufak böyle bir gelenek oluşuyor gibiydi, fakat bu bölümü yöneten dizinin yaratıcısı Nic Pizzolatto bu geleneğe kendi elleriyle son verdi.

Geçen bölümün incelemesinde bahsettiğim kendini göstermeye başlayan karakterler arası iletişimsizliğe bu hafta bir de üç zamanlı anlatımda yaşanan aksamalar ve dağınık anlatım eklendi. Fakat dizi en iyi yaptığı şeyi yine başardı ve hafif ama etkileyici bir tempoda devam ederek merak duygumuzu yine artırdı.

***Yazının bundan sonraki kısmı, True Detective 3. sezon 4. bölüm hakkında keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerir.***

Oldukça uzun olan bölümün en büyük dezavantajının yönetmenliğini Nic Pizzolatto’nun yapması olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Pizzolatto iyi bir dünya kurabildiğini bize gösterdi, fakat kendisinin iyi bir yönetmen olabilmesi için henüz oldukça erken. Bana göre şimdiye kadar izlediğimiz en savruk bölümdü. Bunda yönetmenin verdiği kararların oldukça etkili olduğunu düşünüyorum. Bu sezon üç farklı zaman diliminde anlatılıyor. Bu bölüme kadar bu hiç göze batmamış, hatta tam aksine diziye oldukça mantıklı bir işlevsellik kazandırmıştı, ama bu bölümde üç zaman dilimini kullanan anlatım, seyirciyi oldukça yoran bir hâl aldı. Geçişler üzerine çok düşünülmediği oldukça belliydi. Bazı anlarda geçmiş zaman çizelgesiyle, orta zaman çizelgesini ilk anda ayırt edebilmek seyirciyi oldukça zorluyor ve odaktan uzaklaştırıyor.

True Detective 3. Sezon 4. Bölüm İncelemesi: Saat ve Gün

Geçmiş zaman diliminde kilise ile yapılan bölüm açılışı, aslında tüm cemaatin bu işin içinde olabileceği tekinsizliğini güzel yansıttı. Dedektiflerimiz ilk ayinlerine katılan çocukların fotoğraflarını incelerken hepsinin verdiği pozun Will’in ölüsünün sokulduğu şekildeki gibi olması ama bir tek Will’in gözlerinin kapalı olması durumundan oldukça rahatsız oldu. Kilisenin papazının güven vermeyen tavırları ve konuşması da önümüzdeki bölümler için kritik önem taşıyor; zira kilise bağlantısı sayesinde bez bebekleri yapan ve tekinsiz bir tatlılığı olan Patty Faver’ı ve onun bebekleri sattığını söylediği ‘’Ölü gözlü zenci’’ ortaya çıktı. Bu noktada dizinin başından beri dizinin yapı taşlarından biri olan ırkçılık meselesinin bu bölümde oldukça iyi işlendiğini söyleyebiliriz. Patty’e bebekleri sattığı kişinin iyi ya da kötü biri olup olmadığını soran siyahi dedektifimiz Hays, kadından ‘’Aynı senin gibi biriydi’’ yanıtını alıyor. Evine gittikleri “Ölü gözlü zenci” sahnesi ve geçen diyaloglar da ırkçılık konusunda dizinin etkileyici anlarından biriydi. Çocukların babası Tom Purcell’in de acısını ve bu acı sebebiyle kendini cezalandırmasını bu bölümde hissettik. Dövülmüş ve sarhoş bir şekilde West tarafından bir bardan alınan Tom sinirli ve sarhoş bir şekilde Hays hakkında ırkçı bir söylemde bulunuyor. Daha sonra pişman olan Tom, West’in Hays için söylediği ‘’Bu söylediğinden çok daha kötülerini duydu. O senin kızını bulmak için uğraşıyor.’’ cümlesiyle paramparça oluyor.  Bir başka paramparça olma hâli ve ırkçı yaklaşım da çocukların annesi Lucy’nin tarafında yaşanıyor. Amelia çocukların okuldaki  eşyalarını toplayıp Lucy’e getirdiğinde iki kadın arasında oluşan hissiyat sebebiyle Lucy pişmanlıklarını dile getiriyor. Çocukların kaçırılma notunda yazılı olan ‘’Çocuklar gülmeli’’ cümlesini hatırlatıyor ve ekliyor: ‘’Bu evde çok fazla kahkaha yoktu.’’ Lucy’nin samimi itiraflarını Hays’e yönlendirmeye çalışan Amelia manipülasyonunun sonucunda Lucy tarafından kendisine edilen ırkçı bir küfürle evden kovuluyor.

Orta zaman çizelgesinde ise bu bölümde hem Amelia hem de Roland West’ten kuşku duymamızı gerektirecek sahneler yaşandı. On yılda oldukça yüksek bir mevkiye gelmiş West’in bu pozisyona gelmesinde acaba Purcell davasında bazı noktaları atlaması etkili oldu mu? İkinci zaman diliminde Hays’i, tekrar açılan soruşturma ekibine dahil eden West, kendisinden istendiği gibi zaten hüküm giymiş yerli Woodard’ın mahkumiyetini haklı çıkartmaya mı çalışacak yoksa, Hays’e söylediği gibi gerçek katili bulmak için mi uğraşacak? Amelia ise orta zaman çizelgesindeki hikâyede Hays’in davaya tekrar alınmasından oldukça rahatsız oldu. Gördüğümüz üzere ikilinin evlilikleri hiç de iyi gitmemekte. Hays için trajik olan bu durumun kitabını yazıp ünlü olan Amelia, acaba bu olayın ne kadar içinde? Kendisi belki direkt suçlu olmasa bile bildiği şeyleri gizliyor havası veriyor. Bu zaman çizelgesindeki en önemli olay ise Hays’in eczanenin güvenlik kamerasından yıllar önce kaçırılan ufak kızı teşhis etmesi oldu.

Modern zaman çizelgesinde ise Hays’in oğlunun da polis olduğunu görüyoruz. Anlıyoruz ki; Hays için dava hâlâ çözülmemiş. Demans hastalığına rağmen dava üzerinde çalışmak istiyor. Kendisine kızan oğluna ise ‘’Bu dava, bana hayatımı hatırlamamda yardımcı oluyor.’’ açıklamasını yapıyor. Ve yine bana göre dizinin sırlarının çözülmesinde oldukça kritik bir rol üstlenecek olan, kendisiyle röportaj yapan, gizemini merak ettiğim gazeteci kadınla iş birliği yapmaya başlıyor. Bir yandan ise gördüğü ölü Vietnamlı askerler ve karısının halüsinasyonlarıyla uğraşmak zorunda. Bölümü ilk zaman çizelgesinde Woodard’ın küçük çocuklarla diyaloğa girmesi üzerine kendisine saldıran kasabalılar ve Woodard’ın kendini korumak için uyguladığı Vietnamvari tuzaklarıyla kapatıyoruz.

Son kertede; bölüm büyük bir ipucu vermese de şüpheli sayısını artırarak yoluna devam etti. Ayrıca bu bölümde bir şey daha da ortaya çıktı. Dizi her ne kadar ilk sezon benzeri bir anlatımla gitse de bu sezonda farklı bir şey denediğini de unutmamak lazım. True Detective ilk defa olaydan ziyade, olay sonrası insanların psikolojisine, yaşadıklarına odaklanmış gözüküyor. Bunu sağlamak için yaptıkları üç zamanlı anlatım ise bu bölümde az da olsa belli ettiği gibi, ayarı tutturulamadığında tüm diziyi yerle yeksan edebilme potansiyeline sahip.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi