2014 yılında Nic Pizzolatto’nun yarattığı True Detective dizisi ilk sezonuyla oldukça ses getirmişti. İlk sezonda tüm bölümleri Cary Fukunaga’nın çektiği dizi hem içerik, hem de biçim açısından birçok kişi için suç temalı dizilerin arasında The Wire’dan sonra en iyisi olarak nitelendirildi. True Detective ilk sezonunda muazzam sembolik anlatımını Amerika’nın Güney eyaletlerine özgü okültizm ve bataklık kültürüne dayandırıp, nihilizm ve pesimizm üzerinden geliştirdiği karakterleri ile oldukça etkileyici bir atmosfer ortaya koymuştu. Tabii ki dizinin başarısında Matthew McConaughey, Woody Harrelson ve Michelle Monaghan’ın performanslarının da hakkını vermemiz gerek. Özellikle Matthew McConaughey’nin canlandırdığı Dedektif Rust Cohle karakteri adeta bir fenomene dönüştü. 

Dizi ikinci sezonunda ise ilk sezonuna göre daha farklı bir anlatım tercih etmişti. Hikâye daha politik, suç ağı daha karışık ve karakter sayısı ilk sezona göre daha fazlaydı. İlk sezonunun zaman zaman benliğin ve korkuların en derinine inebilen uzun diyaloglarının ve felsefesinin yerini daha hareketli bir anlatım ve klasiğe yakın denebilecek bir polisiye almıştı. Colin Farrel, Rachel McAdams, Vince Vaughn gibi etkleyici bir kadroya rağmen birçok kesim tarafından beğenilmemişti. Ben ikinci sezonu ilk sezon kadar beğenmesem de kesinlikle kötü bulmayan kesimdenim. İkinci sezon yapmaya çalıştığı işi gayet tutarlı ve başarılı bir şekilde kotarıyor. İşte bu bölünme ve yaklaşık üç buçuk yıllık bir aranın ardından True Detective 3. sezonuyla sahalara geri döndü.

*** Bu yazı True Detective 3. Sezon 1. Bölüm § 2. Bölüm hakkında keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerir.***

True Detective 3. Sezon 1. Bölüm § 2. Bölüm İncelemesi: Başlangıç Felsefesine Dönüş

Üçüncü sezonda başrolde Maharshela Ali yer alıyor. Ali’ye Carmen Ejogo ve Stephen Dorff eşlik ediyor. En başta şunu belirtmem gerekiyor; ilk iki bölümü baz aldığımızda True Detective’in kendisini geniş kitlelere sevdiren, ilk sezonda kullandığı anlatıma geri döndüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu sezon kendimizi Kuzeybatı Arkansas’ta, yani Orta Amerika’da Arkansas, Missouri ve Oklahoma eyaletlerinin arasında kalan, Güney Missouri’nin büyük bir bölümünü kaplayan Ozarks bölgesinde bölgesinde buluyoruz.  Doğal olarak bu bölgelerin çoğunluğuna hakim olan Redneck kültürü ve bölgenin konservatif yapısı dizinin ve karakterlerin gelişiminde oldukça söz sahibi. Hikâye iki küçük çocuğun kaybolması ile başlıyor. Daha sonra çocuklardan erkek olanın ölümü, kız olanın ise ortadan kaybolmasının yarattığı gizem sezonun tamamını kapsayacak gibi gözüküyor. Dizi Purcell Davası’nın üç farklı zaman dilimine yayılışını ele alması şeklinde ilerliyor.  Çocuklar, 7 Kasım 1980’de kayboluyor. Dava 1990’da ufak kızın hayatta  olduğuna dair birtakım bulgular sebebiyle yeniden ortaya çıkıyor. Ve 2015 yılında tüm bu olaylara dair Maharshela Ali’nin canlandırdığı karakter Dedektif Wayne Hays bir TV programına röportaj veriyor. Bu üç katmanlı kurgu dizinin ilk sezonunu izleyenler için yabancı bir anlatım değil. Anlatım şekli yine ilk sezonda olduğu gibi gizemini koruyarak ve sağlam adımlarla ilerliyor.

Maharshela Ali, Vietnam’da ‘’uzun menzilli keşif erliği’’ yapmış, yani Vietnam Ormanları’nda tek başına iz sürmüş bir asker olarak bulunmuş, döndüğünde ise dedektif olan Wayne Hays karakteriyle muazzam bir oyunculuk ortaya koyuyor. Wayne Hays tam bir avcı olsa da siyahi olduğu için fikirleri pek önemsenmeyen ve gözardı edilen bir karakter. Maharshela Ali sakin ve emin tavırları ile oldukça etkileyici bir portre ortaya koyuyor. Purcell Davası ise ilk iki bölümde çocukların pedofil ve okültik bir ayine kurban olarak seçildikleri yönündeki gizemle devam ediyor. Bu ilerleyiş bize ilk sezonu hatırlatıyor. Eğer dizi ilk sezonla paralel bir anlatımı benimseyecekse ilerleyen bölümlerde politik meselelerin de dallanacağı öngörüsünde bulunabiliriz. İlk iki bölüm itibarıyla True Detective’in alameti farikasına dönüşen pesimist ve karanlık atmosferin ve felsefenin oldukça etkili kullanıldığını söyleyebiliriz. Yeni sezonda yeni bir anlatım bekleyen izleyiciler hayal kırıklığına uğrayabilir fakat yine de diziyi severek izleyeceklerinden eminim. İkinci bölümde aslında tam da buna uygun bir replik geçiyor. ‘’Hiç bırakıp gidemediğiniz, içinde kalamadığınız, ikisini aynı anda yaptığınız bir yerde bulundunuz mu?’’ İşte yeni sezonu tam da bu ruh hâlinde izleyecek birçok izleyici olacaktır. 

Vurmalı müzik aleti çalmış olanlar bilirler; zor olan ağır ritimli parçaları icra etmektir. Tempoyu kaybetmeden, karşındakileri sıkmadan ortaya bir eser koymak oldukça zor bir iştir. True Detective yeni sezonunun başlangıcında  bunu muhteşem bir şekilde başarıyor. Bizleri yine gizem ve felsefe ile dolu bir sezon bekliyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi