Advertisement
Bir üçüncü sayfa haberinden uyarlanmış olan Topal Şükran’ın Maceraları, yönetmenin Gerçek Kesit: Manyak filminde olduğu gibi yine B-filmi estetiğinden ilham alan bir yapım. Onur Ünlü bu filminde, ilk dönem eserlerinde yaptığı gibi baş karakterine, onun ruhsal durumuna, gelişimine odaklanıyor. Filmin belki de en büyük başarısı da burada ortaya çıkıyor. Topal Şükran’ın Maceraları, geleneksel dramatik anlatının yapısıyla oynayan ama bunu karakterin bakış açısından yapan bir film. Özellikle son filmlerinde, dramatik sanatların giriş, gelişme ve sonuca dayalı şablon yapısını -ve aslında bu yapıyı oluşturan düşünce biçimini- bozuma uğratmaya, sorgulamaya ve başka bir yapı arayışına giren Onur Ünlü, Topal Şükran'ın Maceraları'nda da benzer bir yol izliyor. Şükran karakteri üzerinden, onun sinemasında görmeye alışık olduğumuz, ölüm, kader, var olma güdüsü gibi temaları, bu alışıldık yapı ile tekrar ele almaya çalışıyor. Giriş, gelişme ve sonuca dayalı olan alıştığımız dramatik yapı, filmde "Bu hayatta ne arıyoruz?" gibi bir varlık sorusunun cevabını ararken kullanılıyor. Film sadece bu sorunun cevabını ararken, hayata yönelik absürt bakışı bu soru üzerinden vermeye çalışırken, bahsini ettiğimiz dramatik şablonu kullanıyor. Hayata son derece güneşli bir günde, kelebek kovalarken başlamış bir karakter... Hatta filmin en renkli, en cıvıl cıvıl ânını oluşturur bu açılış sahnesi. Bu sahnenin sonunda karakter bir kaza geçirir, topal kalır ve annesini kaybeder. Onun bizzat tanık olduğu bu ilk ölümle birlikte ekranda bir yazı belirir: "Giriş" O dakikadan sonra Şükran’ın hayattaki hiçbir isteği tam olarak gerçekleşmeyecektir, adımları, varlık mücadelesi topal kalmıştır. Acıyı gerçekten deneyimlemeye, ölüm üzerinden bir varlık mücadelesine girişine kadar, Şükran’ın hayatı başlamış bile sayılmaz. Bu yüzden, ilk kez acıyı ensesinde hisseden Şükran, hayata da tam olarak bu noktada başlamış oluyor. Buradan sonra film, Şükran’ın hayatının evrelerini de giriş-gelişme-sonuç olarak kesitlere bölüyor. Topal Şükran'ın Maceraları: Kelebeği Yakalamaya Çalışmak Filmin izleyiciler tarafından yanlış eleştirileceğini düşündüğüm bir noktası var. Her ne kadar Şükran’ın hayatından kesitleri izlesek de film, giriş-gelişme-sonuca dayalı bir hikâye anlatmıyor aslında. Sadece insanın hayattaki "acı" varoluşunu vurgulamak için bu yapının alışıldık şablonunu kullanıyor. Çünkü bizim de başımıza, başlangıcı-sonu belli olan, benzer olaylar geliyor; varlık mücadelemizde nereden tutunmaya çalışsak, eninde sonunda bir yerde bozguna uğruyoruz. Günün sonunda öleceğini bile bile, bir kelebeği yakalamaya çalışmak, bu hayattaki varlığımızı anlatmak için en kestirme yıllardan biridir herhâlde. Kurduğumuz tüm anlamların ölüme açılması, ölüm üzerinden anlam kazanması, bu şablonun filmde bir dramatik şakaya, hayata karşı bir absürt duruma işaret etmesi için gerekli zemini oluşturuyor. Dolayısıyla ara yazılarla gözümüze sokulan bu giriş-gelişme-sonuç bölümlerinin filmin değil, aslında Şükran’ın iç hikâyesini anlatmak için kullanıldığını düşünüyorum. Topal Şükran, kendini sadece fiziksel eylemleriyle, söze ihtiyaç duymadan, içinde yaşadığı evrendeki sıkışmışlığıyla anlatmayı başaran bir karakter. Şükran, sağlam adımlarla yere basamıyor çünkü bir kaza geçiriyor. Âşık oluyor ancak büyük bir hayal kırıklığına uğruyor. Defalarca ölüme tanık oluyor. Nereden bakarsak bakalım, hayatın tüm acılarını tek başına göğüsleyen ve belki de bu yükü kaldırabildiği kadar "yürümeyi" başaran bir karakter Şükran. Uzaktan baktığımızda, son derece klişe gibi duran ancak bu karakterin evrenini düşündüğümüzde, gerçekle sıkı sıkıya bağlı bir temsilin varlığını görmek zor değil. Demet Evgar’ın başarılı performansının da bunda payı var. Baş karakterin bir kadın olmasından dolayı, filmde seyircinin tepkisini çekebilecek birtakım şiddet sahnelerinden…

Yazar Puanı

Puan - 55%

55%

Her seferinde farklı bir film yapmayı deneyen, kendini tekrarlamayan Onur Ünlü'nün, sadece biçimsel olarak farklı olan çalışması Topal Şükran’ın Maceraları. İçerik olarak bu kez, filmlerinde daha önce izlemediğimiz yeni bir söylemi yok, yalnızca anlatma yöntemi farklı.

Kullanıcı Puanları: 3.18 ( 5 votes)
55

Bir üçüncü sayfa haberinden uyarlanmış olan Topal Şükran’ın Maceraları, yönetmenin Gerçek Kesit: Manyak filminde olduğu gibi yine B-filmi estetiğinden ilham alan bir yapım. Onur Ünlü bu filminde, ilk dönem eserlerinde yaptığı gibi baş karakterine, onun ruhsal durumuna, gelişimine odaklanıyor. Filmin belki de en büyük başarısı da burada ortaya çıkıyor. Topal Şükran’ın Maceraları, geleneksel dramatik anlatının yapısıyla oynayan ama bunu karakterin bakış açısından yapan bir film. Özellikle son filmlerinde, dramatik sanatların giriş, gelişme ve sonuca dayalı şablon yapısını -ve aslında bu yapıyı oluşturan düşünce biçimini- bozuma uğratmaya, sorgulamaya ve başka bir yapı arayışına giren Onur Ünlü, Topal Şükran’ın Maceraları’nda da benzer bir yol izliyor. Şükran karakteri üzerinden, onun sinemasında görmeye alışık olduğumuz, ölüm, kader, var olma güdüsü gibi temaları, bu alışıldık yapı ile tekrar ele almaya çalışıyor. Giriş, gelişme ve sonuca dayalı olan alıştığımız dramatik yapı, filmde “Bu hayatta ne arıyoruz?” gibi bir varlık sorusunun cevabını ararken kullanılıyor. Film sadece bu sorunun cevabını ararken, hayata yönelik absürt bakışı bu soru üzerinden vermeye çalışırken, bahsini ettiğimiz dramatik şablonu kullanıyor.

Hayata son derece güneşli bir günde, kelebek kovalarken başlamış bir karakter… Hatta filmin en renkli, en cıvıl cıvıl ânını oluşturur bu açılış sahnesi. Bu sahnenin sonunda karakter bir kaza geçirir, topal kalır ve annesini kaybeder. Onun bizzat tanık olduğu bu ilk ölümle birlikte ekranda bir yazı belirir: “Giriş”

O dakikadan sonra Şükran’ın hayattaki hiçbir isteği tam olarak gerçekleşmeyecektir, adımları, varlık mücadelesi topal kalmıştır. Acıyı gerçekten deneyimlemeye, ölüm üzerinden bir varlık mücadelesine girişine kadar, Şükran’ın hayatı başlamış bile sayılmaz. Bu yüzden, ilk kez acıyı ensesinde hisseden Şükran, hayata da tam olarak bu noktada başlamış oluyor. Buradan sonra film, Şükran’ın hayatının evrelerini de giriş-gelişme-sonuç olarak kesitlere bölüyor.

Topal Şükran’ın Maceraları: Kelebeği Yakalamaya Çalışmak

Filmin izleyiciler tarafından yanlış eleştirileceğini düşündüğüm bir noktası var. Her ne kadar Şükran’ın hayatından kesitleri izlesek de film, giriş-gelişme-sonuca dayalı bir hikâye anlatmıyor aslında. Sadece insanın hayattaki “acı” varoluşunu vurgulamak için bu yapının alışıldık şablonunu kullanıyor. Çünkü bizim de başımıza, başlangıcı-sonu belli olan, benzer olaylar geliyor; varlık mücadelemizde nereden tutunmaya çalışsak, eninde sonunda bir yerde bozguna uğruyoruz. Günün sonunda öleceğini bile bile, bir kelebeği yakalamaya çalışmak, bu hayattaki varlığımızı anlatmak için en kestirme yıllardan biridir herhâlde. Kurduğumuz tüm anlamların ölüme açılması, ölüm üzerinden anlam kazanması, bu şablonun filmde bir dramatik şakaya, hayata karşı bir absürt duruma işaret etmesi için gerekli zemini oluşturuyor. Dolayısıyla ara yazılarla gözümüze sokulan bu giriş-gelişme-sonuç bölümlerinin filmin değil, aslında Şükran’ın iç hikâyesini anlatmak için kullanıldığını düşünüyorum.

Topal Şükran, kendini sadece fiziksel eylemleriyle, söze ihtiyaç duymadan, içinde yaşadığı evrendeki sıkışmışlığıyla anlatmayı başaran bir karakter. Şükran, sağlam adımlarla yere basamıyor çünkü bir kaza geçiriyor. Âşık oluyor ancak büyük bir hayal kırıklığına uğruyor. Defalarca ölüme tanık oluyor. Nereden bakarsak bakalım, hayatın tüm acılarını tek başına göğüsleyen ve belki de bu yükü kaldırabildiği kadar “yürümeyi” başaran bir karakter Şükran. Uzaktan baktığımızda, son derece klişe gibi duran ancak bu karakterin evrenini düşündüğümüzde, gerçekle sıkı sıkıya bağlı bir temsilin varlığını görmek zor değil. Demet Evgar’ın başarılı performansının da bunda payı var.

Baş karakterin bir kadın olmasından dolayı, filmde seyircinin tepkisini çekebilecek birtakım şiddet sahnelerinden de ayrıca bahsetmek gerekiyor. Şahsi görüşüm bu sahnelerin, filmdeki diğer şiddet sahneleri gibi (Silahtan çıkan mermilerle vurulan veya sık sık dayak yiyen karakterler) bir kayıtsızlığa, bir varlık mücadelesine işaret ettiği. Yaşadığı acı olaylar ile ezilmişliğin, dışlanmışlığın ve yalnızlığın etkisinde, günden güne dış etkilere karşı kayıtsızlaşmış bir karakterin, şiddete ve özellikle erkek şiddetine karşı bir pasif direnişe geçmesi, ona şiddet gösterenlere karşı “cezalandırılıyormuş” gibi hissetmemesi, aslında bir güç temsili olarak konumlandırılıyor. Her şeye rağmen, gerçekten güçlü bir duruş sergileyen Şükran’ın karşısında ne yapacağını bilemeyen baskın erkek karakterler, onu aşağılamak için yine çaresizce, kendi aşağılık duygularını şiddetle aktarmayı tercih ediyor. Bu pasif direnişi bir izleyici gözüyle onaylamasam da filmin evreninde yine de bir yere oturduğunu, tutarlı olduğunu söyleyebilirim.

Her seferinde farklı bir film yapmayı deneyen, kendini tekrarlamayan bir yönetmenin, sadece biçimsel olarak farklı olan çalışması Topal Şükran’ın Maceraları. İçerik olarak bu kez, filmlerinde daha önce izlemediğimiz yeni bir söylemi yok, yalnızca anlatma yöntemi farklı. Üstelik bu anlatıda da sık sık tekrarlara başvuruyor, film bir sahnenin bize ilettiği durumu dramatik olarak diğer sahnelerde genişletmiyor veya yeni bir bilgi katmıyor. Diyaloğa ihtiyaç duymayan bir filmin görsel-işitsel kodlarının bu kadar birbirini tekrar etmesi, böylesine iddialı bir dilin potansiyel etkisini düşürüyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information