İngiliz yapımcı ve yönetmen Tony Scott’ın sinemayla tanışması çok küçük yaşlara tekabül eder. Babasının İngiliz ordusundaki kariyeri sebebiyle çocukluğunu farklı şehirlerde yaşayarak geçiren Tony Scott, sinemaya gitmeyi çok seven annesi sayesinde bu tutkunun esiri olur. Henüz 16 yaşındayken abisi Ridley Scott’ın ilk filmi olan Boy and Bicycle (1965)’da oynar. 1969 yılında ise bir asker hakkındaki ilk kısa filmini, Kayıplardan Biri – One of the Missing’i çeker.

Güzel sanatlar eğitimi alan Scott, birkaç yıl boyunca ressam olarak çalışsa da maddi olarak bir getirisi olmadığı için kısa süre sonra abisiyle ortak olduğu bir reklam ajansı kurar. Bir süre reklam filmleri çeken Tony çok geçmeden uzun metraj film çekme heyecanına yenik düşecektir. 1971 yılında Loving Memory’yi yazıp yönetir ama ilk kez Açlık – The Hunger (1983) ile dikkatleri üzerine toplamayı başarır.

Ressamlık yeteneği, güzel sanatlara olan ilgisi ve reklamcılık geçmişinin izlerini rahatlıkla görebileceğimiz filmografisi ile zaman içerisinde özgün bir dil oluşturabilmiş ve auteur kimliği edinebilmiştir. Suç, aksiyon, gerilim ağırlıklı hikâyelerinin hepsinde kendine has bir görsel kimlik, sese ve müziğe duyarlılık, hareketli bir kurgu dikkat çeker. Kimi zaman biçimsel anlamda deneysel ve yenilikçi yaklaşımlara açık olduğunu görsek de aynı oyuncuyla defalarca çalışacak kadar garantici olduğunu söylemek de yanlış olmaz.

Filmografisini incelediğinizde Scott’ın aynı çağda üretim yaptığı diğer meslektaşlarından ziyade kendisiyle bir yarış içerisinde olduğunu kolaylıkla fark edebilirsiniz. Oldukça stilize bir yaklaşımla üretilen filmlerinin kendinden sonraki birçok isme ilham verdiğini de belirtmeden geçmeyelim.

Tony Scott’ın En İyi 10 Filmi 

Açlık – The Hunger (1983)

Catherine Deneuve, David Bowie ve Susan Sarandon’un başrollerini paylaştığı, kalıpları yıkan bir vampir filmi olan Açlık – The Hunger, parçalı kurgusu, dönemine göre cesur sayılabilecek kuir dokunuşları ve estetize edilmiş görsel dünyasıyla erotizmi pandora kutusundan çıkaran filmlerden biriydi. 1930-67 yılları arasında kilise baskısıyla ortaya çıkan bir tür sansür mekanizması olan hays code kurallarının (Amerikan Film Endüstrisi Yasaları) beraberinde getirdiği yasakları, sinemanın ona sunduğu yaratıcılık olanaklarıyla bastırmayı başarır. Bir alacakaranlık kuşağı hikâyesini kuir sinema dinamikleriyle buluşturduğu bu filmle birlikte, özellikle bir rüyanın içindeymiş hissi veren erotik sahnelerde bu yasakları delmekten geri durmaz.

Top Gun (1986)

Scott’ın reklamcılık kariyerinin en güçlü yansımalarından biri olan Top Gun, baş döndüren uçuş sekanslarıyla akıllara kazınsa da ataerkil toplumlardaki bastırılmış duygulara ve hayatımızın her alanına sirayet etmiş olan iktidar mücadelesine göz kırpar. Ray-Ban çılgınlığı, hız motorları, pilot ceketlerle 80’ler modasının güçlü bir yansımasını sunan film, muhteşem soundtrack’i ile de dönemini yansıtmayı ihmal etmez. Tom Cruise, Val Kilmer ve Kelly McGillis’in yıldızının parlamasını sağlayan Top Gun, aynı zamanda vizyona girdiği 1986 yılının en çok hasılat yapan filmi olarak bilinir.

İntikam Peşinde – Revenge (1990)

Kariyerinin en iyi performanslarından birini sergileyen Anthony Quinn ile yine aynı şekilde, en verimli olduğu yıllarda karşımıza çıkan Kevin Costner’ın aynı kadına aşık olması üzerinden şekillenen hikâyesiyle dikkat çeken İntikam – Revenge, Hemingway’in izinden giden Jim Harrison’ın ünlü romanından beyazperdeye uyarlanıyor. Tüm çevresi ona zarar verebilecek potansiyele sahip zirvede ama yalnız bir milyonerin, güven duyduğu tek arkadaşının ihanetine uğraması hem edebiyatta hem sinemada sıklıkla ele alınmış bir konu olsa da Scott, özellikle filmin kurgusundaki kendine has manevralarıyla bizi tahmin edilebilir finale merak içerisinde sürüklemeyi başarır.

Son Görev – The Last Boy Scout (1991)

Senaryosunu Shane Black’in kaleme aldığı Son Görev – The Last Boy Scout, geveze bir kara mizahın suç ve aksiyon hikâyelerine etkisini ortaya çıkarır. Mizahı da aksiyonu da bol keseden kullanan filmde Bruce Willis ve Damon Wayans’in uyumu ise görülmeye değer. Scott’ın yenilikçi sinema anlayışına örnek verilebilecek bir yapım daha…

Çılgın Romantik – True Romance (1993)

Bir Tony Scott filminin başına gelebilecek en güzel şey, senaryosunu Quentin Tarantino’nun yazması olurdu. Christian Slater, Patricia Arquette, Dennis Hopper, Val Kilmer, Gary Oldman ve Brad Pitt gibi ağır topların yer aldığı efsane kadrosuyla dört dörtlük bir Scott klasiği diyebileceğimiz Çılgın Romantik – True Romance, kültleşmiş karakterleri ve uçuk kaçık diyaloglarıyla hafızamıza kazınmıştı. Hem Tarantino’nun hem de Scott’ın sonraki yıllarda kendini aşan kariyerlerinin habercisi olduğunu söyleyebileceğimiz film, aşka olan tutumunuzu derinden sarsabilir. Scott’ın kendi filmografisinde en sevdiği film olarak da bilinir.

Denizde İsyan – Crimson Tide (1995)

Rusya ve Amerika arasındaki bir nükleer füze gerginliğinden yola çıkan hikâyesiyle dikkat çeken Denizde İsyan – Crimson Tide, gerilimi kademe kademe artıran kurgusuyla ön plana çıkar. Scott’ın sonraları vazgeçilmez oyuncusu olacak Denzel Washington’la iş birliğinin ilk örneği olan film, vicdanıyla hareket ederek mevcut iktidarın tüm dayatmalarına karşı çıkan bir adamın hikâyesini anlatır. Hans Zimmer imzalı film müzikleri ise Scott’ın soundtrack hassasiyetini bir kez daha gözler önüne serer.

Devlet Düşmanı – Enemy of the State (1998)

Scott’ın her fırsatta birlikte çalıştığı oyunculardan Gene Hackman’ın performansı ile yönetmen – oyuncu ilişkisi üzerine düşündüren Devlet Düşmanı – Enemy of the State, bir tesadüf eseri önemli bir siyasi cinayetin delillerini ele geçiren sıradan bir insanın devletin tahakkümü altına girmesini konu ediniyor. Hele ki bu devlet, teknoloji ve istihbarat denince akan suların durduğu Amerika olunca ortaya seyir zevki yüksek bir aksiyon çıkıyor. Bu filmi türevlerinden ayıran ise, George Orwell’in 1984 kitabıyla çığır açan ve günümüzdeki anlamını karşılayan “röntgen” kavramının bireyler üzerindeki etkisini, orijinal uyarlamadan daha çok, politik bir taşlama içerisinde değerlendirebiliyor olması denebilir.

Casus Oyunu – Spy Game (2001)

Aksiyona doymuş bir hikâye anlatıcısının küresel dünyanın belirleyici roller üstlenen dinamiklerine kafa tuttuğu ve yönetmenin olgunluk dönemini yansıtan politik tavrını açıkça ortaya koyan bir casus filmi olan Casus Oyunu – Spy Game, Robert Redford ve Brad Pitt ikilisinin kendilerine biçilen rollerin hakkından gelmesiyle dikkat çeker. Vietnam’dan Berlin’e, Beyrut’tan Çin’e uzanan hikâyede siyasi dengeler üzerinden bir insan hayatının ne denli kolayca göz ardı edebileceğini ortaya koyan film, özellikle müzikleriyle yakaladığı tempoyla Scott’ın ustalık dönemi işlerinden biri olarak ifade edilebilir.

Gazap Ateşi – Man on Fire (2004)

Oyunculuk performanslarının ve müziğin bir kez daha hikâyeden bir adım daha ötede olduğu Gazap Ateşi – Man on Fire, Dakota Fanning’in yıldızını parlatan film olarak bilinir. Şiddeti ve duygusallığı aynı potada eritmeyi başaran Scott, seyircisini Denzel Washington ile yakaladığı kimyanın zirvesine çıkarmayı da ihmal etmez. Yönetmenin birçok filminde sıklıkla tercih ettiği flashback tekniğinin hikâyenin akışına etkisi ise kurgu ile vezir de rezil de olunabileceğinin bir göstergesi…

Domino (2005)

Zengin bir ailenin kızı olarak dünyaya gelen ve içine doğduğu hayatı çevresindeki insanların beklentileriyle sınırlayarak, istemediği bir şekilde yaşamaktansa kendi bildiğini okumayı yeğleyen bir kadının hikâyesidir Domino. Domino Harvey’in gerçek hikâyesinden esinlenen Scott, erkek egemen karakter ve hikâyelerinin aksine farklı bir yol çizer kendine. Bu dönüşüm sadece hikâyeyle de sınırlı kalmaz. Hem görsel dünyası hem kurgusu bağlamında da alışılagelmiş Scott filmlerinden farklıdır. Her ne kadar birçokları tarafından topa tutulsa da Scott’ın biçimsel olarak bu denli cesur bir hamle yapması takdire şayan.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi