Thelma, hegemonyanın altında yaşayan sessiz, oldukça uysal genç bir kadın. Üniversiteye yeni başlamış, iki tahakkümlü sistemin ikinci kısmına geçmeye çalışan bir karakter. İki ayrı dünya düzeninde var olma savaşı veriyor. Gözden kaçmaması gereken husus, iki düzenin de Devletin İdeolojik Aygıtları’ndan ibaret olduğu gerçeği. Aile aygıtı ve eğitim aygıtı arasındaki amansız gerilim, Thelma’dan ileri gelen süper güçlerle olan ilişkiyle yeniden şekilleniyor gibi. Netice olaraksa aile kavramanın değiştiği fakat aidiyetin aynı kaldığı hegemonyanın devamlılığı görülmekte. Bu da beni üzmekte.

Gramsci’ye göre hegemonya, herhangi bir toplumda, bir sınıfın diğerleri üzerinde cebri yollara başvurmadan kazandığı üstünlük; politik, kültürel ve ideolojik formlar yoluyla kurduğu liderlikle açıklanabilmektedir. Böylece hegemonya, iki kertede ekonomik faaliyetin ayırt edici özüne bağlı olsa da fikri ve ahlaki liderliği gerçekleştirmek anlamına gelmektedir (Akbal:47). Peki Thelma’da bu fikri ve ahlaki liderliğin gerçekleştirilmesi nasıl oluyor bir bakalım.

Öncelikle Thelma’da hegemonyanın cebri yollara başvurmadığını söylemek yanlış olmaz. Fakat Thelma’nın şahsen cebir kullanarak ortalık karıştırdığı da bir gerçek. Hem de en “Trouble maker” cinsinden. Gelgelelim, Thelma’nın uyguladığı şiddet, kendine uygulanan psikolojik şiddetle doğru orantılı olarak, Devlet Aygıtı’nın direkt kendisine değil, onun temsilcilerine yönlenmiş ve hegemonyayı yıkmaya yönelik değil, zamanın ruhuna bürünmüş yeni hegemonyaya adapte olabilmek adına verdiği varoluş savaşına endeksli. Thelma bir madun olarak çıktığı yolda, artık madun olmasa da (ya da daha az madun olsa da), yeni madunların boşalttığı koltuğa oturmasını engelleyecek bir eylem içerisine girmiyor. Hayata geçirdiği cinsel devrimi oldukça tekil, aile aygıtına uyguladığı şiddet oldukça eril ve bu aygıtın dini bir otoritenin altından çıkmasına yönelik. Bizlere alışılmadık gelen hemcinsiyle birlikte el ele okula gidebilmesi olsa da, genele bakıldığında rutinlerin değişmediği bir düzen var aslında. İşte bu sebeple hegemonya cebre başvurmadan sürekliliğini sağlıyor. Hegemonyanın yaptığı şey kültürel kodlarla oynamak, bir zamanın aykırı düşüncelerini, baskı altına aldığı her türlü rengi ambalajlayarak zamanın ruhuna göre piyasaya sunmak. Bunun aksine örnek olarak Alien’ı gösterebiliriz. Fakat filmlerin ayrı türlerin temsilcisi olması sebebiyle detaya girmekten kaçınmak bu yazı için daha yerinde olacaktır.

Madunlar Süper Kahraman Olabilir mi?

Thelma’yı bir film olarak değil, bir karakter olarak anlatı içinde baştan sona ele aldığımızda, onun bir madun olduğunu iddia edebiliriz. O halde, Akbal’ın aktarımıyla, Spivak’ın da sorduğu gibi “Madunlar konuşabilir mi?” sorusunu bir adım öteye taşımamız gerek. Madunlar süper kahraman olabilir mi? Sadece Clark Kent bile bu soruya cevap niteliğinde. Özellikle bir madun, süper kahraman olmaya ihtiyaç duyabilir. Ancak bir madun alter ego düşüncesi içerisinde yanıp tutuşabilir. Ya da bir madun bekleyebilir, onu müşkül durumdan tutup çıkaracak seçilmiş kimseyi. O hâlde soruyu şu şekilde cevaplamak gerek; Madunlar, bittabi konuşabilir. Lâkin konuşmak için seçilmiş kimseye ya da seçilmeye ihtiyaçları yoktur. Seçmek yalnızca otoritenin dayatacağı bir eylem olacaktır. 

Bakhtin Rabelais and His World adlı çalışmasında, kültürün kenarındakilerin “konuşabilinemeyen”i konuşarak, “yapılabilinemeyen”i yaparak ve baskın kültürün kurum ve paradigmalarını potansiyel olarak yırtan, yıkan bu sembolik olarak öteye geçişin alabileceği biçimler nelerdir, diye sorar. Bu soruya da karnaval kavramıyla cevap verir. Karnaval elbette ki Orta Çağ Avrupası’na ait bir terimdir ve Bakhtin de bu döneme, oradaki üretim ilişkilerine, mekân ve zaman deneyimlerine gönderme yapar ve bu deneyimlerin yazıda bulduğu anlatımsal forma bakar. Kanunlar, yasaklar, sıradanlığın kural ve yapıları karnaval olmayandır (Akbal: 58). Spivak, madunun konuşamayacağını söyler. Madun ancak adına konuşulan olabilir. Aksi karnavalla mümkündür. Pekala, Thelma karnavalesk bir anlatı mıdır? Karnaval birey odaklı değil de toplumla temellenen ve toplulukla icra edilen bir olgu olduğuna göre, nasıl ki Superman bir meddah olarak düşünülemezse, Thelma’yı da bir karnavalın parçası olarak göremeyiz. 

Patolojik Durum Olarak Thelma

Thelma bir süper kahraman filmi olmadığına göre, karakterin psikolojisine inerek film hakkında rasyonel tespitlerde bulunabiliriz. Thelma öncelikle bir katil. Çocuk yaşında, henüz bebek olan kardeşini öldürmüş, erişkin döneminde ise babasını öldürmüş. Bu nedenle, öncelikle bu cinayetlerin sebebini araştırmak gerekir. Thelma’nın iç çatışması baba eksenli olup, filmde bu çatışma çoğunlukla kural koyucu olarak görünen babanın odağında ilerlemektedir. Baba, yobaz bir bireydir. Ailesine de bu yobazlık çatısı altında hükmetmektedir. Fakat her nasılsa, Thelma’nın yıktığı ailesel tabular karşısında oldukça yumuşak başlıdır. Genel olarak ceza vermekten kaçınarak, ikinci bir tabunun yıkılmaması için telkinlerde bulunmaktadır. Bu telkinler Thelma’nın öz babaannesi hakkındaki arka hikâyeyi öğrenmesiyle cezaya dönüşür. Baba’nın şiddetine de bu andan itibarıyla şahitlik ederiz. Anlatı boyunca Thelma’nın ürettiği karmaşa, kaos ve getirdiği kötülükler doğrultusunda, Baba’nın zorunlu olarak ceza verene dönüştüğü çıkarımı yapılabilir. Fakat bu oldukça tehlikeli olacaktır. Kaldı ki böyle bir yorum filmin pro-feminist yapısına da ters olur. Ayrıca Baba’yı suçlamak için elimizde güçlü bir delil bulunmakta. Mesleği doktor olan baba, hem Thelma’ya, hem eşine hem de annesine bir çeşit ilaç enjekte etmekte. Kendi koyduğu sınırların dışına çıkıldığını sezdiğinde bu ilacı kurbanları üzerinde kullanmaktadır. Huzurevinin hemşiresinden aldığımız malumatla, bu ilaç neticesinde babaannenin durumu oldukça kötüleşmiştir. Fakat babanın doktor sıfatını taşıması, huzurevi çalışanlarının olaya müdahil olmasını da engellemiştir. Thelma’nın öğrendiği bir diğer gerçek de arşivindeki hastalığıyla babası tarafından kendine verilen ilacın denk olmamasıdır. Pek çok tabuyu çiğneyen Thelma’yı cezalandırmaktan kaçınan baba, Thelma’nın kuşkucu tavırlarından sonra onu eve kapatır ve bir ilaç zerk eder. Thelma’ya uygulanan ilaç onu “disable” ederek bir nevi sakatlar. Thelma hissizleşir. Tıpkı annesi gibi felce doğru ilerlemektedir. 

Bu noktada babanın Thelma’yı çocuk yaştan itibaren taciz ettiği ve onu istismar ettiği varsayımında bulunabiliriz. Bu sayede Thelma’nın neden küçük kardeşini öldürdüğünün sorusu da cevaplanmış olur. Örneğin, yaşadığı iğrençliğin kardeşi tarafından deneyimlenmesini istememiş olabilir. Bu iddiayı ortaya atmak için güçlü bir dayanağımızın olması gerekir. Bu dayanak da Thelma’nın her türlü bastırılmış duygularını açığa çıkarırken yaşadığı Psikosomatik Epilepsi krizleridir. Thelma’nın etraflıca araştırılan bu krizlerinin epilepsiyle alakası olmadığı ortaya konmuştur. Fizyolojik bir bulgusu olmayan rahatsızlık, bulguları itibarıyla histeri krizine çok benzer. Özellikle hemcinsine ilgi duyduğu ve yakınlaştığı anlarda bu krizlerin ortaya çıkması bunun bir histeri krizi olduğu yönündeki iddiamızı kuvvetlendirir. Histerinin ise geliş noktası tartışmalıdır. Fakat çocuk yaşta istismara uğramış insanların histeri geçirebilme ihtimali oldukça yüksektir. Freud histeri tandanslı psikonevrotik hastalarını incelerken, histeri vakalarında hep cinsel istismar hikâyelerinin anlatıldığını belirtmektedir. Ancak yıllar sonra, analiz yaptığı hastaların çoğunun bu hikâyeleri uydurduğunu, yaşanılanların gerçekten çok fanteziye kaydığını fark ederek hipnoza yönelmiştir. Ama bu şüphe, Thelma’nın yaşadığı sinematik dünyada geçerliliğini yitirebilir. Bana kalırsa Thelma’nın histerisi tam da bu nedenle vardır. Onun sağaltılması için de geçmişten gelen unsurun yok edilmesi gerekmektedir. Bu sayede Thelma’nın gerçekliği yenememesi ve bu durumdan doğan süper güç sanrısı ya da felaket senaryoları yani histerisi ortadan kalkacaktır. 

Thelma, babasını tıpkı Orta Çağ Hristiyan topraklarında sapıklara yapıldığı gibi diri diri yakarak öldürdükten sonra annesini iyileştirerek yürümeye başlamasını sağlar. Aslında bu durum da Thelma’nın süper güçlerinden değil, annenin baba tarafından kendine yapılan felç edici ilacın günlük dozunu alamaması neticesindedir. Anlatıda bizi bu rasyonel yoruma itekleyen en önemli çıkış noktası doktorların Thelma’ya olan aşırı akılcı yaklaşımları ve yönetmenin bize doktorlar aracılığı ile vermiş olduğu Psikosomatik Epilepsi teşhisidir. Eğer bu teşhis konulmamış olsaydı, Thelma bir kadın süper kahraman filmi olacaktı. Bu sayede artık kendisi psikolojik bir gerilim filmidir gözümde. Sonucun çözüme bağlanış biçimiyle de son zamanların en iyi hikâyesidir bana göre. Her ne kadar “çift olabilmek”, “aile kurabilmek” gibi sisteme ait ama post modern düstura göre yeniden yorumlanmış ve kabul ettirilmiş homoseksüellik ile karşımıza çıksa da, bir madun olarak var olduğu bu hikâyede kendini tanıyarak ve hayata olduğu gibi adapte olarak izleyiciyi doruğa çıkarabiliyor. 

Kaynakça 

Freud, Sigmund, Rüyaların Yorumu, 2002, Say Yay.

Akbal, Z.Tül, Zaman Mekan, 2004, Bağlam Yay.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi