***Yazı The Walking Dead 9. sezon 7. bölüm ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

The Walking Dead’in henüz 9. sezonu başlamamışken, dizinin ana kahramanı Rick Grimes’i canlandıran, Andrew Lincoln’ün artık ayrılmak istediği konuşulmaya başlamıştı. Yıldız oyuncunun, İngiltere’deki ailesiyle daha çok vakit geçirmek istediği ve bu yüzden diziye daha fazla devam edemeyeceği dedikoduları dönüyordu. Geçtiğimiz haftalarda hem dizinin yapım ekibinden, hem de Lincoln’den gelen açıklamalarla birlikte, Rick’in en azından 9. Sezon boyunca gözükmeyeceği kesinleşmiş oldu. Fakat, Daryl’i canlandıran Norman Reedus’un da özellikle belirttiği gibi ”Rick ölmedi”, hatta gizemini bölüm geçtikçe katmerleyen bir helikopterin içinde, yaralı hâlde, bilmediğimiz bir lokasyona doğru yola çıktı. Yani, Rick’in hikâyesi sonlanmış değil. Son söylenenlere göre Rick’in hikâyesini, AMC için yapılacak olan 3 televizyon filminde izlemeye devam edeceğiz. 8 yıl önce başlayan ve hâlâ devam eden dizinin ve 5. sezonu beklenen spin-off‘unun yanına üç de TV filminin geleceğini düşünürsek, AMC’nin The Walking Dead’i daha uzun süre, ısıtıp ısıtıp izleyici karşısına sunmak gibi bir planı olduğunu söyleyebiliriz.

The Walking Dead 9. Sezon 7. Bölüm: Çatışma ve Yüzleşme

Dizinin prodüksiyon aşamasına dair bu bilgileri bir kenara koyarsak, The Walking Dead’in yeni bölümü Hilltop’ta kesişecek olan yolculuklara bakmaya devam ediyor. Geçen bölümde bizi ”Zombiler gerçekten konuşuyor mu?” sorusuyla baş başa bırakan dizi, yeni bölümde bu soruyla hiç ilgilenmeden bize hem karakterlerin, hem de komünlerin yeni durumlarıyla ilgili bilgi vermeye devam ediyor. Michonne’un, yaşananların onu sürüklediği sert ve güvenlikçi tutumu ile barışçıl bir dünyanın hayalini kurduğu tutumu arasında yaşanan çatışmaya, Siddiq ile olan konuşmalarında tanık oluyoruz. Ayrıca, Maggie ile aralarında henüz sebebini bilmediğimiz bir ayrışmanın varlığını da aynı konuşmalar sayesinde öğreniyoruz. Yine Daryl’in, arada geçen yıllar boyunca Rick’in en azından bedenini aradığından ve bu süreçle beraber bir çeşit inzivaya çekildiğinden haberdar oluyoruz. Carol bu bölümde Daryl’den, Henry’e yardım etmesini, ona yol göstermesini ve dışarıdaki tehlikeli dünyada hayatta kalmanın yollarını göstermesini istiyor; fakat Daryl de tıpkı Michonne gibi, köprünün ve daha barışçıl bir dünya tasavvurunun yıkıldığı, Rick’in “öldüğü” günden bu yana, yaşadığı pişmanlığın etkisiyle barışçıl ve toplumsal bir yaşama sırtını çevirmiş durumda. Bir çocuğa yol gösterici bir figür olmak, Daryl için tekrar başlaması zor olan bir yaşama denk düşüyor. Fakat Daryl, Henry ile beraber çok sevdiği köpeğini kurtardığında tabii ki (!) bu sorumluluk gerektiren görevi kabul ediyor.

Bir büyük değişiklik de dizinin Hilltop kanadında gerçekleşmiş durumda. Maggie’nin çocuğunu da alıp, geçtiğimiz sezon yardımına koşan ve sürekli iletişim hâlinde bulunduğu Georgie’nin yanına gitmiş olduğunu öğreniyoruz. Hilltop’ın yönetimi, seçimle yeniden lider seçilen Jesus’a devredilmiş durumda. Özellikle Hilltop’ın, Georgie’nin onlara verdiği kitaplar sayesinde tarım, üretim vs. anlamında en gelişmiş komün olduğunu söyleyebiliriz. Bölümün finalinde Eugene’i aramaya çıkan ekibi takip eden kamera bize bunu görkemli bir biçimde gösteriyor zaten. Hilltop’da ise Jesus’un, yönetmek ve topluluğu idare etmek ile ilgili sorunlar yaşadığını görüyoruz. Daha önce oldukça atılgan, cesur, eğlenceli ve maceraperest bir karakter olarak karşımıza çıkan Jesus, yönetmenin getirdiği sorumluluğu pek fazla istemiyor gibi. Maggie gittiğinden beri odasını kullanmayan Jesus, Maggie’nin geri döneceğinden ve kendisinin liderlik konumunun geçici olacağından emin olmak istiyor; fakat buna dair duyduğu şüpheler onun çatışmasını oluşturuyor. Bölümün sonunda Tara’nın tavsiyelerini dinlemeyip, Eugene’i arayan ekibe katılması, Jesus’un ister kısa, ister uzun vadede olsun bu komünün yönetiminin sorumluluğunu almak zorunda olduğu gerçeği ile yüzleşmesi gerekiyor. Tıpkı Michonne ve Daryl’in tekrar komünlerle birlikte hareket edebilmeleri ve yol gösterici olabilmeleri için, Rick’in “öldüğü” gerçeği ile yüzleşmeleri gerektiği gibi.

Fakat bütün bunlar dizinin, tekrardan tekdüze bir hâl aldığı gerçeğinin yansımaları olarak karşımıza çıkıyor. Zamanı 5-6 yıl ileri saran kesme ile sadece, göremediğimiz zaman dilimine dair merakımızı uyandıran ve bunu kullanan, oldukça yavan bir bölümle karşı karşıyayız. İlk beş bölümde yeniden medeniyet kurmanın sancılarına detaylı bir biçimde değinen ve en azından bu yönüyle ilgi çekici olmayı başarabilen The Walking Dead, geçen bölümle ucundan kıyısından bu problemlere değinmişti. Bu bölüm ise sadece bize gösterilmeyen o 5-6 yılın yarattığı basit değişimleri keşfetmemizi sağlayan bir anlatıya sahip. Karakterlerin yaşadığı çatışmalar, çelişkiler o kadar sıradan ve alışıldık ki, bu 5-6 yıl boyunca ne olduğuna dair duyduğumuz merak bile onları ilgi çekici kılamıyor. Kenara köşeye serpiştirilen ve sürekli ilgimizi yüksek seviyede tutmayı amaçlayan gizemler -Georgie kim ve ne yapmaya çalışıyor? Helikopteri kullanan grubun amacı ne? Zombiler gerçekten konuşuyor mu?- tüm bu tekdüzeliği kapatmayı da beceremiyor. The Walking Dead’in, en azından yeni bölümlerde, tekrardan medeniyet inşasına dair fikir yürütmesi, diziyi bütün bu kısır döngüden kurtarmazsa bile, anlatıya bir parça nefes aldıracaktır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi