cLJAXu5OD-c


Peter Weir imzalı The Truman Show’un dünyamız politikası hakkında söylediklerini inceleyen video, sinemaseverleri bu unutulmaz filme farklı bir yönden yaklaşmaya çağırıyor.

1998 yapımı olmasına rağmen günümüz dünyasını mükemmel bir şekilde betimliyor The Truman Show. Filmin başlangıcında, gökyüzünden bir yıldız düşüyor. Bu gerçek bir yıldız değil, Truman’ın dünyası hâline gelmiş olan sette, geceleri gökyüzündeki yıldızları resmeden ışıklardan bir tanesi. Truman’ın hayatı boyunca gökyüzü sandığı şey, gökyüzüne benzer şekilde tasarlanmış bir tavan. Düşen lambanın üzerinde “Sirius 9 Canis Major” yazıyor, bu lamba sette, gökyüzünün en parlak yıldızı olan Sirius’un ışığını veren lamba. Sirius lambasının düşüşü, Truman’ın sahte gerçekliğini kıran olayların ilki.

Filmde birçok sembol bulunuyor. Truman’ın mesleğinin sigortacılık olması bir dramatik ironiyi işaret ediyor: Truman gerçek olmayan bir dünyada hayatları garantiye almaya çalışıyor. Truman’ın kendisi için tek gerçeklik, etrafındaki herkes için ise bir gösteri olan hayatı başkalarının kontrolü altında, programın yapımcıları tarafından her an neyin olacağı planlanıyor. Truman hayatının sahte olduğunu fark ettiğinde gerçekleri bulmak için denize açılıyor; enginlik, sonsuzluk ve özgürlükle tanımladığımız deniz. Denizin sonuna vardığındaysa onu gerçeğe götürecek olanın deniz değil, küçük karanlık bir kapı olduğunu görüyor. Gerçeklik bir deniz gibi masmavi ve dingin değil, gerçeklik kapkaranlık ve tedirgin edici.

Sahte Dünya, Sahte İlişkiler

Truman’ın dünyasının  insanlarıysa, dünyanın kendisi kadar sahte. Truman’ın etrafındaki herkes birer oyuncu ve Truman’ın sahte hayatında bir rol oynamak için para alıyorlar. Bu, birçok ilişkinin çıkar üzerine kurulduğu günümüz dünyasının bir temsili gibi. Truman için özgürlüğe ulaşmanın yolu, travmalardan geçiyor. Truman çocukken doğum gününde gizlice hediye paketine saklanan bir adamın aniden kutudan fırlamasının yaratığı travma, öldüğüne inandığı babasını yıllar sonra yeniden görmenin travması, hoşlandığı bir kadının aniden ve açıklamasızca hayatından çıkmasının travması, evli olduğu kadının onun dertlerini dinlemektense satın aldığı ürünlerin reklamını yapmaya çabalamasının travması, en çok da ömrünü içinde yaşadığı dünyanın tamamen kurmaca bir dünya olduğunu öğrenmesinin yarattığı travma. Bütün bu travmalar Truman’ı özgürleşmeye zorluyor.

Gözetim Toplumu ve Medya

Truman’ın tüm hayatının gözetlenmesi, günümüzle ilgili çok temel bir durumu ortaya koyuyor: Modern dünyanın gelişen gözetleme ve denetim teknolojilerinin bireylerde yarattığı izlenme paranoyası ve günümüz medya ve sosyal medyasının getirdiği görülme arzusu. Modern bireyin bu paranoyası ve arzusu birbirini besleyen iki duygu. Truman, bir reality show‘da olmayı kendi seçmemiş olabilir, fakat günümüzde bu tür programların ve bunlara katılan insanların sayıları gittikçe artıyor. Sosyal medya, Facebook, Instagram, Twitter, her birimizin hayatının bir reality show‘a dönüşmesine katkı sağlıyor. Hepimizin takipçileri, paylaşımlarımızı günün her anında görebiliyor. Hepimiz birbirimizin takipçisi hâline geliyoruz; her anımızı yalnızca o an yanımızda olan kişilerle değil, bizi takip eden herkesle deneyimleme şansı buluyoruz. Bu bir alışkanlığa dönüşüyor, bir anı yaşamak için o anı yaşadığımızı kanıtlamamız gerektiğini hissediyoruz. Aynı anda hem Panoptikon’un gözetleme kulesindeki kişi hem de kuleden gözetlenen kişi olmayı deneyimliyoruz. Hem gözetlenmekten tedirgin oluyoruz, hem de umutsuzca fark edilmek istiyoruz. The Truman Show, günümüz toplumunun görmeye ve görülmeye dair takıntısını tüm netliğiyle gözler önüne seriyor.

Günümüz gözetim toplumu, çok büyük ironileri de içinde barındırıyor. İsmini gerçek anlamına gelen “real” kelimesinden alan reality show’lar ve sosyal medya üzerine kurulan hayat, gitgide daha sahte bir gerçeklik sunuyor bize. “Gerçeklik” vaadi üzerine televizyon programları ve sosyal medya paylaşımları yapılıyor, gerçek olan ve sahte olan arasındaki belirsizlik gitgide artıyor.

Gerçekliğe Adım Atma Cesareti

Truman’ın gerçekliğindeki son ve geri dönülmez kırılma, yelkenliyle kaçmaya çalışırken yelkenlinin çarptığı duvar kağıdını yırtması oluyor. Bu sınır bizim gerçekliğimizin bir metaforu rolünü oynuyor. Bize sunulan gerçekliğin sınırlarına vardığımızda, o küçük karanlık kapıdan dışarıya çıkıp bilinmeyenlerle dolu ama sahici bir gerçekliğe adım atma cesaretini gösterebiliyor muyuz? Yoksa kendimizi inandığımız sahte bir dünyaya mı hapsediyoruz?

The Truman Show, dünyamızın gerçekliğini sorgularken, içinde yaşadığımız sistemleri de eleştirmek için bir araç görevi görüyor. Sistemler, insanlar onlara inandıkça var olur. Paranın değeri herkesçe kabul edildiği için parayı hizmet ve ürünler satın almak için kullanabiliyoruz. Sistemler ve güç ilişkileri, bize doğanın kuralları kadar normal ve kendi kendine var olan kurallarmış gibi görünerek devamlılık sağlarlar. Siyasi sistemlerin meşruiyeti, toplumun her bir üyesinin yöneticilere sağladığı rızaya dayanır. Bireyler bu sistemleri eleştirme cesareti buldukça, hem ülkelerin özelinde, hem de dünyanın genelinde bu sistemlerin yeterliliğini sorgulayan krizler meydana geliyor: Ekonomik krizler, radikal milliyetçi çatışmalar ve yönetimlere karşı çıkan isyanlar gibi. İnanmak isteyen insan, güvendiği düzeninin devamını sağlamak için inanır; sistemlerin devamının körü körüne bir bağlılıkla sağlanması, Truman’ın ona kurulan dünyada hiç sorgulamadan yaşamasına benziyor. Toplumun bireyleri eski sistemlere inanmayı bırakıp sorgulama cesareti gösterdiği zaman, Truman’ın denizin sonunda bulduğu karanlık küçük kapı gibi belirsizliğe açılan bir çıkış bulmak mümkün: karanlık ve belirsiz ama özgürlüğe açılan bir kapı.

Video YouTube’daki Nerdwriter1 kanalında yayınlanmıştır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi